Kovboyun ölümü

Öncelikle bu hafta yazıya okurlardan özür dileyerek başlamak istiyorum. Çünkü geçen haftaki yazıda Trump ve ekibi için ataları kıyıcı kovboyların geleneklerini izliyorlar demiştim. Yanılmışım! Meğer onlar Marvel Comics’ten fırlamış birer “süper kahraman”mış. Bunun kanıtı da ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın aşağıdaki sözleri.

Tillerson İtalya’da Nazilerin katliam yaptığı bir yeri ziyaret ederken, ”Dünyanın neresinde olursa olsun, masumlara karşı suç işleyen herkesin hesap vermesini sağlayacağız.” demiş. Boşuna ABD’nin Hitler’in yükselişindeki payını, kaç defter dolduracağını bilmediğimiz “ABD müdahalecilik tarihi”nin suçlarını falan sorgulamasını beklemeyin. Biz kendi meselemize dönelim. Bu “süper kahraman”ın kovboy ataları, önemli ölçüde kendi kıtalarında katliamlara imza atarlarken, onun yerine bu kez saldırı alanı olarak hudutsuzluk ikame edilmiş, zaten Tillerson gibi Exon Mobil’in eski CEO’suna da ancak bu yakışır.
Bu gülünç gibi gözüken ama gerçekte fazlasıyla ağlanacak halimizi anlatan girişten sonra asıl konuya gelelim. Geçtiğimiz hafta ABD’nin Suriye saldırısı sonrası, Trump’ın ABD yerleşik düzeni açısından “makbul” görülmeye başladığını öncelikle altını çizelim. Saldırının yapılmasında “düğmeye basan” Trump olsa da, asıl karar veren yani bastıranın o olduğu şüpheli. Bu konuda uzun zamandır süren çekişmelerin, müesses nizam lehine sonuçladığını söylemek yanılgı olmaz. Trump’ın bu saatten sonra başkanlık koltuğunda oturmaya devam edebilmesi, savaş sanayi-Pentagon eksenli politikaların ne ölçüde “militan”ı olabileceğine bağlı. Şimdiden “başarılı” bir iş adamının fütursuzluğuyla bunu yapabileceğini gösteriyor.
Şayrat hava üssüne yönelik saldırı sonrası, eğer “güvenli bölge” gibi Erdoğan rejimiyle birlikte bölgenin kaybedenleri kendi lehlerine yeni adımlar atmazlarsa, bu saldırının onlar açısından dişe dokunur bir sonucu olmayacak. Aksine bu saldırı İran ve Rusya arasındaki stratejik yakınlaşmanın pekişmesine neden oldu. Batı ve İsrail’in tersine çabaları buharlaştı. Muhtemelen bundan sonra da Erdoğan rejiminin Rus uçağını düşürmesindekine benzer bir süreç yaşanacak, Suriye’nin doğusu hariç belki Batılı güçler uçamayacak. Zaten “DAİŞ karşıtı koalisyon” içinde Belçika’nın hava saldırılarından çekilmesi gibi adımlar atılmaya başlandı bile.
Rusya ve İran’ın son dönemde yeni ticari anlaşmalar, turist gruplarına vize serbestisi, S-300 hava savunma sistemi satışı gibi işlerle yakınlaşmasına, bir de Ruhani’nin Moskova ziyareti öncesi “Rusya’nın gerektiğinde geçici süreyle İran üslerini kullanabileceği” ikramı eklenmişti. Karşı tarafın hamleleri elbette onları da çevrelerine çeki-düzen vermeye zorluyor. İran bunu Ermenistan’la ve Azerbaycan’la da son dönem ticari-diplomatik ilişkileri geliştirerek, kendini Azerbaycan üzerinden gelebilecek olası bir atağa karşı güvenceye almaya çalışıyor. Arap Birliği ve onları destekleyen ABD, İngiltere, İsrail ve Türkiye’nin İran’a dönük çevirme harekatı İran’daki hakim rejimin yumuşama olasılığını zora sokuyor. 19 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimler öncesi muhafazakar kanata fiilen destek çıkmış oluyorlar.

İran’a karşı çevirme harekatı

Geçtiğimiz haftalarda yapılan Arap Birliği toplantısı sonuç bildirgesine damgasını vuran şeylerden biri, Suriye’de daha aktif olunmasıydı, bunu kimyasal silah meselesi sonrası gelen saldırıyla yaşadık. Diğer bir dikkat çekici şeyse İran Körfezi’nde bulunan İran kontrolündeki Ebu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adalarıyla ilgili Birleşik Arap Emirlikleri(BAE) ile olan anlaşmazlıkların gündeme getirilmesiydi. BAE ile İran arasındaki sorunun kökeni tahmin edeceğiniz gibi eski. Bu adalar bir enerji koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı kontrol edebilmek için önemli. Adalar BAE’nin eline geçerse pekala İran’ın en önemli petrol satış yolu tıkanmış olur. Mesele zaten şimdi adaların kontrolünden çok İran’a karşı cephe açmanın bir bahanesine dönüşme olasılığı bu durumu anlamlı kılıyor.
Çevirme harekatının bir parçası da Suudi Arabistan ve ABD’nin gayretleri sonucu Irak’ta İbadi hükümetinin tutum değişikliğinde görülüyor. İbadi olası bir İran savaşında tarafsız kalacaklarını açıkladı. Bu durumun Irak’ta iktidar çekişmelerini artırması kaçınılmaz.
Yine çevirme planınında yeni bir cephe ise İsrail-Lübnan arasında açılabilir. İsrail, Hizbullah’ın varlığını gerekçe göstererek, Lübnan’ı tehdit ediyor. Hizbullah’ın en başta askeri-siyasi gücünün büyüklüğü ve başka nedenlerle de Lübnan’dan ayrı tutulması mümkün değil. Dolayısıyla olası bir İsrail saldırısı Lübnan’da yaşayan insanların tamamına yapılmış olacaktır.
Yazıyı “süper kahraman”ın yeni macerasıyla bitirelim. ABD Kuzey Kore’ye gözdağı vermek için bölgeye bir taarruz filosu gönderdi. Umarım sadece gözdağıyla kalır, yoksa başta kendi müttefiki Güney Kore olmak üzere bölge ülkelerini ateşe atmış olur. Bizden söylemesi, patlayan nükleer bombalardan sonra ölen milyonlarca insanı hayata döndürmeye, bildiğimiz hiç bir “süper kahraman”ın gücü yetmez.

yeni özgür politika
12.04.2017

Related Articles