İYİ Kİ DOĞDUN HDP

Madem ki bu bir doğum günü; madem ki bir kutlama yapıyoruz; ben de kutlamaya Budizm’in kutsal metinlerinden birinin doğum tasviriyle başlayabilirim.

“Bodhisatta, ana rahmine düştüğü anda, onbin alemin hepsi birdenbire sarsıldı, titredi ve şiddetle sallandı. Otuziki işaret belirdi: Onbin dünya sonsuz bir ışıkla doldu; sanki bu mutluluğu görmek istermiş gibi, körlerin gözü açıldı, sağırlar duydu, dilsizler konuştu, kamburlar dikleşti, topallar düzgün yürüdü, zincire bağlı olanların hepsi de zincirlerinden ve prangalarından kurtuldular, her cehennemdeki ateş söndü, petalar (aç ruhlar) alemindeki açlar ve susuzlar doydu, yabani hayvanlar korkularından kurtuldu, canlıların hastalıkları şifa buldu, tüm canlılar tatlı dilli oldu, atlar ve filler tatlı tatlı bağrıştılar, tüm müzik aletleri insan eli değmeden ezgiler çalmaya başladı, insanların bilezikleri ve takıları şangırdadı, bütün yönler netleşti, canlıların hoşuna gidecek tatlı ve serin bir rüzgar esmeye başladı, mevsimsiz bir bulut çıkıp yağmur yağdırmaya başladı, topraktan da sular fışkırıp dışarı aktı, kuşlar gökyüzünde uçmayı kesti, nehirler akmaz oldu, büyük okyanusun suyu tatlandı, ülkenin her yeri beş farklı renkte lotus çiçekleriyle renklendi, her yerde çiçekler açtı…”

Bir an olsun, şehirli zihninizi, yıpranmış öfkenizi, karışmış aklınızı bir kenara koyup, bu müjdeye dikkatle bakın.

Her halde Dünyevi bir cennet böyle olmalı.

Kim itiraz edebilir, kim reddedebilir, böyle bir cenneti?

Bu kadar güzel bir manifesto okumamıştım daha önce.

Aslında şaşkınlıkla farkettiğim; bu kadar güzel anlatılmış hedeflerin hayatımızda olmayışı.

Metinden mistikleştiren üç beş kelimeyi, bir iki cümleyi çıkartın, geriye kimsenin reddedemeyeceği bir hedefler manzumesi kalmıyor mu?

Bilim, sanat, felsefe metinde oldu diye anlatılanları oldurmaya uğraşmıyor mu?

Peki engel nedir?

Engel, bu hedeflerin sahipsiz, dinler müzesine terkedilmiş olmasıyla; paranın bütün tanrıların mekanını satın almış olması.

Ben 1960-80 kuşağının çocuklarındanım.

Bizim yenilgimiz, yenilgiden çok bir hezimet gibi yaşandı.

Darbenin etkisi tam geçiyor derken, çöken duvarın altında kaldık hepimiz.

Depremzedeyiz anlayacağınız.

Üzerinize beton çöktüğünde ölürsünüz, ama kusursuz, biricik sandığınız kendi zihniyetinizin altında kaldığınızda çok başka bir ölme biçimiyle karşı karşıya kalırsınız.

Bizim kuşağın gücü böyle bir hali aşmaya yetmedi.

Küçük küçük yüzlerce örgüt, ya da binlerce tekil birey olarak yaşamamız, bundandır.

Kurucu irade her çağda, güçlü fikirler, bu fikirleri çoğaltan, derinleştiren, milyonlarla buluşturan güçlü yazarlar, konuşmacılar, organizasyonlarla hükmünü sürdü.

Öncüleri kaba kuvvetleriyle değil, fikri üretkenlikleriyle tanıdık hep.

Bakın bizim kuşağa, fikren ne kadar fukarayız. Yüzlerce örgütün “teorik öncülerinin” ürettiği bilgiyi, yazdığı kitabı toplasan, sol tarihinin en fakir okullarından biriyle karşılaşırız.

Dinler, ne zaman parçası olarak doğdukları doğadan koptu, arşa çıktı, araç değil, amaç haline geldikçe, insandan da koptu, yabancılaştı.

Girişteki pasaj bunun mükemmel bir hatırlatıcısı değil mi sizce de?

Fikri akımlar, siyasetler, ideolojiler de parçası oldukları doğadan, insandan koptukça, araç değil amaç haline geldikçe topluma yabancılaştı.

Ecnebiler skolastik diyor. Bizde güzel gündelik bir karşılığı var; ezber.

Bilgi üretmeyen, fikri gelişimini sürdüremeyen, temsilcileri, öncüleri eserler vermeyen sol çürür, biz de bu çürümeyi uzun zaman yaşadık.

Sadece sol yaşamadı, bütün toplum olarak yaşadık.

Sivastan öte Kürdistan coğrafyasında bir ay gezin, başarabilirseniz, Kuzey Suriye, Irak’da Kürt Özgürlük Hareketinin hakim olduğu bölgeleri gezin.

Sonra Edirneye gelin, Yunanistan’a geçin, Avrupada bir ay gezin.

Tek şart turist gibi değil, sizi hayatın kılcallarında gezdirebilecek bir kılavuzunuz olsun.

Büyük bir şaşkınlıkla “Sivasla Edirne arasına bir lanet çökmüş” diyeceğinizden kuşku duymuyorum.

Bu mukayesede tek kriter var, çürüme… İnsanlık yitiminin miktarı.

Bu lanetin adı Türk Devleti, çünkü uluslar devletleri yaratmaz; ulusları devletler yaratır.

Ve “ne mutlu türk”leştirilmiş olanların tamamı bu lanetten payını almış durumda.

Solcusu da sağcısı da dincisi de milliyetçisi de…

Türk devletine isyan etmiş, onunla yüzleşmiş olanlar, bu lanetten nasibini almamış.

Yani hala oralarda insanlık ölmemiş. Umut tükenmemiş.

Yani hala girişteki müjdeyi konuşabilirsiniz. Bu müjdeden bir manifesto yazabilirsiniz.

Ne plaza kölelerinin yuppi akılcılığı, ne fabrika kölelerinin tevekkülü çelme atamaz.

İşte Kürt Özgürlük Hareketi, bu gün Kürt topraklarında girişte okuduğunuz müjdedir.

Onbinlerce genç, kapitalizmin hepimizin gözlerini boyadığı vaatlerine sırt çevirip, ölüme koşarken, herşeyi uyduruk bir devletin sahibi olmak için mi yaptılar sanıyorsunuz yoksa?

Sizinki kadar halisane değil mi bu çocukların isyanı?

Sizinki kadar olsun bilim, akıl, yaratıcılık uğramadı mı bu gençlerin kapısına?

Rakka’da, Şehba’da, Deyr Zor’da ölürlerken, kuracakları devletin petrolüne mi kan döküyorlar sizce?

Yoksa “Ortadoğu Evi’nin” halklarının kaynaklarını emperyaliste, ite uğursuza kaptırmamak için mi savaşıyorlar?

İşte HDP, bu gençlerin ardına düştüğü müjdeyi lanetli coğrafyamız ile paylaşmalarının adıdır.

Biz “ne mutlu türk”lere, uzattıkları eldir.

Bu eli ne kadar çok, ne kadar güçlü tutarsak, biz de iyileşiriz.

Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu’nun bütün kaynaklarını, halkların eşit ve özgürce paylaşması mücadelesine katkı verebiliriz.

Bu çocuğu iyi büyütürsek, plaza ve fabrika köleliklerimizle yüzleşmeye başlayabiliriz.

Bu ülkede değişimin bütün ırmakları HDP’ye aktı, akmaya devam edecek.

Görünen bir değişimden söz ediyorum, dip dalgalarını konuşmuyorum.

Bu ülkenin tarihinde ilk kez milletvekilliğinin onuru önce BDP sonra HDP li vekillerle kurtuldu. Ahlaklı, iş takipçiliği yerine halkın dert takipçiliği yapan, lafını sözünü bilir, küfürden, hakaretten uzak, düşman tanımlamayan, adap, edeb sahibi insanlarlarımızla övünebiliyoruz.

Müesses nizam partilerinde tek tük konuşulan “beyefendi, hanımefendi” vekil profili bizim olağanımız değil mi?

Abartıyor muyum? Bu küçümsenecek bir değişim mi?

BDP on yıldan fazla bir süre yüzün üzerinde belediye yönetti.

Bir tek yolsuzluk, hırsızlık, ahlaksızlık duyan var mı?

HDP’yi tasfiye ve kayyum darbesi boyunca devletin bütün müfettişleri açık aradı, bulamadı.

Bu değişim değil mi? Türk belediyeciliğini bilenler için buna değişim demek hafif bile kalır bana sorarsanız?

Diyarbakır mitingine yapılan bombalı saldırı anında milyona yakın insanın tepkisini, tutumunu hatırlıyor musunuz?

Koca alan tek bir canlı gibi, soğukkanlı, vakur, özgüvenli ve cesur değil miydi?

Abartıyor muyum?

Hangi kavgaya girilecekse, böyle bir topluluğun arasında olmayı istemeyen biri var mı aranızda?

İşte HDP o topluluğun bize, Batı’ya uzattığı eldir.

Dünya’da merkezine kadının özgürleşmesini koymuş başka bir hareket biliyor musunuz?

Komünal, ekolojik bir ekonomi için onbinlerce evladını cepheye uğurlayan bir halk tanıyor musunuz?

İşte HDP o halkın elidir.

İyi ki doğdun HDP.

 

Related Articles