KAPİTALİZM YOLSUZLUK KAYITDIŞILIK

KAPİTALİZM  YOLSUZLUK  KAYITDIŞILIK

Kapitalist sistem, kendi varlığını hayatın bütün dokularına nüfuz ettirirken, kapitalizmin muktedirlerinin ve sözcülerinin bize anlattığı gibi tatlı bir masal,  geniş halk kitlelerini her zaman uyku halinde tutmuyor.

Kendi yarattıkları ‘dürüstlük’ kurumları bizi bazen silkeler ve masalın akışını bozar. Sivil toplum kuruluşları olarak adlandırılan yapılar, kapitalist sistemin daha sorunsuz işleyişi için çaba harcar, erken uyarı sistemleri gibi çalışırlar.

İşte bu kurumlardan biri de Küresel Finansal Dürüstlük Örgütü (Global Financial Integrity GFI)dür. Washington merkezli araştırma şirketi, yasadışı finansal akışların analizini yaparak gelişen ülke hükümetlerine etkili politika çözümleri konusunda danışmanlık veriyor. GFI’nın baş ekonomisti IMF’de kıdemli ekonomist olarak görev yapan Dev Kar, George Washington Üniversitesi’nden doktora derecesine sahip.

“1 Mayıs 2017’de yayımlanan “Gelişen Ülkelerde Yasadışı Finansal Akımlar” adlı raporuna göre, 2014’te yasadışı sermaye akımları toplamda 3.5 trilyon doları buldu. Gelişmiş ülkelerden gelişen ülkelere 2.5 trilyon dolarlık yasadışı sermaye girişi olurken, gelişen ülkelerden yasadışı sermaye çıkışı 1 trilyon dolara ulaştı. Özetle 10 yıllık süreçte gelişmiş ülkeler 2.5 trilyon doları gelişen ülkelere aktararak akladı. Gelişen ülkelerden ise 1 trilyon dolar yasadışı yollarla yurtdışına çıkarılarak aklandı. GFI, yasadışı sermaye akımlarının istikrarlı bir şekilde yüksek kaldığını tespit etti. Raporda, 2014 yılında gelişen ülkelerden toplam ticaretin yüzde 4.2-6.6’sı kadar yasadışı mali çıkışlar öngörüldü.

 

Türkiye’den ise 2014’te 11 milyar 994 milyon dolar yasadışı yollarla yurtdışına aktarıldı. Türkiye’ye yasadışı para girişi ise 51 milyar 972 milyon dolar oldu. Rapora göre Türkiye’den toplam ticaretin yüzde 1-3’ü kadar yasadışı sermaye çıkışı öngörülürken, Türkiye’ye yasadışı para akışları toplam ticaretin yüzde 6 ila 13’ü arasında tahmin edildi. Türkiye’de 2014’te en az 399 milyar 787 milyon dolarlık ticaret yapılırken, 63 milyar 966 milyon dolarlık yasadışı para giriş çıkışı yaşandı.

 

Ayrıca fatura edilmeyen ticaret de aynı oranda gerçekleşti. 2004- 2015 arasında ise 125 milyar 462 milyon dolar Türkiye’den yasadışı yollarla yurtdışına çıkarılarak aklandı. Aynı dönemde Türkiye’ye yasadışı sermaye girişi 439 milyar 116 milyon dolar oldu.

Aynı  kuruluşun Aralık 2015 tarihli raporuna göre Türkiye’den yasadışı sermaye çıkışı 2005’te 12 milyar 393 milyon dolar, 2006’da 11 milyar 50 milyon dolar, 2007’de 17 milyar 237 milyon dolar, 2008’de 18 milyar 435 milyon dolar, 2009’da 11 milyar 431 milyon dolar, 2010’da 13 milyar 365 milyon dolar, 2011’de 16 milyar 900 milyon dolar, 2012’de 17 milyar 524 milyon dolar, 2013’te ise 26 milyar 487 milyon dolar olmuştu.”  ( http://www.gfintegrity.org/report/illicit-financial-flows-to-and-from-developing-countries-2005-2014/),( Cumhuriyet, 10,05,2017).

Kapitalizmin ideologları, karaborsayı arızi bir durum olarak anlata geldiler.  Sistemden bir sapma olarak gördüler. Tıpkı sistemin tam rekabet halinde işlediğine dair argümanları gibi.  Keynes’in, kapitalist  piyasa sisteminin gerçek doğasının dengesizlik olduğunu, denge halinin istisna olduğunu söyleyene kadar. Elbet kapitalist burjuva iktisatçı olarak bu söyledikleri önemliydi. Zira Marx, bu dengesizlik halini ve onu krize götüren dinamikleri ayrıntılı olarak işlemişti.

Yasadışı finansal sermaye ve mal hareketleri tam da kapitalizmin, fırsatçı, uyanık ve sınır tanımaz doğasına içkin eylemlerdir. Proudhon’un; mülkiyet hırsızlıktır dediği şey bu eylemleri de içeriyor.

Bugün Türkiye’nin dış ticaret bilançolarında ortaya çıkan kaynağı belirsiz, net hata ve noksan kalemleri işte bu istatistiklere yansıyan ve ekonomiyi gerçek verilerinden uzaklaştıran uygulamalardır. Küçük bir azınlığın elinde sermaye birikir ve bir şekilde ekonominin damarlarına şırınga edilir. Bu da sistemin beklentilerini, öngörülerini bozar. Kuralsız giriş çıkışları, hırsızlık, rüşvet, siyaseti manipüle etme olarak karşımıza çıkar. Bu oy hırsızlığından, kamu kaynaklarını talana, geniş toplum kesimlerinin emeğine el koymaya kadar uzanır. İşte kapitalizm tam da böyle işler.

SABAHIN BİR SAHİBİ VAR. SORARLAR BİR GÜN SORARLAR

Türkiye’nin yarısının, batı dünyasının da tamamının inan(a)madığı, darbe girişimi, retorik olarak ‘girişim’ sınırında kalsa da, yüz binlerce ve milyonlarca insan için tam darbedir. Yani sol ve muhalif kesim için gerçek bir darbe, yapanlar açısından darbe girişimidir.

Yüzbinlerce kişi işinden, ekmeğinden alı konulup, binlercesi cezaevine atılırken, gazeteleri, televizyonları, radyoları, haber siteleri kapatıldı. Sağ, dinci, muhafazakar ve liberal kesimin sola, Kürtlere, Alevilere ve diğer inanç kesimlerine karşı hıncı ve hesabı bu darbe sonrası çıkarılan KHK ile görülmeye devam ediyor.

KHK’lar ile akademideki işine son verilen yüzlerce akademisyenden Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça’nın KHK’lara karşı başlattığı açlık grevi 62’ü geçti. Ve kritik bir döneme girdiler. Gülmen FETO iddiasıyla yapılan soruşturmada 6 Ocak’ta yayınlanan 679 Sayılı KHK ile, Selçuk Üniversitesi’ndeki görevinden atılmıştı. Özakça ise Mardin Mazıdağı Cumhuriyet İlkokulu’ndaki sınıf öğretmenliği görevinden 675 sayılı KHK ile ihraç edilmişti.

Darbe sonrası çıkarılan KHK’lar işlerinden atılan bazı memurlar intihar etmişti. Ancak Fetullah Gülen cemaati ile bağı herkes tarafından bilinen İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın damadı Ömer Faruk Kavurmacı, ‘sağlık’ sorunları gerekçesiyle tahliye edildi.  Bu binlerce örnekten sadece bir tanesi.  Damadın sağlık sorunları karşısında bu kadar duyarlı, yargı ne yazık ki, yüzlerce hasta tutsağın kritik aşamaya gelmiş durumu ile ilgili en ufak bir endişe yaratmıyor. Hınç ve öfke damarlarda birikirken ozanın söylediği gibi “sabahın bir sahibi var. Sorarlar bir gün sorarlar”

 

 

Related Articles