Home / GÜNCEL BÖLGESEL GLOBAL HABERLER / Dünya / İki günde iki devlet doğdu

İki günde iki devlet doğdu

Kitabın ortasından başlayacak olursak İngilizler virüs gibi dünyanın her yerine yayılmış, ayak basmadığı yer kalmamış ve gittiği bölgenin yerli halkını türlü zorba yöntemlerle egemenliği altına almaktan hiç utanmadığını defalarca yazılmış çizilmiştir.

Gittiği her yerde kalıcı izler bırakan İngilizler, bölgenin yeraltı ve yerüstü kaynakları üzerine çöreklenmekten geri kalmamış, bunun için “Güneş Batmayan İmparatorluk” yakıştırması gittiği her kara parçasında egemenliğini pekiştirmesinden dolayıdır.

Gittiği her kıtada var olan düzeni yıkarak, kendi düzenini inşa eden İngilizler, Kuzey Amerika kıtasında bugün devlet olarak varlığını devam ettiren ABD ve Kanada. Okyanusya (Avustralya) kıtasında, Avustralya, Yeni Zelanda ve Papua Yeni Gine. Asya kıtasında bugünkü Hindistan, Myanmar, Malezya, Sri Lanka, Afganistan, Hong Kong, Irak, Ürdün, Katar, Umman, Yemen, Bahreyn, Kuveyt ve Filistin. Afrika’daysa Mısır ve Libya, Sudan, Gana, Somali, Kenya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Sierra Leone, Tanzanya, Uganda Nijerya ve birçokları sömürgesi altına almıştı.

İngilizler egemenliği altına aldığı bütün bölgeleri bir anda kaybetmedi. 1776 yılında kaybettiği ilk sömürge ABD oldu. Daha sonra 1867’de Kanada, 20. yüzyılın başlarında İrlanda, Afganistan gibi sömürgeleri kaybederken artık bir şeylerin değiştiğini fark eden İngilizler elinde olan sömürgeleri tutma derdine düştü.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Irak ve Ürdün derken bağımsızlık sırası Hindistanlılardaydı. 20. yüzyılın başlarına kadar “güneşin batmadığı bir imparatorluk” olan Birleşik Krallık zenginliğini borçlu olduğu imparatorluk vatandaşları üzerindeki tekeli çatırdıyordu.

Krallığın en önemli kolonisi Hindistan artık huzursuzdu. Müslümanıyla, Hindu’suyla, Sih’isiyle kolonyal bağlardan kurtulmanın zamanı geldiğine inanıyordu.

Daha önce Güney Afrika’da İngilizlerin başına bela olan Mohandas Gandhi bu kez Hindistanlılar için ülkeye ayak bastı. Gandhi, Hindistan’a gelir gelmez bağımsızlık mücadelesine katılır. Hindistan Ulusal Kongresi’nin önemli liderlerinden biri olur.

Birleşik Krallık’ın kolonyal ekonomisinin kökü tekele dayandığını çok iyi bilen Gandhi, Hindistan’ın tuzunu kendine hedef seçti.

12 Mart 1930 tarihinde Ahmedabad’dan başlattığı yürüyüşe yetmiş sekiz kişi katılır. Yaklaşık dört yüz kilometrelik bir yol yirmi dört günde alınır. 5 Nisan günü Hint Okyanusu kıyısındaki Dandi’ye vardıklarında katılanların sayısı elli bini geçmiştir. Gandi, yerden bir avuç tuzlu kum alarak tuz vergisinin kalkmasını isteyen kalabalığa şöyle seslendi:

-Britanya İmparatorluğu’nun temellerini bununla sarsıyorum!

Tuz Yürüyüşü’nden hemen sonra İngiliz yönetimi Gandi’yi ve 60 bin kişiyi tutukladı. Tuz vergisinin kalkması sonuçlanmadı fakat İngilizler artık görüşmeler yapmayı kabullenmişti.

Bu sıska adam İmparatorluğun tuz vergisine karşı şiddet içermeyen sivil itaatsizliğin ilk örneğini sunarak Hindistanlıların kaderini değiştiriyordu.

Daha sonra Mahatma Gandhi hapisten çıkınca İngiliz generalin daveti üzerine gittiği bir görüşmede kendisine ikram ettiği çaya tuz atarak “Boston Çay Partisi”ne gönderme yapmayı ihmal etmemişti. Bu hareket sıradan bir insan profili çizmeyen ve İngiliz sömürgeciliğin ayrıntılarını çok iyi bilen bir lider olduğunun ispatıydı.

Dönemin Birleşik Krallık’ın Başbakanı Winston Churchill için artık yeni baş düşman olan Gandhi için şöyle yazacaktı 11 Aralık 1930 günü: ‘’Gandhizm ve bütün taleplerinin, er ya da geç, başı ezilmeli. Aç kaplanın önüne kedi eti konularak sakinleştirilip tatmin edileceğini sanmak hata olur.’’

Birleşik Krallık II. Dünya Savaşı’ndan sonra Hindistan’ın bağımsızlığını tanımaya karar vermişti. İngilizler Hindistan’ı terk etmeye hazırlanırken bir yandan da Müslüman ve Hindular arasındaki güvensizliği daha da körüklemek ve “elimin altında değilseniz param parça olun” düşüncesiyle hareket etti.

Gandhi ise, Hindistan’ın bölünmesine karşıydı. Çünkü Hintlilerin ve Müslümanların tek bir ulusun çatısı altında yaşayabileceğine inanıyordu.

İngilizlerin olması istediği ve Gandhi’nin hiç istemediği bir sonuç yavaş yavaş su yüzüne çıkıyordu. Yeni oluşacak devletin gücünü paylaşma yöntemlerinde anlaşmazlığa düşen Müslümanlar ve Hintliler arasında kamplaşmalar, sürtüşmeler ve farklı bölgelerde toplantılar yapılıyordu.

Birlikte uzun süre İngiliz kolonisi olarak yönetilen Hindistanlılar iki devlet olarak birer gün arayla önce 14 Ağustos’ta Pakistan, ertesi gün 15 Ağustos’ta Hindistan bağımsızlıklarını ilan eder. Aynı toprak altında 1947 yılında bağımsızlığını ilan eden Hindistan ve Pakistan İngiliz Parlamentosu tarafından resmen tanıyan bir yasayı kabul etti.

Pakistan bağımsızlığını kazandığı gün ülkenin başında Muhammed Ali Cinnah, Hindistan’ınsa Başbakan Jawaharlal Nehru vardı. Cinnah, tekçiydi; Nehru ise demokrattı.

Fakat Pakistan bağımsızlığını kazandığında Hindistan gibi bir parçadan oluşmuyordu, aksine birbirinden kopuk iki bölgeden oluşuyordu. Biri, Hindistan’ın batısında Indus Nehri civarındaki Batı Pakistan ve Hindistan’ın doğusunda Bengal Körfezinden Ganj Nehri deltasında kurulan Doğu Pakistan (Bangladeş 1971’de ağır bir savaştan sonra bağımsız oldu).

İngilizlere karşı birlikte yan yana olan Hindistanlılar bu sefer İngilizler yokken birbirlerinin yakasına düştüler. Peş peşe gelen bağımsızlıkların ardından her iki ülkede Müslümanlar, Hindular ve Sihler arasında önce huzursuzluk daha sonra isyan ve çatışmalara evrildi. Bu olaylar sırasında milyonlarca kişi karşılıklı göç etti. Kuzeydeki Hindular güneye, Müslümanlarsa güneyden Batı Pakistan (Pakistan)’a ve Doğu Pakistan (Bangladeş)’a göç ettiler. Kanlı göçler sırasında çok dramatik hadiseler bir bir vuku buluyordu. Kafileler birbirleriyle karşılaşınca kavgaya, can kıyımına tutuşuyordu. Kin ve nefretin hat safhaya ulaştığı bu dönemde evler yakılıyor, kadınlar tecavüze uğruyor, insanlar canlı canlı ateşe veriliyordu. Buna benzer yüzbinlerce insan öldü.

Henüz genç ve taze kurulmuş olan iki ülkenin insanları nefreti ve düşmanlığı hafızasına nakşederken gelecek kuşaklar için de güvenlik sorunu ve birbirlerine kuşkuyla bakacaklardı.

Her taşın altında çıkan İngilizler Hindistan’ı en son terk ettiğinde bölgedeki birlik ve beraberlik yerini nefret, kan, tecavüz, ölüm aldı.

İmparatorluğun Hindistanlılara bıraktığı miras: iki ülke ve iki komşunun arasındaki düşmanlık oldu.

About Ömer Çiftçi

Ömer Çiftçi

Check Also

Dünya Gündemi-yazarlarımız N. Salaz ve A. Sever’den değerlendirmeler

Hafta sonları Medya Haber Tv’de Selahattin Ş. Işıldak’ın sunduğu Dünya Gündemi programında dünyadaki hafta içi …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *