Kulakları olan işitsin…Özgür Amed

Belki de Kürt ve Kürtlük meselesinde sil baştan ele alınması gereken konulardan biri, gerçekten onun parçalı halidir. Parçalı derken ulusal anlamdaki parçalılıktan söz etmiyorum. Kavram olarak yerle bir edilmesi, dağıtılması, şeyleştirilmesi ve göreceleştirilmesinden bahsediyorum. Bilge’nin deyimi ile ‘olgu bozulduğunda algısı da bozulur.’ Zaten gelip tosladığımız yer de bu oluyor.

Konu ‘Kürt gerçekliğinde’ varlık konusuna geliyor. “Kürtleri varlık, oluş ve bilinç halinde tanıtlamaya çalışmak, konunun köklü kavranmasının temelidir” görüşü bugün çok daha aydınlatıcı bir referans noktası olarak önümüzdedir. Bu konu elbet çok uzun ama güncel gelişmeler şahsında tekrar hatırlatmak istiyorum.
Son süreçte Efrîn’de yaşanan ve dünyanın gözü önünde tecelli eden sözleşmeli izleme, suskunluk, barbarlık hali bu konuda genel fikir verebilir.

Şu artık nettir: Kürt ancak parçalı olduğunda birileri için bir anlama sahip. Şöyle ki:
Biri Müslümanlığını sadece alır, biri kadına bakış açısını, biri sadece direngen yönünü, biri sadece iyi niyetini sömürmek için, biri sadece barışı isteyen duygularını, biri onun tarihsel yolculuğunu, biri kullanmak ve cılkını çıkarmak üzere onun eksik yönlerini alıyor. Biri ucuz iş gücü olmasını, biri cehaletinden diğeri birikiminden faydalanıyor…

Olan ne? Herkes ‘kendi Kürdünü’ yaratma derdinde. Kimse Kürdü bütünlüklü kabul etmiyor. Etmek istemiyor. Onun birden çok talebi olacağı fikrine dehşetle bakıyor!

Kürt, bütünlüklü olamaz.

Muhafazakâr ise orada kalacak; yoksul ise fazla ses etmeyecek, eziliyorsa bunu şans bilecek. Bilmiyorsa bunu dert edip düşünmeyecek. Çok çalışıyorsa bunu sorgulamayacak.

Hele kadınları zaten sesini etmesin! Evinde işine gücüne baksın…

Kürt, kendisine yeten bir özne olma iddiasını ortaya koyduğunda ya da kendisini eleştiren, yüzleşen bir durum yarattığında vay sen misin bunu yapan, yok bunu diyen yok bunun kavgasını veren!

O zaman hepsi birleşiyor bu duruma karşı. Çünkü hepsi bir yerini almak, değerlendirmekle aslında kendi Kürdünü yaratmanın derdinde olduğunu söylemiştim.

Yan yana gelemezmiş gibi duran, birbirine düşman yapı/kurum/kişi tam da bu mesele şahsında çok rahat yan yana geliyor. Saldırmasının, onu dün kabul ederken bugün yadsımasının sebebi; köle niyetine boyunduruk altına aldığı

Kürt parçasının elinden gitmesi.

Nefreti bunadır.

Hele bunun özgürlük iddiası varsa o Kürt en nefret edilesi Kürt imgesine dönüşür.

Bu realite tesadüfi değil, tarihsel bir sürecin sonucudur.

Ve sürekli yeniden üretiliyor. Efrîn’in bir okumasını da bu gerçeklik üzerinden yapmak mümkün.
Özce, Kürt ancak parçalı ve işe yarar kısmını kendince sömürenler için anlamlı. Diğer taraftan tehlikeli.
Hepsi birleşebiliyor. Bugün ülkede faşizmin tırmandığı yer, belki de en yüksek yerdedir. Alakalı alakasızı Kürde karşı kin kusuyor, laf ediyor, fütursuzca kendine alanlar açıp hak belliyor. Sağı/solu, cahili/akıllısı, işçisi/işsizi, genci/yaşlısı ve aklınıza gelecek her kesim birden birleşti. Çünkü kafalarındaki Kürt imgesi yıkılsın istemiyor. Ayrıcalıklarından kurtulmak istemiyorlar.

Dincisi ses etmiyor, ama utanmaz bir şekilde hâlâ propagandasını yapıyor. Avrupası ses etmiyor ama endişe açıklaması yapıyor. Liberali ses etmiyor fakat ‘ama’ ile başlayan cümleleri bol. Aydını genel olarak ses etmiyor ama ilk fırsatta Kürdün sosyolojisini anlatmaya girişip, tez falan yazıyor, Kürde akıl veriyor.

Kime ait olduğunu bilmediğim, sevdiğim bir söz var. “İmtiyazlı olmaya alışmışsan eşitlik sana zulümmüş gibi gelir.” Eşitliğin zulüm sayılacağı yerde bir de ‘özgürlüğü’ düşünün, onu fikrinin dillendirilmesini düşünün. Zaten son kırk yıldır bitmek bilmeyen topyekûn savaş, kültürel kırımın bir sebebi de bu itiraz değil midir? Bu sağ iken içine koyulduğumuz mezardan uyanma hali değil midir?

Psikoloji literatürüne “Özgür Kürt Nefreti“ diye bir hastalık, belirti adı konmalıdır diye düşünüyorum. Son iki aydaki toplumsallık, siyasi gelişmeler ve ulusların tavrını üst üste koyduğumuzda, bir de bunu tarihsel toplum gerçekliğine vurduğumuzda hastalığın ne dehşet bir boyuta vardığını görebiliyoruz.

Hz. İsa kalabalıklara hitap ederken “kulakları olan işitsin” diyormuş.

Bugün kendini sağıra vuranlar, körlüğe yatanlar, dün güzelleme yaparken bugün karalayanlar, en olmadık şekilde hastanede bile bombalara maruz kalan çocukların ölümünden zevk alıyorlar.

İşitmek, görmek istemiyorlar. Madem beni kabul etmiyorsun, al sana diyor!

Devlet, işte bu gruplar, sınıflar adına oluşturulan yapının adıdır; hepsi bugün rahatlıkla onunla uzlaşıyor. Yanında yer alıyor…

Özgürlükçü Demokrasi

Related Articles