Kemal Okuyan’ın milli hisseleri

Halkımız ve halkımızın dertleri insanı Zanzibar’da tatilde de olsa buluyor. Buraya geldim geleli düne kadar sanal alemle ilgimi kesmiş, güneşin, denizin tadını çıkarmaya çalışıyordum. Taaki kumsalda bir hemşehriye rastlayana kadar. Tabii etrafta türkçe sözcükler duyunca sevinmedim değil ama gelin görünki devamı pek iç açıcı olmadı benim için.

Hikayeyi baştan alayım, ben sahilde bir gölgelik bulup kitap okumaya çalışırken, gençten biri yanıma yaklaştı. Sanırım okuduğum kitabın başlığı gözüne çarpmıştı. Selam verdi, rüşvetten saymadığımız için aldık elbette. Ulaş(bu gerçek adı değil ben taktım)memleketten bir kaç sene önce arazi olmuş, epey meşakkatli yollardan sonra buralara gelmiş, şimdi etraftaki otellerden birinde çalışıyor. Ama o da benim gibi memleketten kopamamış. Başladı anlatmaya, sanki Medya Dedektifi ben değil o. Zarrap davası, Flynn, Man Adası falan derken zaman hızla geçti. Yeniden memleket hikayelerine bulaşmıştım, kaçacak yer yoktu. Neyse Ulaş’la daha sonra görüşmek üzere anlaşıp kaldığım otele döndüm.

Artık akşam olmuştu, ben arada yemeği memeği unutup internete daldım. Önce bir maillerime baktım. Halkımız ben onları geçici bir süreliğine unutmaya çalışsam da onlar unutmamıştı. Mesaj yağmuruna tutmuşlar yine. Posta kutusu Medya Dedektifi “şunun da bir kulağını çek… “ gibi zaman zaman beni güldüren bazen de beni tetikçi sandıkları için kızdıran mektuplarla doluydu. El mecbur artık bir potpuri yapacaktık:

Düzen payandası

İlki kendi kendini rezil etmeyi becermiş bazı şahıslara ait bir haber(https://www.artigercek.com/daglik-karabag-a-giden-yazar-ve-gazetecilere-sorusturma). Bu mesele ile ilgili Sayın Ufuk Uras’a kızmayacağım, çünkü o epey bir süredir kendini “düzenin payandası sanma” hastalığına kaptırmış, Erdoğan rejimi ve bir zamanlar Fetullah Gülen organizasyonu, Melih Gökçek dahil sağdan kimin halklar ilişkiler faaliyetine ihtiyacı varsa, kendini siper eden biridir. Nitekim yukarıdaki haberin yayınlandığı akşam yine tvlere çıkarak mesleğini sürdürmüş, rejime yalakalık yapmıştır. Onunki iflah olmaz bir hastalık. Umarım yanındaki insanlar biraz olsun olan bitenden ders çıkarır, bir daha yol arkadaşlarını iyi seçerler.

“Sol”dan rejime destek

Mantığa takla attıran bir başka örnek ise lafta da olsa “Sol” dan:

Peki “renkli devrim” girişimlerine karşı ne yapacağız? Gerçek devrimciler yıllardır ve hemen her ülkede dolarla, CIA aklıyla, Alman vakıflarının himayesinde iş çeviren ve solculukla alakası olmayan bir muhalefet türünden uzak dururlar, durmalılar. Dahası onları teşhir görevi öncelikle devrimcilerindir. Erdoğan’ı iktidara taşıyan sözünü ettiğim işbirlikçileri de içine alan uluslararası bir operasyondu. Buna zamanında karşı duranlar, aynı operasyonla Erdoğan’ın köşeye sıkıştırılması veya alt edilmesine de karşı dururlar.( http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kemal-okuyan/erdogan-ataturkcu-olursa-215369)

Sayın Okuyan kusura bakmasın ama “gerçek devrimciler”in neden hem emperyalistlere hem de Erdoğan rejimine aynı anda karşı çıkamayacağını, (bu karşı çıkma, mücadele hikayesinin bir laftan ibaret olduğunu bilsem de) niye öncelikle rejime arka çıkmamız gerektiğini bir türlü havsalam almadı, izah ederse sevinirim. Rejim ayakta kalırsa ABD ile mutabakatsız mı kalacak, diyelim ki siz nasıl arzu ediyorsanız öyle ayakta kaldı, Erdoğan daha sonra halka ya da size ödül mü verecek ya da bütün bunlara sebep “milli” damarınızın kabarması mı?

Militarizm sevilesi bir şey midir?

Üçüncü örneğimiz yukarıdakiler kadar rezil değilse de fazlasıyla sol adına ölçüyü kaçırmış:

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin (KDHC) bu hafta gerçekleştirdiği başarılı kıtalararası roket denemesi emperyalist güçleri küplere bindirdi. KDHC “Hwasong-15” roketiyle ABD’nin her noktasına nükleer başlıklı roketlerle ulaşabileceğini kanıtlamış oldu. Burjuva medyası da, sanki barış çok umurlarındaymış gibi, “Kuzey Kore diktatörü barışı tehlikeye atıyor” başlıklarıyla, gelişmeye yalan bombardımanıyla yanıt vermeye başladı. Sahiden gerçek resim böyle mi? Gelin bunu bir irdeleyelim….

Sayın Çakır’ın Kore Yarımadası ve Emperyalizm başlığının taşıyan yazısının giriş paragrafı böyle. Yazısının devamında KDCH’nin yaptıklarını öz savunma adı altında savunuyor:

“Peki, buradan çıkartacağımız öğreti nedir? Basit: mutlak egemenlik kuramadığı kanıtlanan emperyalizmin tehditlerine karşı özsavunma olmaksızın tehditleri geri püskürtmek olanaksızdır.”( http://www.yeniozgurpolitika.org/index.php?rupel=nivis&id=14678)

Sayın Çakır’ın bunları kastetmediğini düşünsem de yine de bir iki şeye dikkat çekmek istiyorum. Birincisi evet ABD ve AB emperyalizmleri KDHC’nin roket denemelerine kızdı, ama kızmayanlar da vardı: Rusya ve Çin, bunlar emperyalist değil mi? KDHC bu ülkelerden bağımsız mı davranıyor?

Daha da önemlisi ABD’nin dış siyaseti (ve neredeyse ekonomisi de)militarizmi tırmandırmaya dayanmışken, (Güney Kore ile birleşmek gibi pozitif siyasetler yerine) KDHC’nin silahlanmayı artıran politikalarını alkışlamanın sosyalizmle ne ilgisi var?

Son not ise BirGün ve Artı Gerçek’e birilerini “ABD’nin polisi” ilan etmeden önce doğrudan kaynaklara(https://www.reuters.com/article/us-mideast-crisis-mattis-syria/mattis-eyes-moving-away-from-arming-syrian-kurdish-fighters-idUSKBN1DV65A)bakarlarsa sanırım gazeteciliğin daha fazla hakkını vermiş olurlar.

Medya Dedektifi -3 Aralık 2017

Zanzibar

Related Articles