İran’da protestolar neden ve nasıl başladı? Halklar ne istiyor?

İran’da, eylemleri değerlendiren ANF Farsça servisinin editörü Karwan Hewram, İslam devriminin 40 yılında ne muhafazakarların politikalarıyla toplumun iflah olduğunu, ne de reformistlerin politikalarıyla ıslahat yaşandığını belirtiyor.

İran ve Rojhilat’ta (Doğu Kürdistan) halkın yoksulluk, işsizlik, hayat pahalılığı ve İran İslam Cumhuriyeti’nin baskıcı politikalarına karşı son 4 gündür başlattığı eylemlerin nedeni, evrilme ekseni, kimler tarafından öncülük edildiği ve varacağı noktaya ilişkin çeşitli yorumlar yapılmaya devam ediliyor.

ANF Farsça servisinin editörü Karwan Hewram

İran’daki eylemlerin başlama nedeni, eylemlerin Meşhed ve Kum gibi İran rejimi için sembolik değeri olan yerlerde başlaması, eylemlerde atılan sloganların anlattıkları, rejimin eylemcilere yaklaşımı, eylemlerin ekonomik nedenli mi, yoksa siyasi nedenli mi olduğu, reformistler ile muhafazakarların politikaları, öncülük sorunu ve Meşhed’de atılan “Pahalılığa ölüm” ile Rojhilat’ta atılan “Siyasi tutsaklara özgürlük” sloganlarının buluşma noktasını ANF Farsi’nin (ANF Farsça) tecrübeli editörü Karwan Hewam’a sorduk.

İran rejiminin halka karşı politikasının açlıkla terbiye etme olduğunu kaydeden Rojhilatlı gazeteci Karwan Hewram, yaşanan eylemleri “açların devrimi” olarak tanımlıyor. İran sisteminin 40 yıldır toplumu reformistler ile muhafazakarların yönetimi altında ezdiğini ve yaşananların 40 yılın öfkesinin patlaması olduğunu kaydeden Hewram, “Bu sistem ıslah da olmaz, iflah da…” diyor.

* Uzunca bir zamandır İran’da bir sessizlik vardı. Ama son 4 günde Meşhed kentinde başlayan eylemler tüm İran ve Rojhilat’a yayıldı. Çok genel bir soruyla başlarsak, İran’da ne oluyor?

İran’da var olan despotik rejim uzun yıllardır toplumu baskı altında tutuyor. Bu rejim son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan değişim ve dönüşüm sürecinde de İran halklarının bu süreci hissetmesinin önüne gelmek için büyük çaba harcıyordu. Kürt halkı dışında, o da diğer parçaların devrim süreçlerinden yoğunca etkilendiği için, İran halklarının tüm siyasi talepleri baskılanıyor. İran’da muhalefet adına hiçbir şey bırakılmadı. Yeşillerden sosyalistelere, demokratlara ve gerçek reformculara kadar ya sürgün edildiler, ya da zindanlara atıldılar.

Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’de yaşanan süreçler bölgedeki despotik rejimleri bir değişim süreciyle karşı karşıya bıraktı. Ama İran, şimdiye kadar bu savaşı dışarıda vererek, bunun içeriye yansımasını engelleyebildi. Ama hem uluslararası sistemin İran’ı sınırlaması, hem de İran halklarının artık rejimin içerideki baskıcı politikalarına tahammül edememesi ve yaşanan ekonomik kriz artık taşınamaz bir noktaya gelmişti.

* Eylemlerde atılan sloganlardan birinin de “Suriye’yi, Lübnan’ı bırak, İran’a bak” olması da bunun göstergesi mi?

1979’daki devrimden beri İran rejimi, ülkenin maddi imkanlarını halkın refah düzeyini yükseltmek için kullanmak yerine ideolojini çevre ülkelere yaymak için kullandı. Bu birincisi. Diğer bir yaklaşım da ne zaman özgürlük, demokrasi standartlarının yükseltilmesi, meşru haklar gündeme geldiyse rejim bunu “dış güçlerin oyunu”, “fitne” gibi lanse etmeye ve bastırmaya çalıştı. Mesela sizler de takip etmişsinizdir, İran’ın bu yılki bütçesinde ordunun dış operasyonları ve silah içi ayrılan bütçe iki katına çıkarıldı ama bunun yanında halkın eğitim, sağlık ve diğer ihtiyaçları için ayrılan bütçe yarıya indirildi. Halk da bunu görüyor ve yaşıyor.

MUHAFAZAKARLAR VE REFORMİSTLERLE OYNANAN OYUN

* İran rejimi eylemleri “fitne” ve “dış güçlerin organizasyonu” gibi nitelendiriyor. Ama başka bir kesim de eylemleri İran iktidar bloğu arasındaki hesaplaşma olarak sunmaya çalışıyor. Bunlardan hangisi doğru?

İran sisteminde bir kriz olduğu doğru. Şimdiye kadar iktidar bunu inkar ediyordu. Ama artık inkar etmeleri zor. İran’da seçimler yapıldı ve halk reformistlere bir şans daha verdi. Bu şansı değişim ümidiyle verdi ve Ruhani’yi iktidara getirdi. Fakat ortadaki gerçeklik de Ruhani’nin de bu sistemin bir parçası olduğu. Mesela İran toplumunun yüzde 55’inin kadınlardan oluşmasına rağmen Ruhani’nin kabinesinde tek bir kadın bakan bile yoktu. İran toplumunun yüzde 50’sini Farsların dışındaki Kürt, Azeri, Belluci ve Arap gibi halklar oluşturduğu halde tek bir bakan kabinede yer almadı.

* Zaten kabinenin kurulması süreci de sancılıydı. Ruhani kabinesini parlamentodan önce dini otorite Ali Xamaney’e sundu, Pasdaran’ın rahatsızlıkları giderildi vs. İran yönetim sistemi bilmeyenler için biraz karışıklık arz ediyor. İran yönetim sisteminde kim kimdir?

Şimdi İran’da siyaset yapmak isteyen bir kişi ya da kurum, direkt olarak Xamaney’e bağlı olan ve üyeleri onun tarafından atanan velayeti feqî (fıkıh velayeti) sisteminin şartlarını kabul etmeli. İran’da devrimden bugüne geçen 40 yıllık süreçte de yapılacak her şey devrimin çıkarları doğrultusunda yapılmasını emrediyor. Ortada kendisini Xamaney’e ve Pasdaran’a (İran ordusu) dayayan ve sertlik yanlısı muhafazakarlar ve onlardan biraz daha yumuşak olduğunu iddia eden ıslahattalepler (reformistler) var. Reformistlerle halkın sisteme olan umutları korunmaya çalışılıyor. Bununla halkın kandırılması için bir demokrasicilik oyunu oynanıyor.

Örneğin Mihemed Xatemî reformistti. 8 yıl iktidardaydı ama toplumun en çok baskılandığı dönem onun dönemi oldu. Örneğin bir sabah kalktı 79 gazete ve dergiyi kapattı. Bugün Erdoğan’ın Türkiye’de yaptığı gibi… Onlarca gazeteciyi katlettiler. Yine daha sonra mesela muhafazakarlardan Mehmûd Ehmedînejad’ı Cumhurbaşkanlığına getirdiler. Hatta onun için mehbûbê dilê Xamaney (Xamaney’in gönlünün sevdası) diyorlardı. Ama o Irak ve Rojhilat’ta binlerce kişinin katledilmesinin baş sorumlusuydu. İran’ın tüm dünyayla ilişkilerini bozdu. Ama sistemin istediği doğrultuda. Onun yanında bakın madem Ehmedînejad’ı beğenmiyorsunuz o zaman bakın Ruhani var, daha ılımlıdır diye topluma sundular.

TOPLUM ARTIK BU SİSTEMİ TAŞIYAMIYOR

* Bugünkü eylemlere gelirsek… Eylemler Xamaney’in memleketi Meşhed’de başladı. Ki Meşhed 2009 yılında seçimlerden sonra reformistlerin düzenlediği eylemlerde Xamaney’in yanında yer almış ve karşı protestolar düzenlenen bir kentti. Yine Kum gibi Şii mezhebi için sembol bir yer ve orada da eylemler var. Bunu yanı sıra İran’ın en zengin kenti olan İsfahan’da eylemler yapılıyor. Ki İranlılar “İsfahan, nisfê cîhan (İsfahan, dünyanın yarısı)” diyerek övünürler. Eylemlerin bu kentlerde başlaması ve yoğunlaşmasını nasıl okumak gerek?

İran İslam Devrimi’nden bugüne geçen 40 yıla yakın sürede, Fars milliyetçiliğinin kalesi olarak bilinen Meşhed’de ilk kez bu düzeyde eylemler yapılıyor. Evet hepsi sembol kentler. Mesela Kum en sembolik yerlerden biri. Yine İsfahan’da eylemler düzenleniyor ve İsfahan İran’ın resmi olmayan başkenti olarak biliniyor. Bunlar toplumun artık mevcut yönetimi ve sistemi taşıma gücünün kalmadığını gösteriyor. Zaten devrimden sonra bile bu devrimin bu haliyle en fazla 30-40 yıl ayakta kalabileceği yorumları yapılıyordu. Toplum artık taşıyamıyor.

Burada bir örnek verelim: Mesela İran yargı sistemi içerisinde molalar için ayrılan bütçe diğer yargı kurumları için ayrılan bütçenin 3 katı olarak belirlenmiş. Yapılan bir araştırmaya göre İran’da 4 kişilik bir ailenin bir ay boyunca sadece kuru ekmek ve suyla beslenmesi için 500 bin tümene (125 dolar) tekabül ediyor. Ama İran’da milyonlarca insanın bu 500 bin tümeni bulacak bir işi bile yok. Bunun yanında her ay milyonlarca dolar Suriye, Lübnan ve Yemen’e savaş için gönderiliyor. O ülkelerde binlerce insanın ölümüne sebebiyet veriyorsun ama senin ülkende de açlık almış başını gidiyor. Kirmaşan’da bir deprem oldu, devlet yardım etmedi, başka yerlerden gelen yardımlara da el koydu. Kirmaşan’da depremin ardından 20’ye yakın kişi intihar etti. Neden? Çaresizlikten, yoksulluktan, barınaksızlıktan, açlıktan… Böyle bir halkın artık kaybedecek neyi olabilir ki? O yüzden de eylemlerde “Rejime ölüm”, “Diktatörlüğe ölüm” sloganları atıyorlar.

* Bir de bu eylemlerin ekonomik kaynaklı mı olduğu, yoksa siyasi kaynaklı mı olduğu tartışması var. Siz burada hangi sonuca varıyorsunuz?

Eylemler başladığında ekonomik ağırlıklı sloganlar atıldı. Ama zaten halkın açlıkla terbiye edilmesi İran rejimin politikasının bir parçası. Bunları birbirinden ayıramayız. Açlık da bir yana, İran’da toplumun rahat nefes alabileceği bir soluk borusu bile bırakılmamış. Siyasi partiler yok, aydın bırakmadılar, toplumsal halklar yok, kadın hakları yok, gençlerin bir geleceği yok, halkların hiçbir hakkı yok. Bunlar hepsi siyasettir.

REFORMİSTLER 20 YILDIR TOPLUMU KANDIRIYOR

* İran sistemini uzun yıllardır yakından takip eden bir gazeteci olarak bu eylemleri önceki eylemlerden ayıran temel fark olarak neyi görüyorsunuz?

Bu tür eylemler 2009’da da yapıldı, 1997 ile 2005 yılları arasında Xatemi yönetimine karşı da yapıldı. O zaman eylemlerin öncülüğünü gençler, daha çok üniversiteli gençler yapıyordu. Daha çok Tahran’la sınırlı kalıyordu. Ama şimdi eylemler Meşhed, Kum ve İsfahan gibi kentlerde başlıyor ve gittikçe İran’ın tüm kentlerine yayılıyor. Başı çekenler de yoksullar, işsizler ve gençler oluyor. Kadınlar alanlara çıkıyor. Ev kadınları sokaklara çıkmış ve eve dönmeyeceğiz diyorlar. Onun için de birçok kişi çok yerinde olarak “înkilabî gorisnegan (açlar devrimi)” olarak isimlendiriyor.

Bir diğer şey eskiden de reformistlerin muhafazakarlara veya orduya karşı eylemleri oluyordu. Ama şimdi eylemler direkt olarak reformistlere karşı yapılıyor. Çünkü reformistler toplumu kandırdı. Reformistler 20 yıldır böyle yapıyorlar. Her seferinde oyları topluyorlar ama halkın umutlarını orduya, Xamaney’e satıyorlar.

KAPTIRILAN DEVRİMİN PEŞİNDELER

* Yani bu seferki eylemlerin temel farkı hem reformistlere hem de muhafazakarlara karşı yapılmış olması mı?

Aynen. Toplum artık reformistlerin de muhafazakarların da aynı oyunun iki farklı oyuncusu olduğunu çok iyi biliyor. Onun için sloganlara bakalım. “Diktatöre ölüm”, “Ruhani’ye ölüm”, “İslam Cumhuriyeti’ne ölüm”, “Hizbullah’a ölüm” deniliyor. Toplum artık reformla, ıslahatla bu sistemin değişmeyeceğinin çok iyi farkına varmış. Bu sistem ıslah da olmaz, iflah da…

* Peki size göre bu eylemler devam eder mi?

Eğer rejim halkın üzerine giderse halk geri adım atmayacak. Şimdiye kadar biraz temkinli yaklaşmaya çalıştılar. Bunun 40 yılın birikimi olduğunu onlar da görüyor. Evet, devrim doğruydu, ama sonuçları doğru olmadı. Devrim çalındı. Halk, şimdi devrimi mollalara kaptırmakla yaptığı yanlışı düzeltmek istiyor. Bunun kazanılması da öncülük ve sahiplenme istiyor.

* Öncülük potansiyelini kim yapabilir?

Bu ülke dışındaki devrimcilerin, aydınların, halkın, gençlerin, kadınların ve tüm toplumsal kesimlerin görevidir. Ama eğer bir şeyler yapılacaksa da geçmişten dersler çıkarılmalı ve dış müdahale beklentisi içerisinde olanlara fırsat vermeden bu görev yapılmalı.

İKİ SLOGAN BULUŞABİLİR

* İran’da örgütlü mücadele denilince akla ilk gelen kesim Kürtler oluyor. Burada Kürt muhalefeti ile Fars, Arap, Bellucî, Azeri ve diğer toplumsal dinamiklerin oluşturduğu muhalefet öbeklerinin bir araya gelme şansını nasıl görüyorsunuz. Bir araya gelebilirler mi yoksa 1979’dan sonra gibi mi olur?

1979 devrimi ve sonrasında da tüm sol, sosyalist ve komünist partilerin merkezi Sinê’ydi. Kürt partilerin dışında bu partiler Sinê’yi merkez olarak görüyorlardı. Bu derin bir mirastır. Yani yeni bir şey değil. Bu miras devrimci ve demokratik güçleri bir araya getirebilir. Ortak bir mirastır, bu. Diğer yandan Kürt halkı genel olarak politik bir halktır. Rojhilat’ta da bu böyledir. Ortadoğu’nun en politik halkıdır. Bu diğer halkları da etkiliyor. İran rejiminin Rojhilat’da Kürt halkına bu kadar yönelmesinin tek nedeni de siyaseti bırakması ve apolitikleşmesi içindir. Ama Kürt halkı siyaseti ekmek ve sudan daha değerli görüyor. Mesela Meşhed’deki eylemlerde “Pahalılığa ölüm” sloganı atılırken, Kirmaşan’daki eylemlerde “Siyasi tutsaklara özgürlük” sloganı atıldı.

* Bu iki slogan bir noktada buluşabilir mi?

Muhakkak. Çünkü İran’daki halkları birlikte yaşam deneyimi binlerce yıla dayanıyor. Büyük bir mirasa sahipler. Omuz omuza vererek onlarca diktatörlük yıkmışlar. Başardıkları onlarca devrim de var. Bu süreçte de eğer devrimci güçler, önderler, demokratik bir programla bir araya gelebilirlerse, halka sadık bir şekilde hareket ederlerse başarmamaları için hiçbir neden yok. Halk da bunu istiyor. Mesela bugün atılan sloganlardan biri de “Korkmayın, korkmayın hepimiz bir aradayız” sloganıydı. Bu bir mesajdır. Halk devrimci iddiası olan güçlere gelin hep beraber adım atalım diyor.

ANF

Related Articles