İran ayaklanması karşısında “Direniş Ekseni”nin iliştirilmiş gazeteciliğine bir örnek

Kıymetli okurlarımdan “nerelerdesin, sesin çıkmıyor” diye mesajlar atıp merak edenler olmuş. Haklılar. Yalnız onların haklı olması beni içine düştüğüm beladan kurtarmıyor. İzah edeyim: şimdi efemdim gençken bir salaklık eseri bu günlerde ne olduğunu anmaktan bile imtina ettiğim bir mesleğim vardı. Bu iş o kadar berbattı ki sonunda beni alkolikliğe kadar sürüklemiş, işi de bırakmıştım. Bilahare tedavi gördüm. Onlarca belki yüzlere defa adsız alkoliklerin toplantılarına katıldım. O zaman bu zamandır çaydan başkasına yüz vermemiştim. Ta ki bu yıl başı akşamına kadar. Arkadaşların “bir kadehten bir şeycik olmaz” ısrarına ve rakının kokusuna dayanamadım. Sonrası malum, ancak biraz toparlanabildim…

Hararetle bekleyen okuyucuyu soğutmayalım, bu kadar mazeret gevelemek yeter. Zaten bir haftadır bekleyen mühim meseleler var. Bunların başında İran’da neler olduğu geliyor. Bu konuda “Emperyalizmin oyunları” minvalinde atıp tutmakla meşgul, politik aktivitesi ise köşedeki kahveye dahi gitmeye mecali olmayacak düzeyde seyreden bir kısım “sol”la ilgili bir kaç satır dahi karalamaya gerek yok.

Rejimlerin akıl danesi

Benim asıl dikkatimi çeken gazeteciler. Bunlardan biri hemen her zaman okumakla birlikte fikirlerine pek katılmadığım Duvar yazarı Musa Özuğurlu. Bu katılmama durumunun niyesine yanıt vermek için onun son iki yazısına bazı alıntılarla göz atalım:

İran’da da herhangi bir ülkede olabilecek kadar yolsuzluk, demokratik sorunlar, hükümet karşıtları, ekonomik sorunlar var. Ama işte söz konusu olan İran olunca “Molla rejimi altında inleyen halk, devrim için sokaklara çıkmış” oluyor.

İran’dan ‘devrim’ çıkmaz başlıklı ilk yazısında görüldüğü üzere İran’da hüküm süren baskıcı rejim altında yaşananlar fazla hafifsenmiş. Sanırım sadece İran’da sapır sapır insan asılmasını hatırlatmak yeterli olur. Kusura bakmasın ama Özuğurlu medyanın çifte standardını eleştirirken İran’la ilgili kendisi de benzer bir tutum sergilemiş. Tabii Esad hayranı olan birine bu kafayla Erdoğan rejimini de alkışlamak yakışır gerçekte. Ne de olsa Türkiye’de de herhangi bir ülkede olabilecek kadar yolsuzluk, demokratik sorunlar, hükümet karşıtları, ekonomik sorunlar var.

Aynı yazıdan devam edelim:

İran “sert” bir devlet. “İslam Devrimi” ile gelen rejim yaşam tarzı da dahil hayatın her alanını belirliyor. Herkesin yönetimden ya da belirlediği yaşam tarzından hoşnut olmadığı bir gerçek. Ancak İran insanların her an devrim düşündükleri bir ülke de değil.

İşin doğrusu Özuğurlu’nun İran’ı ne kadar bilip bilmediğini bilmiyorum ama insaf, en azından bunca baskının altında insanların neyi düşleyip düşleyemeceğini o ülke insanlarına bıraksa sanırım daha güzel olur. Özuğurlu’nun “yapısal” bir sorunu var. Biyografisinde belirtildiği üzere 2012’den 2016’ya kadar TRT Türk’ün Suriye temsilciliğini yapmış. Kolay bir iş olmasa gerek Erdoğan rejiminin borazanlarından birinde iş sahibi olmak. İş’i terketse de Özuğurlu oradan kalma alışkanlıklarını geride bırakamamış:iliştirilmiş gazetecilik. Onun adına ve gazetecilik adına yazık.

Musa efendinin hülyaları

Nitekim bu habis ur, İran’dan ders aldık mı? başlıklı bugün ki yazısına da sirayet etmiş. Başlıktaki soru öncelikle bölge egemenleri adına sorulmuş. Ve yazı boyunca onlar adına sorun “çözülmeye” çalışılmış.

Musa efendi problemi nasıl algılandığı ve İran devletine verdiği aklı ise şu satırlarda sergiliyor:

Arap Baharı adı verilen süreçlerde olayların yaşandığı ülkelerdeki gelişmelerde Trump’ın İran’a yaklaşımına benzer yaklaşımların etkisi biliniyor. Ama bu ülkelerde kıvılcımın patlamaya dönüşmesi için yeterince gazın biriktiğini gözardı etmemek lazım.

Bu ülkelerin hemen hepsinde yaşanan siyasi, ekonomik, sosyal sorunlar ortak. Bunlara bir de müdahale etmek için hazır bekleyen yabancılar eklenince en küçük bir sorun zaman geçmeden rejim sorunu haline geliveriyor ve savaşa dönüşüyor. Kuzey Afrika’dan sınırlarımıza kadar böyle oldu.
Güçlü İran’da devlet aklı bu kez de bir miktar gaz boşaltımı sağladı, ancak gerekli adımlar atılmazsa basınç tekrar artmaya başlayacaktır.
Bu nedenle muhalefete daha çok alan tanınması, halkın ekonomik durumunun düzeltilmesi için çalışmalar yapılması, dinsel ve sosyal baskının azaltılması gibi adımlar atılabilir. Kürt meselesi Türkiye’de olduğu gibi İran’da da tabu, bu konuda olumlu adım atılması sürpriz olur.

Yukarıdaki satırlarda da görüldüğü üzere halkların tepkileri “gaz” meselesine indirgenip, İran devlet aklına hayranlık ifade edilirken, egemenlerin pozisyonlarını koruyabilmeleri için halklara dönük biraz “yumuşama” öneriyor. Musa efendinin hülyasında sonuçta halklar yönetilmeye mahkum nesneler olarak yerini koruyor. Örneğin halkların kendi kendini yönettiği, sınırların, sömürünün olmadığı bir dünya, Ortadoğu zerre kadar yok. Kürtler mi canım onlar tabu. Asıl bu tabu size ait olmasın Sayın Özuğurlu?

Elbette Haşdi Şabi’nin halkla ilişkiler faaliyetine dahil olmuş iliştirilmiş bir gazeteciden bu tür hayaller kurması beklenemez. Ki kendisine sorsan şimdilerde hayranı olduğu Esad neticede bir burjuva iktidarıymış, binlerce insan(Türkiyeli devrimciler de dahil) Esad rejiminin zindanlarında işkence görmüş, Suriye bir Muhaberat ülkesiymiş, Kürtler kimliksiz ve ayrımcılığa uğruyormuş, demokrasi yokmuş ne gam! Bütün bunlar sonuçta emperyalizmin uydurmaları, Direniş Ekseni’ni sıklaştıralım!

Gazeteci enkazı

Sayın Özuğurlu yazısını bitirirken sırtını “Direniş Ekseni”ne dayamanın rahatlığıyla Erdoğan rejimine de akıl vermeyi de unutmuyor:

İran’da göstericilerin mesajlarından biri devletin dışarıyla ilgilendiği kadar içeri ile de ilgilenmesi gerektiği yönündeydi. Suriye’de de olaylar öncesinde neredeyse sadece Filistin ve İsrail konuşulurdu ama içerisi ölümcül derecede ihmal edilirdi. Bizde de dış sorunlar – Kudüs örneğinde olduğu gibi- fena yer kaplamıyor. Ama bu dış sorunlar ve bunlar üzerinden geliştirilen uyku ilaçları halklar üzerinde bir süre etkili olabiliyor sadece. Sonrası malum.

Haklı, sonrası malum. Fakat malum olan bir şey daha var bizden hatırlatması: Ortadoğu, iktidarlarla mesafe koyamayan Cengiz Çandar gibi gazeteci ve aydın enkazlarıyla da dolu….

Medya Dedektifi

9 Ocak 2018 -Londra, akşam saatleri

Özuğurlu’nun yazılarına şu linklerden ulaşılabilir:

https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/02/irandan-devrim-cikmaz/
https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/09/irandan-ders-aldik-mi/

Related Articles