Kölelerin Dönüşü

Bir dünya haritasını önüne koysalar… Parmağını hangi noktaya getirirseniz getirin, parmağın işaret ettiği herhangi bir yerin acı mazisi vardır. Biraz daha özele inersek hiçbir kıta ya da ülke acısız, kansız, savaşsız kalmamıştır. Hep acı, hep kırmızı kan, hep zulüm, hep, zorba eksik olmamıştır. Bahsetmek istediğim coğrafya (ülke): Liberya…

İlkokul yıllarında öğretmenimiz sınıfa girerken, koltukaltına sıkıştırdığı dünya haritasını görünce çok mutlu olurdum. Öğretmenimiz, ders anlatırken arada bir cetvelini dünya haritasına götürerek gezdirmesi ilgimi daha da çekiyordu. Özellikle Liberya’dan çok bahsederdi. Bazen içimde küçük fırtınalar kopardı, teneffüs olsa da şu dünya haritasına daha yakından bakmak ve incelemek istiyordum.

O zamanlar küçük olduğum için gözlerim direk haritanın ortasına, Afrika’ya, ilişiyordu. Afrika’nın kuzeyde kalan ülkeleri ve Sahra altı ülkelerinin sınırları çok düzgün bir biçimde ayrılmış görünüyordu. Klasikleşmiş tabiriyle, sınırlar cetvelle çizilmiş… Mısır, Sudan, Libya, Cezayir, Mali, Moritanya, Çad…

Afrika’nın batısını dikizlediğim zaman aklım karışıyordu iyice ve sinirlerim tepeme çıkıyordu. Mağriblerin aksine, minik minik devletler vardı. Sinirlerimin tepeme çıktığı nokta ise Gana, Gine, Gine Bissau, Gambiya, Gabon, Ekvator Ginesi, iki Kongo devleti, Nijer, Nijerya ülke adlarının benzerliği beynimi bulanıklaştırıyordu. Ben de küçük yaşımla, berrak düşünüp alternatifler sunuyordum dünyaya… Kendi kendime “Afrikalılar, çikolatalı renklidirler, bütünleşip beyazların yapamadıklarını yapsınlar” diyordum.

Afrika için alternatiflerim hiç bitmiyordu. Bayraklarını merak ettim, tüm Afrika ülkelerinin bayraklarını teker teker incelemiştim. Şu sonuca varıyordum: “Bunlar kesin akraba… Bu yüzden tek bayrak altında kalmalarını uygun buluyordum.”

Gel zaman, git zaman… İnsan büyüdükçe bazı gerçeklerin farkına varıyor. Afrika insanları çok öldü, çok köle oldular başka milletler için.

Afrika’yla ilgili anılarımı tazeledikten sonra nihayet Liberya’dan bahsedebilirim. Liberya, Afrika içinde zoraki bir devlet olarak kurulduğunu söylesek yeridir. Liberya ABD’nin, Senegal’i bölerek kurduğu kolonilerden biridir. İngiliz hükümeti 1807 yılında köleliği kaldırdıktan sonra ABD de atağa geçerek köle tacirlerin elinde tuttuğu köleleri ABD’den Sierra Leone’ye sınır dışı ediyordu. Tıpkı İngilizlerin yaptığı gibi…

ABD işi daha da ilerleterek 1819’da Kongre kararıyla kölelerin geri yollanmasını amaçladı. Geri gönderilen ilk köle kafilesi 1820 yılının başında Sierra Leone’ye ulaştı. Fakat geminin yolcularını Freetown’a indirmesi, İngilizleri rahatsız ediyordu. Buna rağmen ABD, ikinci üçüncü kafileyi de gönderdi. Bu sefer İngilizlerin engellemesiyle başarılı olamadı. ABD yönetimi farklı bir eğilime yönelmek zorunda kaldı. Liberya’yı müsait bir merkez haline getirerek köleleri buraya yerleştirmek istiyordu. Bunu içeriden sağlamak için yerli kabilelerden Bassa’nın şefleriyle anlaşma sağlandı. Liberya, yani “özgür toprak” olarak adlandırılan bu kolonideki ilk yerleşimin adı önce Christopolis olarak konsa da, daha sonra dönemin ABD Başkanı Monroe’ya ithafen, Monrovia olarak değiştirildi. Günümüzde Liberya’nın başkentliğini yapıyor.

ABD eliyle yerleştirilen siyahiler, yerlilerin topraklarını hah satın alıp kah zorla sahip çıkarak sömürgeci devletlerin icraatlarına taş çıkarır gibi duruyordu. Amerikan siyahileri Liberya topraklarına kendilerine aitmiş hissine kapılarak yaklaşık 17 civarı kabile topraklarını Liberya’ya dahil ederek yerli kabilelerin öfkesini almaya yetti. Tam da bu dönemde yerli siyahiler ile ABD’den gelen siyahiler arasında husumetlerin başlangıcı olmuş, beyaz insan ile siyah insanın çatışmasını andırırcasına sahnede duruyordu.

Liberya’nın yerlileri, ABD’den gelen yeni kölelikten kurtulan siyahilere, beyazlara taktıkları “kwi” ismiyle çağırmaya başladılar. Liberya’ya yerleşen siyahiler de oranın yerli halkına “aborijinler, vahşiler” olarak tanımlıyordu. Liberya, böyle bir ortamda çeşitli sınıflar ve ötekileştirme evrelerinin filizlendiği sırada temeli sağlam olmayan bir ülke olarak kuruluyordu.

AFRİKA’DA BİR İLK

Kızgınlık, husumet, bir arada yaşama kaygısı derken, Ekim 1846’da bir referandumla kıl payı çoğunlukla alınan bağımsızlık kararıyla Liberya’yı bağımsız yapıyordu. Bu karar Afrika için bir anlam taşıyordu. Çünkü Afrika insanları, topraklarında ilk kez bir cumhuriyete tanık oluyordu.

27 Eylül 1847 tarihinde Liberya, Afrika kıtasının ilk bağımsız cumhuriyeti olmuştu. Birleşik Krallık Liberya’yı tanıyan ilk ülke oldu.

ABD’nin ülkesinde köleleri bir sorun olarak görmeye başladığı andan itibaren, Liberya’nın kurulmasında acısıyla, tuzlusuyla işin içinde bulunuyordu. Liberya’yı bir cumhuriyet olarak görmemesi oldukça duygusal bir düzlemdeydi. ABD, Washington’da siyah bir diplomat istemediği için 1862 yılına kadar Liberya’yı bir Afrika cumhuriyeti olarak tanımak istemedi.

ABD’nin tavırlarına rağmen, Liberya bayrağı ABD’nin bayrağıyla birebir olmasa da şekil ve renk seçimi bakımından benzerlik taşıyordu. Ayrıca yönetim şeklini ABD’den model alarak; başkanlık sistemi, senato yapısı, seçimlerde iki partili sistemin benimsenmesi (sonraki dönemlerde ABD’nin baskısıyla çok partili sisteme geçildi) gibi modelleri kendine uyarladı.

***

Bu anlattıklarımız elbette Liberya’da toz pembe bir hayatın varlığı ve parlak bir gelecek olmasını bekleyemeyiz. Bu küçücük ülke birçok badireler atlattı. Uzun iç savaşların kasıp kavurduğu insanları ve yıkılan şehirleri gördük. Ülke birçok kez darbe yönetimlerle el değiştirdi. 1971’de ölene kadar iktidarda kalan Tubman, ülkede siyasi birlik ve beraberlik sağlamaya çalıştı. Tubman ölünce iktidara gelen başkan yardımcısı Tolbert (Güney Carolinalı eski bir kölenin oğlu) ilk işi parti ve ülke içinde kendi patronluğunu kurmaya çalıştı. Tam bir aile şirketi gibi bir yönetim sergiledi. Tolbert’in bir kardeşi senatör biri de maliye bakanı ve başkanlık danışmanıydı. Böyle uzayıp gidiyor işte.

Daha sonra 1973’te Tolbert’e karşı başarısız bir darbe girişimi oldu. Üniversiteli öğrencilerin kurdukları Liberya İlericiler Birliği ve Afrika’da Adalet Hareketi gibi çeşitli muhalif örgütlerin protestoları dalga dalga büyüyordu. Takvimler 12 Nisan 1980’i gösterdiğinde, Başçavuş Samuel K. Doe’nun önderliğinde yapılan darbeyle, Tolbert’in kaldığı Başkanlık Sarayı’nın basılıp Tolbert ve 27 korumasının öldürülmesi ile sonuçlandı.

Doe’ye karşı bu sefer Charles Taylor (Amerika asıllı, ABD çizgisine yakın) ayaklandı. Şiddetin Liberya’nın yakasını bırakmadığı kabak gibi ortadayken isyanın meyvelerini sepetine bir bir koyan Taylor, Doe’yi koltuğundan etti. 1997 seçimlerini kazanan Taylor için tehlike çanları çalınıyordu. Ülke iç savaşla virane olurken, çevresi için ve BM’ye göre artık istenmeyen bir adama dönüşmüştür. BM’ye bağlı güçlerin Monrovia’ya gelişleri ile birlikte, 11 Ağustos 2003’te ABD’nin tavsiyesine uyup yerini Devlet Başkan Yardımcısı Moses Blah’a bırakarak sürgüne gitmeyi kabul etti.

Afrika kıtasının sömürge yönetimi görmeyen tek ülkesi ve en eski cumhuriyeti olan Liberya’nın büyük mühründe şu yazılıdır: “Bizi buraya özgürlük aşkı getirdi – Liberya Cumhuriyeti.”

Gerçek ise, Afrika asıllı Amerikalıların özgür çocukları tarafından kurulan Liberya özgürlüğün bir damlasını hiç tatmamıştır.

Daha düne kadar iki iç savaş (1989-1996, 1999-2003) yaşamış; binlerce insan ölmüş, yüzbinlerce de göçe sürüklendi.

Her ülkenin farklı bir öyküsü ve renkli acılarıyla yoğrulmuş, yorgun insanları var bu dünyada! Sözde özgürlük var ama özgürlüğün gölgesinde kaçı huzurlu, mutlu bir yaşam sürüyor.

Related Articles