İran ve Türkiye’nin PKK’yi yok etme sevdasına dair hikayat

Son günlerde AKP genel başkanı ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, dış ve iç politikada sık görülen bir makas değiştirme hamlesi yaptı. Bu hamleyi yapmasının en büyük ve tek sebebi KÖH’ne karşı yaşadığı tıkanıklık ve yenilgi korkusu.

Bu tıkanıklığı ve yaşanması muhtemel ağır yenilgi olasılığını ortadan kaldırmak için can havli ile İran’a tavizler karşılığında PKK’ye karşı savaşma teklifi götürdü. Belli ki bu tavizler öyle ret edilecek cinsten değil ki geçtiğimiz günlerde molla rejimi ilk kez genelkurmay başkanını Türkiye’ye gönderdi. Bu sıra dışı ziyaretçi Türkiye’de en üst diplomatik düzeyde kabul gördü.

Konuk Genelkurmay başkanı ayrıldıktan sonra İran medyasına verdiği demeçte: Süper güçlerin bölgedeki varlığının olumsuz etkileri ve bazı terör gruplarının emperyalist güçlere bağlılığı konusunda Türk askeri makamlarla aynı düşünceyi taşıyoruz. diye konuştu.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, İki tarafın da Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin Irak’tan ayrılmak için yapacağı referandumun istikrarı bozacağı noktasında mutabık olduğunu, Astana görüşmeleri ile Suriye’de barış sürecinde işbirliği noktasında hemfikir olunduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın zamanda İran’ı ziyaret edeceğini de dile getirdi.

Anlaşılan şiddetsiz geçimsizlik yaşayan taraflar arasında Kürt karşıtlığı üzerinden büyük pazarlıklar ve anlaşmalar yapılmış.

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’da İranlı muhatabını doğrular nitelikte konuşarak, İran’la ortaklaşmanın ana hedefinin dört parçada ki Kürtlerin hakları ve çıkarları olduğunu açıkladı.

Bu savaş ittifakının dış dünya’da nasıl karşılaşacağını bilemeyiz ancak İran ve Türkiye arasında ki son ittifakı hatırlamakta yarar var.

Gazeteci Amed Dicle yeni çıkan ‘2005-2015 Türkiye-PKK görüşmeleri’ isimli kitabında 2011’de Türkiye-İran arasında kurulan ‘PKK’yi imha’ ittifakının perde arkasını kaleme almış.

“2011 başlarında Türkiye ve PKK Oslo-9 adı verilen görüşmesi yapılırken Ankara’dan bir heyet Tahran’a giderek ‘PKK’ye karşı bir eylem planı’ öneriyor. Plan PKK’ye karşı bir sandviç harekatı düzenleyerek ortadan kaldırmayı içeriyor.” (syf. 142)

Dikkatinizi çekmiştir umarım bu teklif götürüldüğünde PKK ve Türk resmi heyetleri Oslo’da barış masasındadırlar.

Yine kitaptan: Fakat Tahran yönetimi bu teklifi boyutlandırıyor: Barzani ve YNK bu operasyona katılırsa o zaman başarabiliriz. Yoksa başaramayız, zor olur. Ayrıca İran, Nato ve ABD’nin desteğininde alınmasının da gerekli olduğunu söyler. (syf.143)

İran’dan anti-emperyalizm devşirmek için çırpınan amip beyinli solculara buradan selamlar.

Hikaye’ye dönersek; Nato ve ABD’yi ikna işini Türkiye, Barzani ve YNK’yi ikna işini İran üstüne alır. Nisan 2011’de İran, KDP ve YNK’yi Tahran’a resmen davet ediyor. Celal Talabani ve Neçirvan Barzani beraber Tahran’da İranlı yetkililerle görüşürler. İran Kürt delegasyonuna ‘ PKK hem Türkiye hem bizim hem de sizin için tehditdir. Sizde bize katılın, bunu birlikte yapalım.’ teklifinde bulunur. (syf. 144)

İran, Türkiye ve Güney Kürdistan’da bütün bunlar olurken, İmralı’yı ziyaret edenler arasında Mit Müşteşarı Hakan Fidan ve Dönemin Başbakan yardımcısı Beşir Atalay vardı.

Hikaye uzun ama önemli; Kürt delegasyonu İran’a: Biz daha önce PKK ile savaştık ve ciddi siyasal kayıplar verdik. Biz bu savaşa aktif olarak katılırsak PKK bu savaşı kazanabilir ve Kürt halkı üzerinde etkisi güçlenir. cevabını verirler. (syf.144)

Kürt partileri İran’a Kandili kuşatma ve ambargo taahüdünde bulunurlar. Ancak PKK bu plandan kısa sürede haberdar olur ve savunma önlemlerini alır.

Amed Dicle kitabında sandviç harekatının akıbetini de yazar, meraklısı için buraya özetleyeyim. 16 Temmuz 2011’de İran ve Türkiye’nin ortak planı çerçevesinde binlerce askerle Kandil’i kuşatmaya aldı. İran ordusu ağır bir yenilgi yaşayınca ateşkes olması için YNK devreye girer. YNK’nin ateşkes önerisi PKK tarafından red edilir. KDP ve YNK İran’a kefil olduklarını ve bir daha saldırı olmayacağını belirtince, PKK: İran bir daha bize karşı uluslararası güçlerin planlarına dahil olmayacağına dair imza atacak. Biz ondan sonra ateşkesi kabul ederiz. Diyerek karşı öneri sunar.

PKK, YNK, İran ve KDP’nin katıldığı dörtlü toplantıda bir anlaşma imzalanır. Bu anlaşma hala yürürlüktedir.

Türkiye ve İran’nın KDP, YNK destekli bu PKK’yi imha planı tuzla buz olur.

PKK’yi bitirme hayali hep vardı. Anlaşılan uzun zamanda olacak. Bu hayali kuran devletler ve işbirlikçilerin kirli politikaları her saldırılarında biraz daha deşifre oluyor ve zayıflıyorlar. Halklarına karşı uyguladıkları despot uygulamalar ve kendileri dışındakilere sergiledikleri düşmanca yaklaşımlar onları her geçen gün daha fazla çözülmeye götürüyor.

Erdoğan’ın Yeni Osmanlıcılık hayali ile İran’ın Şii kuşağı projesi nasıl Rojava ve KÖH’ne çarptıysa kurulduğu anlaşılan bu yeni ittifakın getireceği tek şey; bu iki çapsız emperyalist sistemin dağılması olacaktır.

Her ne kadar İran ve Türkiye’nin islamcı, solcu, milliyetçi yapılarda taşeronları olsa da öz itibariyle çürümüş iki sistemi kurtaracak bir merhem olamazlar. Kürtlerin topraklarında yüz yıllardır sömürü sistemi kurmuş ve bunu hala yaşatmaya çalışan iki bölge egemeni için geri sayım günlerindeyiz.

Bir diğer nokta ise bugünlerde bağımsızlık sakızı çiğneyen Kürt milliyetçi yapıların mayalarındaki işbirlikçi nitelikleridir. Bu yapıların devlet ve bayrak sahibi olmakla bağımsız olmayacağını artık çok iyi biliyoruz. Bu yapılar İran, Irak, Türkiye’ye karşı bağımsızlık talebinde bulunurken, YNK ve KDP tarihsel olarak  diğer Kürt yapılarına (özellikle PKK’ye, hatta birbirlerine karşı) bu devletlere yaslandılar. Onlardan beslendiler.

Bağımsızlığın bir bayrak ve devlet sorunu olmadığını bir politik karakter meselesi olduğunu gördük.

Ve kişilikli politika yapanların da demirden leblebi olduğunu…

Related Articles