İnsanın hizmetkarı Tanrı ve Matematik – Robin Ali Toprak

 

İnsan, tüm eyleyişlerinin belli bir (nihai) amaç için olduğuna inanır. Kendi öz doğası onu kendi varlığını böyle anlamlandırmaya iter. Dolayısıyla, diğer canlıların, Doğa`nın ve Tanrı`nın da benzer bir şekilde, belli bir amaç için var olduğunu düşünür. İnsanın varoluşunun ayrılmaz bir parçası haline geldiği söylenebilecek bu inanışları Spinoza – elbette daha sonra reddetmek üzere – şöyle maddeleştirir:

  • Tanrı belli bir niyet veya amaçla eyler,
  • Tanrı, dünyayı İnsan ve kutsal amaçlar için organize etmiştir,
  • Doğal şeyler insan veya kutsal amaçlar için var olmuştur,
  • Evrenin nihai bir amacı vardır ve bu amaca ulaşmak için ilerlemektedir.

Bu inanışların Hıristiyan dünya görüşünü karakterize ettiğini söyler Spinoza. Ama biz bunu İslam ve diğer tüm dinleri de içine alacak şekilde genişletebiliriz. Filozofların da bu inanışlar üzerinden kendi felsefi sistemlerini inşa ettiğine işaret eden Spinoza, aslında filozofların da sıradan insanlar gibi davrandığını, daha ayrıntılı incelemeler için sıradan insanlar gibi bu inanışları sorgulanamaz temel olarak gördüğünü vurgular.

Spinoza elbette kendi Tanrı ve evren anlayışı gereği böyle bir anlayışı kabul etmez-edemez. Tüm bu inanışların gerçeği yansıtmayan batıl inançlar olduğunu söyler ve reddeder.

Spinoza, nihai amaç doktrininin kaynağını temel insan deneyimlerinden aldığını ve dinsel doktrinle yerini tarihsel olarak sağlamlaştırdığını belirtir. İnsanın, herhangi bir düşünme pratiğine ihtiyaç duymadan, bizzat kendi yaşam pratiğinde ilk elde öğrendiği ya da düşündüğü şey, doğadaki her şeyin onun arzuları ve çıkarları için olduğu-yaratıldığıdır. Spinoza’nın ifade ettiği gibi, insan, gözlerin görmek, dişlerin çiğnemek, bitki ve hayvanların yemek, güneşin ışık, denizin balıkları barındırmak vb. için, yani doğal şeylerin kendi yararı için olduğuna inanır. İnsan, tüm bu şeyleri kendi yaratmamış olsa da, özgür iradeye sahip bir yaratıcı tarafından hepsinin insanlık için yaratıldığını düşünür.

Bu bakış açısının doğal sonucu, insanoğlunun iyiliği için doğayı dizayn edip yöneten ve bunun karşılığı olarak ibadet bekleyen, dindarları ödüllendirip dinsizleri cezalandıran bir Tanrı’dır. Ayrıca, yaşanan hayatın içinde bu durumu yanlışlayan, bu duruma uygun olmayan bazı pratiklerin olması, ki oldukça çoktur, insanları Tanrı algılarını tekrar değerlendirmeye sürüklememekte, aksine, Tanrı’nın iş yapış şeklinin insan için gizemli olduğu yaklaşımıyla yorumlanmaktadır. Burada görebileceğiniz gibi, aksi hangi kanıtı sunarsanız sunun, insan için bunun hiçbir anlamı olmayacaktır.

Spinoza, Tanrı hakkındaki sonsuza kadar sürebilecek bu cahillikten tek çıkış yolunun matematik olduğunu söyler. Matematik bizi bu kısır döngüden çıkarır çünkü nihai amaçlarla hiç alakası yoktur, aksine şeylerin özü ve özellikleriyle ilgilidir. Bu, bize bir başka doğru standardı gösterir; deneyime bağlı olmayan bir standart. Bilgi olarak bilginin hayat bulabildiği bir yer.

 

***

İnsanoğlu, basitçe, kendi yetenek ve eğilimlerinin maksimize edilmiş bir versiyonu üzerinden bir Tanrı imajı geliştirmiştir. Bu, Spinoza için gayet anlaşılır bir şeydir, çünkü her fani varlık doğal olarak şeyleri kendi perspektifinden görür. İşte bu nedenle insanoğlunun Tanrı düşüncesi fazlasıyla insanidir. Eğer bir üçgen düşünebiliyor olsaydı, onun Tanrı düşüncesi de üçgensel olacaktı. Yani bizim insan-merkezci dünya görüşümüz bizi şeyleri ve olayları bizim için en yararlı olduğu hale göre yargılamaya iter.

Spinoza’ya göre insan, bu bakışının sonucu olarak, doğal olayları yargıladığı bir dizi değer temelli terim geliştirmiştir: iyi, kötü, düzen, karışıklık, güzellik, çirkinlik vb. Her bir insanın farklı deneyimleri ve amaçları olduğu için, birbirimizle görüş birliği içinde değiliz ve yargılarımız da farklı farklı. Bu, anlaşılabilir bir durum ama belirleyici değil. Asıl problem görüş birliği içinde olduğumuz konularda saklı. Belki çok genel konularda uzlaşıyoruz, mesela doğanın bir ‘düzen’i vardır, çiçek ‘güzel’dir, kasırga ‘kötü’dür gibi, ancak bu uzlaştıklarımızın hepsi sorunlu, rededilmesi gereken şeyler. Çünkü Tanrı’nın perspektifinden baktığımızda, bu tanımların hiçbiri uygun değildir; Tanrı Doğa’dır, ve Doğa Tanrı’dır. Tanrı’nın hiçbir amacı yoktur ve hiçbir yargılama yapmaz. Yani Tanrı için ne çiçek iyi ne de kasırga kötüdür. Bunlar, fani insanın fani fikirleridir.

Gerçek bilgi, insanoğlunun, üçgenin veya bir başka fani varlığın perspektifini yansıtmaz. Spinoza’nın bize gösterdiği üzere, gerçek Tanrı ideası kral-benzeri bir figür değildir; yani özgürce seçilmiş ve gizemli amaçlar temelinde hareket eden, düzen ve güzellik yaratan, insanların iyiliğinden memnun olan bir varlık değildir. Spinoza’nın Tanrı’sı seçimler yapmaz ve amaçlar için eylemez, özel varlıklar ya da harmoni halinde bir evren dizayn etmez, olayları yargılamaz ya da araya girmez. Spinoza’nın Tanrı’sı, kendisidir ve kendi için amaçlar oluşturmaz. Eğer Tanrı herhangi bir sebeple, bir son, bir amaç için eyliyor olsaydı, bu durumdan zorunlu olarak, onun kendisinde olmayan bir şeyi istediği sonucu çıkardı. Spinoza, Tanrının bu kadar aciz olamayacağını bize hatırlatır ve kendi aczimizi Tanrı’ya atfedemeyeceğimiz konusunda bizi uyarır.

Ayrıca, Spinoza’nın Tanrısı gizemli değildir. Tanrının doğası ve gücünün birçok noktası belki bizim için bilinemez olabilir ama bu, onun bilinemez olduğu anlamına gelmez. Tanrı bir varlıktır ve bilinebilir. Dünya hakkında daha çok doğru bilgi elde ettiğimizde Tanrı hakkında da daha çok bilgi elde etmiş oluruz.

Ve…

Tanrı bilgisi, matematik, bilim ve felsefe ile kazanılabilir, dini metinler ve dinci doktrinlerle değil.

 

Related Articles