Kanlılar koalisyonunun büyük sınavı – Ferda Koç

696 sayılı KHK’nin paramiliter çetelere sağladığı ayrıcalıkların, Türkiye’nin koalisyon dışı/kenarı “sağ uç”larında hemen hemen ortak bir tepkiyle eleştirilmiş olması, bu düzenlemenin doğrudan anlamının ötesinde aynı zamanda kontrgerilla içi bir operasyon da olduğu anlamına geliyor

Erdoğan’ın devletteki iktidarının sağlam bir temelinin olmadığı her gün bir başka yönüyle görülüyor. Reis’in “sır küpüm” dediği MİT Müsteşarı, kirli İran ticaretindeki ortaklarının ABD mahkemelerine kapağı atmasını seyrediyor, NATO’yu tartışma konusu yaptığı an, uzatmalı Genelkurmay Başkanı tarafından açığa düşürülüyor. Sabık başbakanı “Cihatçılara silah yardımını tek başıma yapmadım” diyerek kendisi için açılacak Lahey yolunda yalnız yürümeyeceğini ilan ediyor. Liste sürekli kabarıyor. Erdoğan da bunu biliyor. Her an “sırtından vurulmaya hazır”. Ve “sırtından vurulacağı” da kesin.

Erdoğan-“Ergenekon”-Bahçeli-Perinçek koalisyonu bir ikame koalisyon; “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” cinsinden bir ikame. Gülen ile koalisyonu krize girince Erdoğan tarafından alelacele çırpıştırılmaya başlanan ve 15 Temmuz çatışmasının ardından resmiyet kazanan bir tuhaf iktidar ortaklığı. Her biri birbirinin kanlısı “ortakların”, iktidarı tek başına ele geçirmeye gözleri kestiği an diğerlerini dehlemek için alesta durduğu, mafya kara komedilerinde görülen türden bir “ortaklık”.

Birbirleriyle kanlı bıçaklı bu ortakları bir araya getiren sır, el ele verdiklerinde dağılan devlet vazosunun bütünlüğünü az çok sağlayabilmelerinde saklı. Her biri kontrgerilla sisteminde belirli bir seviyede kadrolaşmış bu aktörlerin ilgi odağını, kontrgerillanın reorganizasyonunun siyasi kontrolü oluşturuyor. Hiçbirinin kontrgerillanın reorganizasyonu sürecinde bir diğerine güvenmediği ve tasfiye edilmemek için ellerinden ne gelirse yapacakları açık.

Muhtemelen kontrgerillanın reorganizasyonuna ilişkin politik birliklerine Kürt düşmanlığından başka bir “düzenleyici ilke” bulamıyorlar. Çünkü Gülen sorununda da ABD, İsrail, AB, Rusya, İran, Suriye, Gerici Arap Rejimleriyle ilişki konularında da birbirleriyle çelişik tutumlar içindeler. Neoliberalizm bile ortak paydaları değil. Siyasi birliklerini, ülkenin içindeki ya da dışındaki bütün sorunlar karşısındaki tutumlarını Kürt düşmanlığı üzerinden kurarak sağlıyorlar. Ama Kürt düşmanlığı bu pespaye koalisyonun bütün sorunlarının altına süpürüleceği kadar büyük bir halı değil. Ayrıca Türkiye kontrgerillasına hakim olmak için bu koalisyon bile yeterli değil.

696 sayılı KHK ile iç savaş taktiklerinde kullanılan sivil güçlere cezasızlık uygulamasına “yasal güvence” getirilmesi sonrasında sağda patlak veren tartışma bu bakımdan bir örnek.

Paramiliter çeteler (bütün diğer ülke örneklerinde olduğu gibi) Türkiye kontrgerillasının da “gözbebeği”dir. Cezasızlık vaadi ve uygulaması bu çetelerin güvencesidir. Sağdaki siyasi merkezlerin ve siyasi kadroların önemli bir bölümü devlet içindeki konumlarını kontrgerillanın paramiliter faaliyetlerinde yer almaktan sağlarlar. Bu nedenle paramiliter çetelere sağlanan ayrıcalıklara seslerini çıkarmazlar. Muhsin Yazıcıoğlu’nun “büyük devlet adamlığı”, Meral Akşener’in “devlet analığı”, Saadet Partisi’nin yüzde 1’lere düşmüş oyuna karşın önemli bir siyasi merkez olarak kendisini hissettirebilmesinde bu alandaki rolleri belirleyici önemdedir.

696 sayılı KHK’nin paramiliter çetelere sağladığı ayrıcalıkların, Türkiye’nin koalisyon dışı/kenarı “sağ uç”larında hemen hemen ortak bir tepkiyle eleştirilmiş olması, bu düzenlemenin doğrudan anlamının ötesinde aynı zamanda kontrgerilla içi bir operasyon da olduğu anlamına geliyor. Akşener’in, Özdağ’ın, Destici’nin ve (Sivas Katliamı’ndan tanıdığımız) Karamollaoğlu’nun paramiliter kontrgerilla çetelerine öteden beri sağlanan güvencelerin “yasallaştırılması”na yönelik ilkesel bir itirazları olamaz. İtirazları olsa olsa, “paramiliter çete sektörü”nün AKP tekeline alınmasına olabilir.

696 sayılı KHK ile “cezasızlığın daniskasının”, Reis’in işaret ettiği hedeflere vuran “sadık yurttaşlar”, Reis’in “kanadını üzerine gerdiği” “yerli ve milli” suç örgütleri için geçerli olacağı ilan edildi. Kontrgerillanın paramiliter organizasyonunun Reis’in tekeline geçmesi, Reis’in kontrgerillanın reorganizasyonu sürecine patronluğunu ilan etmesi anlamına geliyor. Kontrgerilla ile bağının önemli bir bölümünü denetim dışı devlet kurumları ve paramiliter örgütlenmeler üzerinden kuran “sağ uç”lar için bu bir “dışlama hamlesi” olarak algılanmış olmalı. Akşener’in “SADAT bizim gözümüzde toz zerresi değerindedir” açıklaması, bu alandaki bir tasfiyenin içerdiği çatışma potansiyelini göstermektedir. Bu potansiyel sadece yaratabileceği çatışmanın şiddeti nedeniyle değil, aynı zamanda sağdaki siyasi parçalanma sürecinde bir sıçrama yaratma ihtimali nedeniyle de önemlidir.

Erdoğan’ın 2019 sürecinden başarıyla çıkabilmek için kontrgerillanın reorganizasyonu sürecini kendi komutası altında toplaması gerekiyor. Bu nedenle Erdoğan’ın kontrgerillanın reorganizasyonu sürecinin liderliğini böylesine erken üstlenmesi elbette şaşırtıcı değil. Ama bu (muhtemelen zorunlu) erken çıkışın “kanlılar koalisyonu”nu da zorlayacağı ortada. Kanlılar koalisyonu asıl şimdi sınanacak. Erdoğan bu sınavı da aşarsa bunda demokratik muhalefetin iktidarı rahat bırakan ataletinin önemli bir rolü olacak.

 

Related Articles