İdlib ‘’Son Kale’’ – Ömer Çiftçi

Arap Baharı süreci ile birlikte domino etkisiyle Tunus, Fas, Mısır, Libya, Bahreyn ve Yemen gibi ülkelerde ayaklanmaların başlamasıyla kanlı bir sürece girilmişti.

2011’in Mart ayında Dera’da başlayan olaylarla tüm Suriye coğrafyasına yayılan şiddet sarmalıyla tüm dünyanın gözleri üzerinde olmuş ve açgözlü devletlerin iştahını kabartmıştı.

Bunu fırsata çevirmek isteyen komşu ülkelerin her biri kendine göre bir yol biçti. Bu devletler kendilerine yakın buldukları grupları silahlandırarak ‘’vekalet savaşı’’nı başlatarak ateşi daha da harladılar.

Böylece Suriye’nin her bölgesinde insanlar öldükçe isyan daha da büyüyor, iç savaş olmaktan çıkıp küresel müdahale odağına evriliyordu.

2015’te Esad yönetimi Rusya’yı kendi ülkesine davet ederek direneceğini ve ayakta kalabileceğini ısrarla herkese ispatlamıştı.

Suriye’de hala devam eden savaşta, haritanın rengine baktığımızda kabaca iki ton önümüzde duruyor: Suriye Ordusu’nun ve Kürtlerin kontrolü altındaki yerler…

Bugünlerde IŞİD’in yok oluşunu ve muhaliflerin (Heyet Tahrir El Şam, Ahrar el Şam vb.) büyük çoğunluğu İdlib’de sıkışmışlığı görmekteyiz. IŞİD’in boşluğunu dolduran Demokratik Suriye Güçleri ve Suriye Ordusu ileride kurulacak bir masada elini güçlendirmek için mücadelelerine hızla davam etmektedir.

SURİYE ‘KURTLAR SOFRASI’

Suriye’de ‘‘vekalet savaşı’’ üzerinden yürütülen savaşta coğrafya da adete köşe kapmaca oynanıyor. Esad yönetimi Rusya’yı yanına alarak Halep’ten başlayarak doğu sınırlarına Deyr Zor’a kadar yeniden kontrolüne aldı. Baba Esad döneminden beri ilişkilerini koparmadığı Rusya ile iyi bir iş çıkarmış olan Esad kanlı geçen savaşın galibi şüphesiz.

Öte yandan ABD, Irak’ı işgal ettikten sonra yanlış bir hesaplama sonucu İran’ın kucağına vererek üzerinde kurduğu otorite sarsıntıya uğramış. ABD, İran’ın Irak’tan başlayarak Lübnan’a kadar kurmakta olduğu ‘’Şii Kuşağı’’ önlemek adına her türlü yolu mubah sayıyor. İran’ın teröre destek verdiğini suçlamasıyla önünü kesmek istiyor. Suriye’de ABD, İran’ın nüfuzuna geçen Irak gibi Suriye’de de bir örneği olmaması için Kürtlerle yapmış olduğu müttefiklik üzerinde Suriye üzerinde söz sahibi olmak ve dolayısıyla kurulacak bir Suriye’de konumunu güçlendirmekten başka bir saplantısı yok.

Suriye’nin bu savaşta güçlü çıkmasının bir başka nedeni de İran’dır. Olası bir Esad’ın iktidardan kayması İran’ın bölgesel pozisyonu tehdit altında kalacaktı. İkilinin arasındaki iyi ilişkiler bizi 1979 İran Devrimi’ne götürmektedir. O dönemde İsrail Mısır ile anlaşması sonucu bölgede yalnız kalmak istemeyen bir zamanda İran’ın ‘’İsrail karşıtlığı ve Filistin davasını’’ sahiplenmesiyle aynı çizgide buluşmuşlardı. İran-Irak Savaşı’nda açıkça İran’ı destekleyen tek ülke idi Suriye. Şimdi de deyim yerinde ise İran bu borcun altında kalamayacağını sahada ‘’stratejik ortak’’ına açık destek vererek yanıt veriyor.

Suriye için demokrasi katarına binen Suudi Arabistan Tunus’ta ve Mısır’da kaybetmişti. Irak’ı da Şiilere kaptırınca son bakiye Suriye’yi de kaybedemezdi. Elini nereye atmışsa kaybeden despot ülke Suudlar, Arap Birliği içinde hep ayrı olan Suriye’yi cebe indirmek için Katar ve Türkiye’yle parasını muhaliflere yatırmış ve sonucu hüsrana uğradığını gördük.

Suriye Savaşı büyüdükçe politikalarını belirginleştiren Türkiye önce ‘’Şam’a uzanıp namaz kılacağız’’ dedi, sonra ‘’Güneyimizde bir terör grubu koridoruna müsaade etmeyiz’’e geldi. Türkiye, Esad’ın bu maratonda zaferle çıkması hem politik hem askeri kaybını Kürtlerin kazanımlarına yönünü çevirmiş oldu.

‘İDLİB’ SONA DOĞRU

Halep, Rakka, Deyr Zor (IŞİD bitmek üzere) gibi büyük kentlerin kontrolün sağlanmasının ardından geriye kalan büyük kent İdlib…

Suriye’de açılan birçok cephede Suriye Ordusu ve Demokratik Suriye Güçleri’nin kazanımlarıyla sona doğru gelindi. Son cephe olan İdlib için ise Astana’da mutabık kalınan 4 çatışmasızlık bölgesinden biri olarak garantör ülke olarak Rusya, İran ve Türkiye devrede…

İdlib kenti birçok muhalif örgütün birleşerek bir araya geldiği Fetih Ordusu tarafından bir bölümü kontrol altına almıştı. Savaşın başından beri diğer bölgelerden gelen göçlerle birlikte nüfusun 2 miyona yakın olduğu tahmin edilmektedir. Muhalifler için İdlib’in önemi gelecekte inşa edilecek Suriye’nin içinde rol sahibi olmaktan geçiyor. Ancak IŞİD’in varlığı minimize edilmesiyle İdlib hem Suriye-Rusya-İran hem de Türkiye’nin radarına girdi.

8 Ekimde başlayan keşif çalışmalarının ardından TSK’ya bağlı askeri birlikler 12 Ekim itibariyle Suriye’nin İdlib bölgesine intikal etmeye başladılar. Atme bölgesinden içeri giren zırhlı birlikler Daret İzze bölgesine doğru ilerleyerek burada İdlib’in Afrin sınırı boyunca konuşlanmaya başladılar.

Türkiye olası bir askeri hamlede insani krizlerin ve göç dalgasının önünü alabilmek için denklemin bir parçası oldu. Özellikle savaşın başından beri muhaliflerin hamisi olarak hareket eden Türkiye, İdlib’de muhalifler kaybederse müzakere yapılacak tek aktör (Kürtler) kalıyor. Bunun olmaması için TSK İdlib’de yer alıyor. Dolayısıyla Türkiye bu bölgenin çatışmasızlık bölgelerine dahil edilerek koruma altına girmesini istiyor.

Türkiye’nin garantör ülke bağlamında yavaş yavaş İdlib’e kamp kurmaya devam ederken tam da bu sırada Suriye yönetiminden ‘’TSK’nın İdlib’e girmesini istemiyoruz, derhal çekilin’’ açıklaması geldi. Suriye yönetiminin bu cılız çıkışı daha önce de Fırat Kalkanı için de sarf edilmişti.

Türkiye, İdlib’i düğümünü çözdükten sonra Afrin faslına dönmesi şaşırtıcı olmayacak. Asıl niyet Afrin’i kuşatmak ve Kürdün koridorunu boğmaktır. Ancak Rusya ve özellikle ABD müttefikini Türkiye’ye yedirecek mi? Sorusu sahadaki gelişmelere bağlı olarak bekleyip göreceğiz.

Hal böyle iken İdlib cephesi daha çok su alacağına benziyor.

Suriye’de saha üzerindeki aktörlerin aslan payını almak istemesi, Suriye’nin çetrefil durumundan kurtulmasını geciktiriyor.

Related Articles