Kolombiya’nın geleceği tehlikede-Tobias Franz

Kolombiya Cumhurbaşkanı Manuel Santos, yaklaşık bir yıl önce Kolombiya-Devrimci Silahlı Kuvvetleri-Halk Ordusu (FARC-EP) ile bir barış anlaşması imzaladı ve on yıllardır devam eden bir savaşı bitirerek FARC’ı bir gerilla ordusundan yasal bir siyasi partiye haline getirdi. Bunu, ilk anlaşmanın kıl payı reddedilmesine karşın – aynı yıl yapılan halk oylamasında Kolombiyalıların yüzde 50,2’si anlaşmaya karşı oy kullanmıştı – yaptı. Referandumda yaşanan kutuplaşma, anlaşmanın Kongre’de onaylanmasından beri git gide yoğunlaştı. İnsan hakları savunucuları ve Kolombiya’nın ötekileştirilen kesimleri kendilerinin siyasi katılımına şekil veren şiddetli baskıyı azaltmak için barışa bel bağlarken, sağ ve seçkin kesimler iç savaşın yol açtığı korku ve çatışma iklimini tercih ediyor.

Sağ kanattan gelen yeniden askerileşme yönündeki öneriler barış sürecini devam ettirmeye duyulan bağlılıktan daha popüler hale gelirken, barış anlaşması pek de şaşırtıcı olmayan bir biçimde istikrarlı olmaktan uzak. Kolombiyalılardan da böyle bir ortamda bir dizi ulusal seçim için sandıklara gitmeleri isteniyor (bunlar, muhtemelen ülkenin yakın tarihinin en önemli seçimleri olacak): Önce, kongrenin her iki kanadı için parlamento seçimleri ve 27 Mayıs’ta da cumhurbaşkanlığı seçimleri düzenlenecek.

SANTOS OYUN DIŞI KALDI

Başkanlık ofisinde geçen sekiz yılın ardından Başkan Santos anayasal olarak tekrar seçime giremiyor. Kendisi, FARC’la barış sağlama çabaları nedeniyle hem kendisinin geleneksel olarak sağcı tabanında, hem de toplumun ilerici kesimleri arasında hiç popüler değil. Dahası, Santos’un Ulusal Birlik Partisi şu anda Senato’daki en büyük grup olsa da, parlamento seçimlerinde çoğunluğu kaybedecek [bu seçimler, yazarın öngördüğü gibi sonuçlandı]. Parti ayrıca, Santos’un popülaritesindeki keskin düşüşe rağmen yeni bir başkan adayı çıkarmayı da başaramadı.

Santos’un koalisyon hükümetindeki diğer partiler gemiyi terk edeli çok oldu. Santos’un ilk koalisyon ortaklarından biri olan Liberal Parti, mevcut iktidarla arasına mesafe koymak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Dahası, bu tavır, Santos’un barış görüşmelerinde baş müzakerecisi olarak seçimi kazanma şansı zayıf olan başkan adayları Humberto de la Calle için hâlâ yeterli olmayabilir. Sağcı Radikal Değişim gibi diğer koalisyon partileri ise geçtiğimiz günlerde Kolombiyalıları “yerel güvenlik cephelerini yeniden faaliyete geçirmek ve sivil güvenlik güçleri için gönüllüler toplamak” yönünde bir çağrıda bulunan, eski başkan yardımcısı Vargas Lleras’ı destekliyor.

Lleras’ın söylemi 2000’lerin başındaki ‘para-politika’yı, yani siyasi liderlerin FARC’a karşı paramiliter (devlet yanlısı sivillerin de savaştığı mücadele biçimi) bir seferberliğe desteklerini feryat figan ifade ettiği dönemi anımsatıyor. Bu söylem, Kolombiya halkının aşırı dağ kesimlerini, özellikle de bu seçimlere katılamayan eski cumhurbaşkanı Alvaro Uribe’nin destekçilerini kazanmayı amaçlıyor.

Uribe’nin Demokratik Merkez Partisi hâlâ eski başkanın iradesine en iyi şekilde hizmet edebilecek popüler bir aday bulma sürecindeyken, çeşitli sağcı adaylar son derece popüler olan eski cumhurbaşkanının desteğini almaya çalışıyor. Bu adaylar arasında, hepsi de FARC’la barış anlaşmasına karşı çıkan şu isimler bulunuyor: Eski başmüfettiş Alejandro Ordóñez, eski senatör ve savunma bakanı Marta Lucia Ramirez ve Senatör Ivan Duque Marquez. Kolombiya’nın yakın geçmişini lekeleyen devlet destekli insan hak ihlalleri dönemine geri dönme vaatleriyle, birbirlerinin bir adım önüne geçmeye çalışıyorlar.

HALKI KOMÜNİZM “TEHDİDİYLE” KORKUTUYORLAR

Bu duruma klasik bir Kolombiya olgusu eşlik ediyor: Latin Amerika’da komünizmin hayaleti çağrılıyor. Aşırı sağcılar sürekli olarak, yakındaki Küba ve Venezuela’daki Castro-Chavismo’nun Kolombiya’yı ele geçireceğine dair uyarılarda bulunuyor. Barış anlaşmasını savundukları için öldürülme riskiyle karşı karşıya bulunan insan hakları aktivistleri ve toplum liderlerinin önündeki gerçek tehlikelere rağmen, ana akım medya yorumcuları komünizmin alttan alta güçlenmesinin ve ‘cinsiyet ideolojisi’nin tehlikelerine yoğunlaşmayı tercih ediyor.

Bu bölünmenin ortasında çoğu Kolombiyalı umutlarını FARC’la imzalanan barış anlaşmasının bir destekçisi olan Sergio Fajardo’ya bağladı. Medellin’de belediye başkanlığı ve Antioquia’da vali olarak görev yapmış olan eski matematik profesörü Fajardo’nun dikkat çekici bir görünüşü var: Mavi kot pantolon giyiyor, kravat takmıyor ve gömleğinin kollarını kıvırıyor. Kendisini halktan biri olarak yansıtmak için çok çabalıyor; “los de siempre”den (olağan şüpheliler’den) farklı; Uribe’den farklı; Santos’tan farklı. Ve solcu Alternatif Demokratik Merkez Partisi’nden (PDA) Senatör Jorge Robledo ve Yeşil İttifak Cephesi’nden Claudia López’in de içinde bulunduğu Kolombiya Koalisyonu’nun desteğiyle, ilerici halkın oylarının büyük kısmını almayı hedefliyor.

Fakat Fajardo FARC ile yapılan barış anlaşmasını savunsa da, gerçek ve kalıcı bir barış için gereken yapısal değişimlerin altını oyacak türden  neo-liberal politikalara meylediyor. Bunun örneği, Medellin’deki sicili. Fajardo Medellin’de, sivil toplum örgütlerini ve sosyal hareketleri, yerel iş gruplarını ve ticaret odalarını birbirine bağlayan “Citizen Commitment” (Halkın Bağlılığı) adlı bir koalisyon oluşturdu. Yüksek oranda şiddet ve eşitsizlikle tanınan Medellin’de pek çok insan, gerçek anlamda siyasi, toplumsal ve ekonomik bir değişim yaratacak bir araç olarak bu koalisyona umut bağladı. Buna karşın, 2003’teki seçim zaferinin ardından Fajardo’nun yönetimi yerel işletme sahiplerinin çıkarları doğrultusunda çalıştı. STK’ların sözcüleri ve koalisyondaki toplumsal hareketler dışlandı.

FAJARDO BEKLENTİLERİ KARŞILAMIYOR

Sergio Fajardo

Hiç şaşırtıcı olmayan biçimde Fajardo, eşitsizliğin gelir dağılımını yeniden düzenleyerek veya “öfke veya saldırganlık içeren söylemlere başvurarak” çözülemeyeceğini öne sürdü. Bunun yerine, devasa belediye projeleri, düşük faizli krediler ve sigorta konularında kamu-özel girişimlerine odaklandı ve şehri Yabancı Doğrudan Yatırımlar (FDI) için bir ucuz işgücü alanı olarak tanıttı. Ülkenin en büyük sigorta şirketi olan Sura, önde gelen bankası Bancolombia ve en büyük çimento üreticisi olan Argos gibi, Antioquia’nın kapitalist firmalarıyla olan yakın ilişkileri açıkça belgelenmişti. CEO’lar verdikleri demeçlerde, Fajardo’nun kendilerinin safında bir kişi olduğunu birçok kez belirttiler. Biri, “Kendisini arayan ve tavsiye isteyenlerden (CEO’lardan), yönetimin bir parçası olabilmeleri için kamu-özel ortaklıkları kurmalarını talep ediyor” dedi.

Fajardo, yozlaşmış ve “olağan şüpheli” politikacılara karşı nefreti harekete geçirerek önceleri yerel düzeyde, şimdiyse ulusal düzeyde destek kazanmayı başardı. Bununla birlikte, bazı alanları özelleştirilen ve çöküş yaşayan sağlık sisteminde reform yapmayı, her düzeyde eğitime daha eşit ve bedava erişim sağlamak için savaşmayı veya ekonomiyi hammadde işleyen sektörlerden ve düşük maaşlı hizmetlerden uzaklaştırmayı reddetmesi, onu, toplumun daha geniş bir toplum kesiminden çok, Kolombiya oligarşisi açısında bir alternatif haline getiriyor. Antioquia’nın başkentindeki önemli kişilerden bazıları Fajardo’nun arkasında şimdiden saf tutmuş durumda fakat bu destek, Uribismo’nun adayının seçilmesi sonrası azalabilir.

SOL, PARÇALARINI TOPLAYAMIYOR

Aynı esnada Sol, son derece bölünmüş ve hizipçi çatışmalara kapılmış bir halde. Neredeyse bütün etkinliklerinde halkın öfkesi ve protestolarıyla karşılaşan FARC, yasal bir siyasi parti olarak kabul görmekte zorlanıyor. İlerici Alternatif Demokratik Parti (PDA), iç fraksiyonlarından birinin parti liderliğinden gelen Fajardo’nun koalisyonuna katılma talebine karşı çıkması nedeniyle, tek bir başkan adayı için birleşmeyi başaramadı. Aksine, git gide artan sayıda PDA üyesi ve diğer sol hareketler, Bogota’nın eski belediye başkanı Gustavo Petro’yu desteklediklerine ilişkin beyanda bulundular.

Petro son kamuoyu araştırmalarında, cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanma olasılığı en yüksek kişi olarak Fajardo’yu geçmiş görünüyor. Yine de, Kolombiya’nın mevcut neo-liberal sermaye stratejisini derinleştirmeye yönelen yerleşik kapitalist çıkarların egemen olduğu ülkede, yokuş yukarı bir savaşla karşı karşıya kalacaktır. Popüler solcu cumhurbaşkanlığı adaylarına yönelik suikastlara ilişkin uzun bir geçmişe sahip olan Kolombiya’da, özellikle de konvoyunun kuzeydoğudaki Cucuta kasabasındaki seçim etkinliğinde saldırıya uğramasından sonra, Petro’nun güvenliği konusunda büyüyen korkular söz konusu.

Gustavo Petro

Parlamento seçimleri ve 27 Mayıs’taki başkanlık seçiminin Kolombiya’nın yakın tarihinin en belirleyici oylamaları olacağı söylenebilir fakat seçim manzarası umutlanmak için çok az neden sunuyor. Barış anlaşması tehlikedeyken, toplumsal liderler hâlâ neo-paramiliter gruplarca öldürülürken ve Sağ, her ilerici öneriyi ‘Chavista komumist komplosu’ olarak adlandırırken, barış sürecinin tersine dönmesi konusunda gerçek bir tehlike var. Ülkenin ilerici kesimleri adalet, uzlaşma ve anlaşmanın savunulması amacıyla harekete etmeyi sürdürüyor. Bu çabalara değip değmediğini seçimler gösterecek. O zamana dek bu bölücü siyasal iklim, ülkeyi Castro-Chavismo’ya dair zorlama komplolar üzerinden kutuplaştırmaya devam edecek. Peki, tehlikede olan ne? Kolombiya’ya barışı getirmek için tarihi bir fırsat!

Related Articles