Home / YAZARLAR / AHMET HALUK ÜNAL / Küresel şer ittifakı

Küresel şer ittifakı

Atlantik Paktı ve Rusya Federasyonu, söz birliği etmişçesine Türk işgal güçlerine yol verdiler.

Peki onlar da PYD nin “terörist olduğuna mı inanıyorlar?

Bağımsız bir Kürt devleti kuracağını mı düşünüyorlar?

Ya da iddia edildiği gibi Türk sınırlarının içine taciz veya tecavüde bulunduğuna ilişkin bilgileri mi var?

Ya da PYD’nin müzakere edilemez, ancak sopayla hizaya getirilebilir bir güç olduğuna mı karar vermişler?

Bu sorulara evet demek için ya bilinçli bir Türk devlet görevlisi, ya da bu iddialara inanacak kadar militan bir Erdoğancı olmanız gerekir.

Üstelik Rusya, bırakın PYD’yi onun üst belirleyeni olduğu iddia edilen PKK’yi bile, “terörist olarak görmediğini” defalarca, resmen açıkladı.

Yaptıkları bu seçimin yıkıcı, kanlı sonuçlarını öngörmemiş olabilirler mi sizce?

Türk devleti, YPJ/YPG nin güçlü ve şaşırtıcı bulunan savunma altyapısını aşabilirse; Erdoğan’ın pervasızca ilan ettiği “etnik temizliği”; “yüzbinlerce cihatçının Afrin’e iskan edilmesini;” direnişi aşamazlarsa da, uçaklarla yaratacakları sivil, insani yıkımın boyutlarını öngörememiş olabilirler mi?

Bence de yanıt belli; öngörmemiş olamazlar.

Kapitalizm çağında savaş da büyük bir yatırımdır ve sonuçları bu bakımdan çok iyi hesaplanabilir.

Peki, göz göre göre, – tıpkı ABD’nin Irak işgali gibi tamamiyle yalan beyanlar ve dezenformasyon üzerine kurulu- her koşulda sonuçları “etnik temizlik” anlamına gelecek bir işgale neden göz yumuyor olabilirler?

Irakta yapmışlardı; sonuçlarından bakarak gördük ki, küresel sermayenin çıkarları buna ihtiyaç duyuyordu.

Saddam sermaye akışı için bir damar tıkanıklığıydı ve kısmen başarılı bir bypass yaptılar.

Vietnam’da başaramamışlardı; Irak’ta başardılar, ama hasta hala yoğun bakımda.

Irak petrolleri Avrupalı şirketlerden ABDli şirketlere geçti.

Suriye’de başlangıçta bizzat ABD, Katar, Suud ve Türkiye tarafından desteklenen IŞİD ve “yeşil kuşak” kalıntısı cihatçıların Suriye’yi kan gölüne çevirmesi de Saddam’ın alaşşağı edilmesi gibi bir emperyal “yıkım planı”ndan başka bir anlam ifade etmiyordu.

2011 de ABD’nin sert bir dönüşle vazgeçmiş göründüğü; Türkiye’nin ise inatla devam ettiği stratejinin içe yansıyan ilk sonuçlarını ilerleyen yıllarda FETÖ-AKP savaşı olarak izledik.

Suriye’de de ABD ve RF’na göre “savaşın sonuna gelinmiş artık masa kurulmuşken”, 7 yıl boyunca savaşın dışında kalmayı başarmış bir toprağın Türk devletine hediye edilmesi; üstelik bir “etnik temizliğe” kapı aralanmış olması, neyin nesi?

 

Küresel emperyal iştahın nesnesi

Bu sorunun yanıtını bulmak için, bütün suç hikayelerinde suçluyu bulmak için izlenen klasik yolu izlemek şart; parayı takip edeceğiz.

Bunun için – 2015’ten bu yana çok yakından izlediğim Kürt Özgürlük Hareketi medyasında nedense kullanmaktan uzak durdukları bir bilgiye- kadim Kürt coğrafyasının tamamına yeraltı yer üstü zenginlikleri bakımından bakmak gerekiyor.

KÖH, neden her açıklamada bunu hatırlatmaz, hiç anlamadığımı not düşüp devam edeyim.

Bu konuda yapılmış ilk derli toplu ve yerli araştırma olan “Kürdistan ve Enerji Kaynakları” (Kibele Yayınları) adlı katabın yazarı Kadim Laçin’den aktarıyorum.

“Bu yasaklı ülke bugün petrol’de dünya’nın beşinci-altıncı büyük reservine sahiptir. Eğer 150 milyar varil petrol ve gaz tahminleri onaylanmış rezerve dönüşürse bu Kürtleri dünyanın üçüncü sırasına oturmasını sağlar. Kürdistan’ın her beş parçada ki petrol ve enerji kaynakaları toplandığında ise ikinci sıraya yükselmesi gerekmeketedir. 2013 yılına gelindiğinde dört parçalı Kürdistan, 100 milyar varil petrol reservi, trilyonlarca metreküp gaz, uranyum gibi en değerli kaynaklarıyla, yeryüzünün en kalabalık ve en parçalı devletsiz tek topluluğu; Dünya’nın kurulu sistemlerinde, nizamında varlığı bile görülmeyen tek ulusu olarak tarihe geçti.”

Yüz yıl önce 4 parçaya ayrılmış; 4 yerel sömürgeci işbirlikçi devlete emanet edilmiş bu coğrafya için küresel mutabakat onyıllar boyunca; Kürt halkının başını katiyen kaldırmayıp, çok karlı bu düzeni bozmaması yönündeydi.

20 yüzyılın sonunda “demirperde”nin yıkılmasıyla, sosyalist denilen ülkelerin hegemonya alanları da serbestleşti. Bunun anlamı çok açıktı; 21 yüzyıl tarihin en çetin yeniden paylaşım savaşlarından birine daha sahne olacaktı.

21 yy’ın başında gündeme gelen ve Saddam’ın düşürülmesiyle başlayan Ortadoğu paylaşımı belliydi ki, Suriye, İran ve Türkiye ile devam edecekti.

Elbette öncelik önceki yüzyılda “demirperde”nin korumasında olan “haydut devletlere verildi; Irak, Suriye. Sıradaki İran ve Türkiye üzerindeki paylaşım savaşını da bütün sonuçlarıyla yaşıyoruz.

Sadece petrol ve doğal gaz diye bakarsanız Türkiye’yi bu denklemde tam yerine oturtmak biraz zor olabilir. Ama bu zenginlikler içinde orta vadede birinci sıraya çıkacak olanın, su kaynakları (ve enerjinin transfer yolları) olduğunu hatırlarsanız, Türkiye’nin önemi de anlaşılır.

 

Kürt uyanışı ve KÖH

Yirminci yüzyılın Ortadoğu dengesi ilk olarak Irak işgaliyle bozuldu. Bu sürecin sonucunda ilk kez Irak federal bir modele kavuştu. Böylece – Mehabad Kürt Cumhuriyeti’ni saymazsak- ilk kez uluslararası kabule dayanan bir Kürt bölgesi ortaya çıkmış oldu.

Peşmergenin onyıllar süren mücadelesini, Güney Kürdistan halkının ödediği çok ağır bedelleri unutmamak kaydıyla; bu “kazanım”ın anahtarı Barzani sülalesinin kadim Amerikancılığında saklıydı.

Ancak, Kürdistan’ın diğer üç parçasında durum farklıydı.

Bu parçalarda Abdullah Öcalan’ın önderliğini yaptığı ve fikriyatını kurduğu Kürt Özgürlük Hareketi, belirleyici, oyun kurucu bir güce dönüştü.

İran, Suriye ve Türkiye devletlerinin bütün ortak sindirme ve tasfiye çabalarına rağmen KÖH, istikrarlı bir biçimde büyüdü ve geniş kitlelerce desteklenir hale geldi.

Üstelik ikibinlerden itibaren geleneksel sosyalizmi de terkedip, tarihte ilk kez kendisini bir kadın partisi olarak ilan etti; özgürlükçü sosyalist bir yaklaşımla Kürt diasporasında da belirleyici güç haline geldi.

2011 yılından başlayarak Arap Baharı’nın yarattığı siyasi kriz, Suriye’de de merkezi devletin yıkılmasına, PYD’nin bir güç olarak ortaya çıkmasına imkan sundu.

“Barzanicilik” ten sonra sıra “Apoculuğa” gelmişti. Batı Kürdistan’da üç kantonda ilan edilen demokratik özerklik, ilk kez “Apocu” perspektif ışığında toplumsal yaşamın düzenlenmesine imkan sunacaktı.

Üstelik eş zamanlı olarak Barzaniciliğin hakim olduğu Güney Kürdistan, hızla büyük bir siyasi ve ekonomik krize sürüklendi.

Barzani’nin referandum jokeri de bu çöküşü durduramadı. Son bir yıldır Güney Kürdistan’ın Barzanici halkı da “Apo”cuları çok dikkatle dinlemeye başlamış görünüyor.

Gelinen noktanın özeti ise; “Apoculuğun”/Özgürlükçü sosyalist perspektifin “enerji cenneti” dört parça Kürdistan’da belirleyici bir güce dönüşmüş olması; işte size, kapitalist-emperyalist sistem için bir “kabus senaryosu.”

 

Çöktürme harekatının Afrin cephesi

Herkesin malumu, T.C. sınırları içinde Öcalan’ın önerisiyle oluşan HDK/HDP’ye yönelik 2015 tarihli tasfiye operasyonunun adı “çöktürme harekatıydı.”

Şu anda başlatılana farklı bir ad vermiş olsalar da stratejik olarak “çöktürme harekatının” bir devamı niteliğinde.

Afrin harekatını da bu operasyondan ayrı algılamak çok yanlış olur.

Afrin, söz konusu tasfiye harekatının üçüncü ve en büyük cephesi.

Kuzey (Türkiye) Kürdistan’da esas olarak karadan, Güney (Irak) Kürdistan’da ancak havadan yürütülebilen harekat, Batı (Suriye) Kürdistan’da ise hem havadan hem karadan yürütülüyor.

Bunun anlamı açık, her halükarda, TSK işgali başarsa da başaramasa da bu harekat bir “etnik temizlik”, büyük bir yıkım anlamına gelecek.

Hava harekatı savaşçılara, tıpkı kuzey ve güney Kürdistan’da olduğu gibi ciddi bir etki yapmıyor.

Hatta tanklar bile sınırlı bir etkiye sahip.

Kobane direnişini ya da Cizre, Nusaybin, Sur vb hendek direnişlerini hatırlayın.

Kentler tanklarla kuşatılıp, gece gündüz bombalansa da gençlerin cephanesi bitene kadar kara gücü mahallelere girememişti.

Ama evler yıkıldı, bodrum katlarında silahsız siviller napalm benzeri silahlarla yok edildi.

Afrin’de de durum aynı. Uçaklar 2 şehir 336 köyden oluşan bu coğrafyada taş taş üstünde bırakmayacak; binlerce sivili katledecek; onbinlercesini de göç denilen sivil ölüme sürecektir.

Kısacası emperyal güçlerin tamamı bu harekatın kaçınılmaz bir “etnik temizlik” olacağını gayet iyi biliyordu ve buna rağmen yol verdiler.

Değerli Kürt gazeteci Necmettin Salaz dün yaptığı bir röportajda bu küresel kirli ittifakın anahtarını anlamamız için çok isabetli bir kanıt sundu; “Hatırlarsanız bir kaç gün önce bir ABD’li yönetici Rojavalı Kürtlere aynen şunu söyledi; ‘Sahada iyi savaşçı olmanız, IŞİD ile mücadeledeki başarınız siyaseten istediğiniz her şeyi yapabileceğiniz anlamına gelmez’.”

Hoolywood filmlerinde çok kirli bir işi yapması için hapisaneden bir suçlu şartlı tahliye edilir. Ölüm riski yüksek bir görevi başarır ve sağ kalırsa affedilecektir.

Ergenekon/Erdoğan ittifakı ile emperyal güçler arasındaki anlaşmayı da böyle kabul edebiliriz.

Ortadoğu Dünya’nın kalbidir. Orada enerji kaynaklarının kalbinde yeşeren özgürlükçü sosyalist bir projeyi ezmek de “Birleşmiş Devletler”in öncelikli görevidir.

TSK’nın yenilgisi Türkiye’nin değil Erdoğan ve Avrasyacıların (faşist diktatörlüğün) yenilgisi olur ki, emperyal güçlerin de bir süre ikinci plana ittikleri iç çatışmalarını tazeler,  bazı ittifakları çatlatır veya parçalar; insan merkezli yeni bir ülke kurmak için olağanüstü bir fırsat doğar.

Yok eğer, Kobaneyi savunduğumuz gibi Afrin’i de savunmayı başaramazsak; çok uzun ve karanlık bir tunel bizleri bekliyor.

 

About Ahmet Haluk Ünal

Ahmet Haluk Ünal

Check Also

Filistin’den Kürdistan’a bir simgesel mübadele-Abdurrahman Aydın

Yıllar önce, henüz çocukken seyrettiğim bir görüntü belleğime kazınıp kalmış. 1987-1993 İntifadasından bir video görüntüsü… …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *