Kürtler için büyük sınav zamanı

Başurê Kurdîstan’da KDP’nin zamansız, hazırlıksız ve doğru olmayan bir anlayışla gündeme koyduğu referandum KDP’nin beklemediği biçimde sonuçlandı…

Mustafa KARASU

Ne amacına ulaşacak bir meşruiyet sağladı, ne de öngördüğü biçimde konumunu güçlendirdi. Kuşkusuz Türk devleti başta olmak üzere Kürt düşmanlarının bir araya gelmesi karşısında Kürtler ve demokratlar bu Kürt düşmanlığı ve saldırılara karşı durdular, Türk devletinin canlandırdığı Kürt düşmanlığına ve saldırganlığa karşı bir tutum geliştirdiler. Referandum, Kürt düşmanlarının kim olduğu gerçeğini ortaya çıkardığı gibi, Kürtlerin birliğinin önemini ve Kürtlerin politikalarının ne olması gerektiği konusunda da birçok gerçeği açığa çıkarmıştır. Böyle bir hayırlı sonucu olmuştur. Referandum en başta da KDP’nin milliyetçi ve ulus devlet anlayışının Kürtlerin hayrına bir şey olmadığını gözler önüne sermiştir. Özellikle de PKK karşıtlığı temelinde AKP’yle kurduğu ilişkilerin Kürt düşmanı bir ilişki olduğunu herkese göstermiştir. Referandumun en büyük kazanımı, bu gerçeklerin görülmesini sağlaması olmuştur.

Bir daha açığa çıkmıştır ki Türk devletinin politikaları Kürt soykırımcıdır. Bu politika 95 yıldır uygulanmış, ancak tam sonuç alınmamıştır. Kürtler özellikle son 50 yıldır Bakurê Kurdîstan’da bu soykırım politikalarına karşı ciddi bir tutum almışlar ve mücadele içine girmişlerdir. Ancak Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı bu soykırım politikalarını sürdürüp sonuca götürmek istemektedir. Özellikle 2014 yazından itibaren Kürtlerin özgürlük mücadelesini ezip soykırımı tamamlamak için her türlü savaş yöntemini, kirli politikaları ve özel savaşı devreye koymuştur. Bu politikayı yürütürken de KDP’yi soykırım saldırısının maskesi olarak kullanmıştır. “Biz Kürtlere değil, PKK’ye karşıyız” diyerek dünyayı ve Kürtleri aldatmaya çalışmıştır. Şimdiye kadar da bu politikayı belirli düzeyde sürdürmüştür. Ancak referandum sırasındaki tutumu ve Kürt düşmanlarını bir araya getirme politikaları ve çabaları AKP gerçeğini tüm açıklığıyla ortaya koymuştur.

Tayyip Erdoğan’ın kapıları kapatırız aç kalırlar söylemi bile AKP iktidarının karakterini gösterme açısından yeterlidir. Her gün ağır bedeller ödeyecekler diyerek tehditlerini sürdürmektedir. En son olarak da “Kerkük’te sizin ne işiniz var, siz hiçbir zaman orada olmadınız” diyerek Kürt düşmanlığını ortaya koymuştur. IŞİD Kobanê’ye saldırdığında, YPG direnişe geçtiğinde Tayyip Erdoğan “orası Ayn El Arap’tır” diyerek Kürt düşmanlığını göstermişti. Tayyip Erdoğan ve AKP Kürt düşmanlığını o kadar açık yapıyordu ki, bunu görmemek için kör olmak gerekiyordu. KDP yandaşları gibi gözlerini kapamaları ya da devekuşu gibi kafayı kuma gömmeleri gerekiyordu. Ancak Tayyip Erdoğan o kadar pervasızdır ki, artık Kürt düşmanlığını hiç kimseden saklaması mümkün değildir.

Tayyip Erdoğan kendisini Allah yerine koyuyor ve herkesin rızkını kesebileceğini düşünüyor. Herhalde birileri Türkiye için, sizi aç bırakacağız, sizi kim doyuruyorsa doyursun deseydi, Tayyip Erdoğan “Siz Allah mısınız, Allah kullarına rızkını verir” derdi. Ama Başurê Kurdîstanlı Kürtleri açlıkla öldürme tehdidi yapmıştır. Kuşkusuz Kürtler ne Tayyip Erdoğan’ın tehdidiyle ne de ambargoyla aç kalırlar. Ancak Tayyip Erdoğan’ın zihniyeti ve politikalarının anlaşılması açısından bu söylem çok öğreticidir. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarının Kürt düşmanlığına bundan daha açık bir kanıt olamaz.

Tayyip Erdoğan ve AKP’nin politikalarından en fazla ders çıkarması gerekenler KDP ve yandaşlarıdır. Çünkü Kürtlerin yüzde 90’ı Tayyip Erdoğan ve AKP gerçeğinin ne olduğunu biliyorlardı. Sadece Bakurê Kurdîstan değil, Başurê Kurdîstan ve Rojava Kürtleri de çok iyi biliyordu. Ancak KDP kirli ilişkileri nedeniyle tüm Kürtlerin gördüğünü görmüyordu. Hatta AKP’ye karşı özgürlük mücadelesi veren Kürtleri eleştiriyor ve suçluyordu. Tayyip Erdoğan onları öyle bir ters köşeye yatırdı ki, ne söyleyeceklerini bilemiyorlar. Hala bazı aymazlar, “Türkiye demokratik bir ülkedir, bizim dostumuzdur” diyerek gerçeklere gözlerini kapatsalar da güneş balçıkla sıvanmaz. Takke düştü kel göründü. Artık KDP istese de AKP’yi cilalayıp Kürtlere satamaz. AKP de bundan sonra ne yapsa da Kürtleri aldatamaz. Kuşkusuz PKK ve Bakurê Kurdîstan’daki özgürlük mücadelesi karşısında sıkıştıkça ya da Kürt halkının özgürlük mücadelesini tasfiye etmek için zaman zaman yine Kürtleri aldatan psikolojik savaş yöntemlerine başvuracaktır. Ancak Kürtleri artık aldatamaz. Bugün dünyada Kürtler kadar politik bir halk yoktur. Başka halklar kandırılabilir, ama Kürtler kandırılamaz. Tayyip Erdoğan ve AKP’nin söylemleri ve uygulamaları o kadar açıktır ki, bunları hiç kimse dün dündür, bugün bugündür diyerek unutturamaz.

Tayyip Erdoğan’ın aç bırakma tehdidi KDP’nin tutarsızlığına, gevşekliğine ve sıkıntıya katlanamayacağı varsayımına dayanmaktadır. KDP 4-5 ay da olsa ambargoya ve sıkıntıya dayanmaz düşüncesiyle bu tehdit ve şantajı yapmıştır. Halbuki KDP’nin parasıyla ve Başurê Kurdîstan’ı sömürerek ayakta kalan AKP iktidarıdır. Eğer KDP tutarlı davranırsa, Türkiye’den önce ben vanaları kapatıyorum, Türkiye ile tüm ekonomik ilişkilerimi kesiyorum dese paniğe kapılacak ve kaybedecek olan AKP’dir. Nitekim ekonomi bakanı bu gerçeği bildiğinden ambargo olmaz, biz zarara gireriz demiştir. Erdoğan ve düşük profilli Binali Yıldırım şovenizmi şahlandırmak ve milliyetçi tüm kesimleri yanına almak için hala esip gürleseler de ekonomik olarak da gerçek olan ekonomi bakanının söyledikleridir. Ekonomik olarak en fazla zarar görecek olan Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarıdır. Başurê Kurdîstan kısmi sıkıntılar yaşayabilir, ancak Tayyip Erdoğan ve AKP ise iktidarını kaybedebilir. Çünkü Başurê Kurdîstan’daki yağlı, ballı sömürü ve sıcak para gelmezse Türkiye ekonomisi altüst olur. Bunun faturası da Tayyip Erdoğan ve AKP’ye çıkar. Yeter ki KDP 5-6 ay dayansın ve kemer sıksın. 10 yıldır yaşadıkları vur patlasın çal oynasın yaşamdan biraz feragat etsinler. Ekonomik şantajda kaybedecek olan Türkiye’dir. Türkiye ile ekonomik ilişkilerin kesilmesinden tüm Kürtler kazançlı çıkar.

AKP iktidarı KDP’nin siyasi desteği ve Başurê Kurdîstan gelirleriyle 15 yıldır iktidardadır. Kürt Özgürlük Hareketi karşısında KDP desteğiyle ayakta kalmaktadır. KDP desteği olmasaydı Türkiye’deki Kürt inkarcı sistem çöker, Kürt sorununu çözmek zorunda kalırlardı. Kürt sorununu çözmek zorunda kalmak, Türkiye’nin demokratikleşmesi demektir. Eğer Türkiye şu anda demokratikleşmemiş ve Kürt sorunu çözülmemişse bunun son 15 yıldır en temel sorumlusu KDP’dir. KDP, AKP iktidarına tam destek vererek hem Kürt sorununun çözümü, hem Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda olumsuz rol oynamıştır. Buna Başurê Kurdîstan’ın AKP iktidarı döneminde inek gibi sağılması da eklenince KDP’nin Tayyip Erdoğan ve AKP’ye hizmetleri çok fazla olmuştur. Ancak Tayyip Erdoğan kimleri kullanıp atmadı ki KDP’yi atmasın! KDP bugüne kadar o kadar tutarsız ve kişiliksiz politika izlemiştir ki, ileride AKP ile KDP PKK düşmanlığı üzerinden sarmaş dolaş olursa yine kimse şaşırmasın!

Tayyip Erdoğan ve AKP, KDP’nin kişiliksiz ve tutarsız politikaları nedeniyle bu düzeyde tehdit ve şantaj yapıyor. KDP’nin konforlu yaşama alıştığı, sıkıntıya katlanamayacağı hesaplanmıştır. Halbuki ekonomik olarak eli güçlü olan ve ipleri elinde tutan Başurê Kurdîstan’dır. Çünkü bu ekonomik ilişkiden en fazla kazançlı çıkan AKP iktidarıdır. Başurê Kurdîstan ise inek gibi sağılmaktadır. Başur’un tüm zenginlikleri Türkiye’ye akmaktadır. Başurê Kurdîstan’ın imkanlarının yüzde 70’ini, hatta daha fazlasını Türkiye yemektedir. Eğer Başurê Kurdîstan’da son on yılda imkanlar iyi kullanılsaydı ekonomik olarak çok güçlenir, birçok üretimi kendisi yapar hale gelirdi. Ancak Türkiye Başurê Kurdîstan’ı üretimden koparmıştır. “Siz parayı verin biz size her şeyi göndeririz” demiştir. Öyle ki, Türkiye’deki fabrikaların tüm defolu malları bile Başurê Kurdîstan’da satılmıştır. AKP iktidarı bu parayla ekonomisini düzeltmiş ve ayakta tutmuştur.

Şu anda Başurê Kurdîstan siyasetçilerinin ve halkın yapması gereken, AKP iktidarının tehdidi karşısında onurlu duruş göstermek olmalıdır. Ekonomik şantajlar yapan Türkiye ile derhal ekonomik ilişkilerini kesmeli, Türk mallarına ambargo koymalıdır. Türkiye’den gelen hiçbir mal alınmamalıdır. Türkiye’den hiçbir malın Başurê Kurdîstan ve Irak’a girmesine izin verilmemelidir. Bu kadar tehdit, şantaj ve hakaret karşısında ilk onurlu duruş budur. Türkiye en ufak bir sorun çıktığında İtalyan, Fransız, Alman ya da başka bir ülkenin mallarını boykot etmektedir. Kürtler bu kadar ağır saldırı, şantaj ve hakaret karşısında onurlu bir duruş gösterecekse ilk önce bu şantaja boyun eğmemelidir, boşa çıkarmalıdır. Eğer AKP iktidarının bu saldırıları karşısında onurlu duruş gösterilmezse Kürtlerin iradesi kırılır. Hem bağımsızlıktan ve iradeli duruştan söz edilecek, hem de Türk devletinin bu şantajları yenilip yutulacak, bu olamaz. Bu, iradesizlik ve kişiliksizlik olur. Kürtlere ambargo değil, bu iradesizlik kaybettirir.

Hala Türkiye demokratik ülkedir, dostumuzdur demek yalakalık olur, kuyruk sallamak olur. Bu kadar tehdit ve şantajdan sonra hala Tayyip Erdoğan ve AKP’ye tutum alınmazsa hiçbir siyasi güce karşı irade geliştirilemez. Bağımsız irade olmaktan söz edenlerle dalga geçilir. Türkiye’ye dünya faşist derken, dünyanın en baskıcı ve otoriter ülkesi görülürken, BM insan hakları kurumları bile AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan’ı bu tutumundan dolayı mahkum ederken, bu kadar tehdit, şantaj ve küfür altındaki KDP’liler ve Başurlu siyasetçiler hala AKP iktidarının bu saldırılarına karşı tutarlı tutum almıyorsa bu nasıl izah edilir? Bunu hangi Kürt kabul eder? Bu dönemde AKP’ye yaltaklanan siyasetçileri kimse unutmaz.

AKP iktidarının Bakurê Kurdîstan’da Kürt halkına yaptığı ortadadır. On binden fazla siyasetçi tutukludur. Belediye eşbaşkanları ve milletvekilleri tutukludur. Her gün onlarca insan gözaltına alınmakta ve işkencelerden geçirilmektedir. Kürdistan tam bir faşist zulüm altındadır. Halk baskı ve zulüm altındadır. Her gün siviller katledilmektedir. Köylüler bağına, bahçesine, zozanına çıkamamaktadır. Kürdistan ormanları yakılmaktadır. Başurê Kurdîstan’da da Türk ordusunun saldırılarıyla onlarca sivil katledilmekte ve ormanlar yakılmaktadır. Buna rağmen hala bazı KDP’lilerin ve siyasetçilerin Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarını demokratik görmeleri, yumuşak ve sıcak mesajlar vermeleri ne anlama gelir? Bu gerçekten de kişiliksiz bir politikadır. Bazı çıkar ilişkilerinin ifadesi olan Kürtlükten uzak kirli bir politikadır. Buna karşı Tayyip Erdoğan da, Binali Yıldırım da üsluplarını hiç yumuşatmadan şantaj ve hakaretlerine devam etmektedirler. KDP’den tutarlı bir tutum görmediklerinden teslim almak ve tam boyun eğdirmek için baskılarını arttırmaktadırlar.

Halbuki AKP’ye tutum almak tüm Kürtlere büyük kazandıracaktır. Kürtler AKP iktidarına karşı tutum alırlarsa hem siyasi hem de ekonomik olarak kazanırlar. Siyasi ve ekonomik tutum sadece Başurê Kurdîstanlılara değil, tüm Kürdistanlılara kazandırır. AKP iktidarına ise kaybettirir. Eğer AKP iktidarı Başurê Kurdîstanlıların açık ve net tutum alacağını öngörseydi bu onur kırıcı tutumlara girmezdi. Ancak yine de AKP iktidarının karakterini açık ortaya koyması hayırlı olmuştur. AKP iktidarı ile Başurê Kurdîstan ilişkileri Kürtlere çok zarar veriyordu. Kürtlerin önüne bu zarar verici durumdan çıkması için bir fırsat doğmuştur. Aslında bu fırsat KDP’yi de kirli ilişkilerden ve Kürtlere verdiği zarardan kurtarabilir. Zaten KDP ya bu fırsattan yararlanarak AKP ve Türkiye ile kirli ilişkilerinden kurtulacak, Kürt ulusal birliği içinde olumlu bir rol oynayacaktır ya da bu fırsatı kaçırarak daha fazla teslim olmuş ve Kürtlere daha fazla zarar veren bir duruma düşecektir. Özcesi, KDP ya bu krizi fırsata çevirir ya da bu kriz KDP’nin sonunun başlangıcı olur.

Şu anda Başurê Kurdîstan’da 18 yerde Türk devletinin işgal güçleri bulunmaktadır. AKP iktidarı ise her gün Başurê Kurdîstan ve tüm Kürtleri tehdit etmektedir. Başurê Kurdîstan sınırında askeri tatbikat yapmaktadır. Hatta bu tatbikatlarına Iraklı askerleri de dahil etmiştir. Bu durum karşısında Başurê Kurdîstan topraklarındaki tüm askeri noktalar düşman üsleridir. Buradaki tüm askeri ve istihbari güçler bu tehdidin Başurê Kurdîstan’daki kollarıdır. Bu askerler işgal gücüdür. Kürtlerin özgür ve bağımsız iradesi için en büyük tehdittir. Başurê Kurdîstan’dan bu üsler sökülüp atılmadan ne siyasi güçler ne de halk irade kazanır. Bu açıdan şu anda Başurê Kurdîstanlı siyasi güçlerin ve halkın yapacağı ilk iş, bu askeri güçlerin çıkarılması için harekete geçmek olmalıdır. Gençler, kadınlar ve tüm Başurê Kurdîstan halkı ayağa kalkarak bu üslere doğru yürümelidir. KDP’nin ya da Başurê Kurdîstan hükümetinin tutarsız söylemlerine ve kişilikli olmayan duruşuna bakmadan bu üslerin Başurê Kurdîstan’dan atılması için ne gerekiyorsa o yapılmalıdır. Başurê Kurdîstan’da ancak böyle bir irade ortaya konulursa özgür ve bağımsız duruştan söz edilebilir.

Bağımsız irade olmak en onurlu ve kutsal duruştur. Bu duruş devlet ve iktidar olmakla sağlanamaz. Dünyada en bağımlı ve en kişiliksiz duruşları tarihten bugüne devletler ve iktidarlar göstermiştir. Halklar ise baskı ve zulüm karşısında özgür ve bağımsız irade olma mücadelesi vermişlerdir. Başurê Kurdîstan özgür yaşam ve bağımsız irade konusunda bir sınav verecekse bu ilk önce işgal güçlerine karşı tutumda ortaya konulmalıdır.

Şu anda Kürtlerin ihtiyacı olan şey ulusal birliktir. Bu açıdan sömürgeci güçlerle her türlü kirli ilişki bırakılmalıdır. Devlet sınırı çizme peşinde koşmak yerine, iradeli duruş göstermek gerekir. Kürtler birlik olur ve iradeli duruş gösterirlerse özgür de olurlar bağımsız da. Yoksa irade kırma saldırısı karşısında irade ortaya koyamazlar. Şu anda Kürtlere karşı bir irade kırma saldırısı vardır. Buna Kürtler birlik içinde karşı koyabilmelidirler. Tehdit ve şantajlarda bulunanlara karşı bağımsız ve özgür irade ortaya konulmalıdır. Bu açıdan AKP iktidarının tehdit ve şantajına karşı tutum büyük bir sınav olacaktır.

KAYNAK: YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles