Iblib’deki Nusra HEDEF tahtasında 2 bölüm – Mîrzend Siyaroj

Mayıs 2017’de Astana’da devam eden Suriye konulu toplantıda, garantör ülkeler Türkiye, Rusya ve İran, Astana görüşmelerinde Suriye’de “güvenli bölgeler” için anlaştığında, bunun “Suriye devrimine ihanet” olduğunu dillendiren ve Astana görüşmelerine katılanları hedef alacağını belirtmesi HTŞ’yi (Nusra) küçük gruplar nezdinde çekim merkezi yaptı.

 

TC, İran ve Rusya’nın “garantör ülke” olarak belirlendiği Astana anlaşmasına göre İdlib eyaletinin tamamı çatışmasızlık bölgesi ilan edilirken Lazkiye, Halep, Hama, Humus, Doğu Guta, Dera ve Kuneytra’nın da bazı bölgeleri güvenli bölge kapsamına alındı.

 

22 Haziran’da TC Cumhurbaskanı Sözcüsü İbrahim Kalın, Astana Anlaşması ile mutabakata varılan “güvenli bölgelerde” görev alacak güçlerin dağılımını şu şekilde açıkladı:

 

“Muhtemelen İdlib bölgesinde ağırlıklı olarak bizler(TC) ve Ruslar,

Şam etrafında ağırlıklı olarak Rusya-İran, güneyde Deraa bölgesinde Ürdün’ün ve Amerikalıların içinde yer alacağı bir mekanizma üzerinde çalışılıyor. Hatta Rusların bir önerisi var, belki Kırgızlar, Kazaklar belirli sayılarda güç gönderebilirler”

 

Bu açıklama, Nusra ve onunla HTŞ’de birleşen güçlere “müdahale” anlamına geliyordu.

 

HTŞ, İdlib’e müdahaleyi beklemeden, Astana’nın katılımcısı olan Ahraru’ş Şam ve bileşenlerine müdahale etti.

 

***

 

İdlib’in bir anda “hedef” tahtasına oturmasına neden olan Heyet Tahriru’ş Şam (Nusra) Idlib’i denetime alması ve uluslararası güçlerin açıklamalarına göz atmakta fayda var

 

***

 

15 Temmuz-21 Temmuz 2017 arasında İdlib bölgesinin birçok yerleşim yerinde HTŞ (Nusra ve bileşenleri) ve Ahraru’ş Şam ve bileşenleri arasında çatışmalar başladı. Kısa sürede HTŞ, Cilvegözü Sınır Kapısı, Atmeh müleci kampı ve İdlib merkezi dahil olmak üzere geniş bir bölgede kontrolü ele geçirdi.

 

 

***

 

28 Temmuz

 

Astana görüşmelerinde resmen masada olmayan ABD, “güvenli bölgeler” anlaşmasına da “barışçıl çözüme katkı sunar” mealinde açıklamayla destek sundu.

 

Ancak HTŞ’nin İdlib’de mutlak hakimiyetiyle sonuçlanan çatışma sonrasında ABD’nin IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi Brett McGurk şunları dile getirdi:

 

“İdlib bölgesi 11 Eylül saldırılarından bu yana El Kaide’nin en büyük barınma alanı haline geldi. Bu çok ciddi bir sorun, bir süredir devam eden bir sorun. Buradaki El Kaide varlığına çok odaklanmış durumdayız, İdlib’e giden El Kaide liderleri çoğu zaman oradan çıkamıyor.

Ama şu soruyu sormamız gerekiyor:

El Kaide lideri Ayman el Zevahiri’nin yardımcısı İdlib’e niçin ve nasıl gidebiliyor? Bu neden oluyor?

 

Oraya nasıl ulaşabiliyorlar? Paraşütçü askerler değiller. Dolayısıyla, Amerika’nın bu konuyla başa çıkmak için Suriye’nin bazı bölgelerinde ne yaptığından söz etmeyeceğim, ama bazı ortaklarımızın on binlerce silah gönderme ve yabancı savaşçılar bu bölgeye girerken yüzlerini başka tarafa çevirme yaklaşımı en iyi yaklaşım olmayabilir ve El Kaide bundan çok yararlandı. Şu anda orası Türkiye sınırının yanı başında bir El Kaide barınma alanı. Dolayısıyla bu konuyu elbette Türkler’le çok yakından görüşeceğiz. Bazı IŞİD bölgelerinde sınırı nasıl kapattıysak ve kimsenin geçmemesini sağladıysak, bunu İdlib’de de yapmayı düşünebiliriz. Çünkü bu IŞİD’den farklı bir sorun ama büyük bir sorun ve terörle mücadele hedefinde çok odaklanmamız gereken bir mesele.”

 

McGurk yoruma yer bırakmayacak şekilde Nusra’nın güçlenmesinden TC’yi işaret etti.

 

1) Nusra yöneticileri Afganis’tandan İdlib’e TR’den geçirdi

2) Nusra’ya binlerce silahı TC gönderdi

3) Nusra’ya binlerce savaşçı TR’den geçti

4) TC’nin yanıbaşındaki Nusra kamplarını TC görmezden geliyor

 

***

 

1 Ağustos

 

McGurk’un TC’yi açık ve net bir şekilde Nusra’ya silah, lojistik, savaşçı ve yönetici aktarımında işaret etmesine Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın şunları söyledi:

“Idlib’teki bu terör örgütü yapılanmasınınTR ile ilişkilendirilmeye çalışılması, böyle bir imada bulunulması kabul edilebilir bir şey değil. Neden? İdlib’i biz kontrol etmiyoruz.

 

Şimdi bu kadar geniş bir alanda bu kadar çok yoğun insanın olduğu bir yerde ve sahada bu kadar farklı dinamiklerin hareketli olduğu bir alanda kalkıp bir tane gelişmeyi hem de en olmayacak şey, Türkiye’nin hiç ilgisinin, alakasının olmadığı bir şeyi Türkiye’ye fatura etmeye çalışmak iyi niyetle bağdaştırılacak bir şey değil.”

 

 

****

 

2 Ağustos

 

İbrahim Kalın’ın ABD’ye verdiği cevaptan bir gün sonra da ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Michael Ratney aynı konuyla ilgili (İdlib-Nusra) daha sert bir açıklama yaptı:

“Suriye’nin kuzeyi geçtiğimiz hafta en büyük trajedilerinden birine tanık oldu. Genel olarak Tahriru’ş Şam Heyeti, özel olarak Cevlani(Nusra lideri) çeteleri, Suriyeli halka ve muhalif gruplara saldırılar düzenledi. El Kaide’nin, şahsi hedeflerine ve dar örgütlerine hizmet olsun diye böyle bir adımı atması, kuzeyin geleceğini tehlikeye sokacaktır. Bu durumda herkes, ileride İdlip’in başına gelecek cezaların baş sorumlusunun Cevlani ve çetelerinin olduğunu bilmelidir.

 

Nusra Cephesi ve El Kaide’ye bağlılığına devam eden komutanları, beraber çalıştığı grubun adı her ne olursa olsun ABD’nin hedefi olmaya devam edecektir. Bu sınıflandırma cemaatleri de, bireyleri de kapsamaktadır. Tahriru’ş Şam Heyeti çatı gruptur. Bu çatı gruba giren herkes, Suriye’de El Kaide ağının bir parçası olacaktır.

 

Nusra Cephesi’nin üstünü örtmek için inşa edilen veya Nusra Cephesi’nin katıldığı hiçbir vitrinle asla ilişkiye girmeyeceğiz. Aksine terör örgütünün bir parçası ve Cevlani çetelerine yardım olarak itibar edeceğiz.

 

Tahriru’ş Şam Heyeti’ne fikri ve ideolojik beraberlikten ziyade belirli taktiksel nedenlerden dolayı katılan kesimlerin bulunduğunun farkındayız. Onlara, geç olmadan Cevlani çetelerinden uzaklaşmalarını tavsiye ediyoruz.

 

Idlib’te Nusra Cephesi’nin hakimiyet kurması halinde, ABD’nin gerekli askeri önlemlere başvurmamaları konusunda uluslararası aktörleri ikna etmesi çok zorlaşır”

 

M.Ratney bu açıklamasında 3 şeyin altını çiziyordu:

1) Isim değistirse bile Nusra hedef olacak

2) Nusra ile birlikte olan, ona yardım eden de cezalandırılacak

3) “ABD’nin gerekli askeri önlemlere başvurmamaları konusunda uluslararası aktörleri ikna etmesi çok zorlaşır” diyerek muhtemelen Rusya’nın (ve karadan rejimin) saldırısına karşı çıkmayacağını ilan ediyordu.

 

 

***

 

ABD’den üst üste gelen “İdlib’de Nusra’ya müdahale” sinyalleri TC’yi tedirgin etmeye yetmişti bile. AKP’ye yakın havuz medyası hergün “ABD SDG’yi destekleyerek bu sefer Idlib’e müdahale edecek” manşetleriyle çıkıyor, TV kanallarında “hedef Akdeniz’e uzanan Kürd koridoru” diyen uzmanları(!) konuk ediyordu.

 

Bu “planı” boşa çıkarmak için Rusya ve İran nezdinde görünür ve görünmez temaslar hızlandı.

 

(Güney Kürdistan referandumuna dair girişimler yazı konusu olmadığı icin o detaya deginmiyorum)

 

***

 

15 Ağustos

 

TC ve İran, söz konusu Nusra olsa bile, hedefi gösterenin ABD olması münasebetiyle “Kürd hassasiyetleri” noktasında ortak kaygılara sahipti. Bu minvalde, 1979’daki İran İslam devriminden 38 yıl sonra Iran Genelkurmay Baskanı Muhammed Bakıri Türkiye’yi ziyaret etti. TC Cumhurbaşkanı dahil tüm üst düzey yöneticileriyle görüşen Bakıri ziyaret dönüşünde Iran Tasnim Haber Ajansı’na şunları söyledi:

 

“Türk tarafı ile yapılan müzakerelerin iki ülkenin sınırları ve bölgeyi ilgilendiren konularla alakalı çok kısa bir zamanda Türkiye Genelkurmay Başkanı da Tahran’ı ziyaret edecektir.

 

Türk tarafıyla Suriye’nin kuzeyinde Suriye hükümetinin egemenliğinin sağlanması konusunda anlaşmaya vardık.

 

Idlib bölgesi konusunda ve Suriye’nin meşru devletinin bu ülkenin çeşitli yerlerinde özllikle Amerikalıların kanunsuz olarak bulunduğu Suriye’nin kuzeyinde Suriye hükkümetinin egemenliğinin sağlanması konusunda anlaşmaya vardık ve inşallah bu anlaşmamız gerçekleşecektir”

 

***

 

25 Ağustos

 

Idlib hakkında yukarıda sıralanan acıklamalar ve temaslar olurken “hedef” konumundaki HTŞ (Nusra) 25 Agustos’ta yeni bir hamle yaptı.

 

HTŞ (Heyet Tahriru’ş Şam) grubunun lideri Ebu Cabir, ÖSO kurucularından Riyad el Esed’i de davet ederek, Binniş şehrinde tüm muhalif grupların tek bir çatı altında birleşmesi çağrısı yaptı.

 

Açıklamada HTŞ’nin Kuzey Suriye’de faaliyet gösteren tüm askeri grupların tek bir komuta altında birleşmesine yardım etmeye ve destek olmaya hazır olduklarını bu amaç doğrultusunda kendilerini fesh edebileceklerini ifade etti. Söz konusu birleşme için belli şartlar sunan HTŞ’nin feshedilip yeni yapıya katılması için:

1) Her şehirde insani ve günlük sivil ilişkileri yürütecek yerel ‘sivil’ yönetimlerin teşkil edilmesi.

2) Kendi kendini yöneten (ayrı ve bağımsız) hiçbir askeri gücün kalmaması

3) Şehirlerde güvenliğin sağlanması için polis kuvvetlerinin kurulması

4) İç çatışmaların sona ermesi için tek bir yapının varolması

şartlarını sundu.

 

 

***

 

27 Ağustos

 

HTŞ’nin (yine) kendisini feshetme çağrısına başta AKP yanlısı basın “ABD’nin PKK/PYD koridoru planı çöktü” şeklinde sunsa da, birkaç gün sonra MiT güdümündeki “Fırat Kalkanı (FK)” grupları “Suriye Arap Cumhuriyeti – Hawar Kilis Operasyon Odası” adıyla HTŞ (Nusra) çağrısına meydan okudular.

 

FK grupları, Riad El Esed’in ÖSO ile bağlantısı olmadığını, Heyet Tahriru’ş Şam’ın aslında ‘El Kaide’ olduğu, Riad El Esed’in toplantıya katılmasını ve HTŞ ile iletişim kurmasını da “HTŞ’nin Suriye devrimine ihanetini meşru kılmak’ şeklinde tanımladılar.

 

HTŞ için ‘ÖSO gruplarının kanını akıtmada haddi aşmış, ÖSO gruplarına karşı zorbalık etmiş, mallarını çalmış ve üyelerini tekfir etmiş El Kaide’ ifadelerine yer verildi.

 

MiT’in kurduğu ve Rojava’nın Şehba bölgesinde TSK ile birlikte “Fırat Kalkanı” adı altında işgalci olan gruplardan Sultan Süleyman Şah Lideri Muhammed Casım Ebu Amşe: “Ey HTŞ, Fırat Kalkanı birlikleriyle İdlib’e gireceğiz ve hiçbirinize acımayacağız” dedikten sonra ‘Fırat Kalkanı Birliklerinin, İdllib operasyonunda uluslararası güçler tarafından da destekleneceğini’ belirtti.

 

Gerek “Hawar Kilis Operasyon Odası” yapılan açıklama olsun, gerekse Sultan Murat çetebaşının yaptığı açıklama, kastedilen “uluslararasi güçun” Astana Anlaşmasının tarafı olan Rusya, TC ve İran olduğu açıktır

 

***

 

1 Eylül

 

HTŞ (Nusra) ile yaklaşık bir haftalık çatışmada İdlib şehir merkezi ve Türkiye sınır kapısı dahil olmak üzere bircok bölgenin denetimini kaybeden Ahraru’ş Şam, Heyet Tahriru’ş Şam’ın “birleşerek tek güç olma” açıklamasına benzer bir çağrıda bulundu.

 

Açıklamada Suriye’nin kuzeyinde ‘Devrim Savunma Bakanlığı’ kurulduğu ilan edilerek “Bu girişimin başarılı olması ve şu anki bölünmenin son bulması için her türlü adımı atmaya hazır olduklarını” söyledi.

 

Basında yer alan haberlere göre, son HTŞ-AŞ çatısmasına kadar HTŞ’nin bir bileşeni olan ama HTŞ-AŞ arasındaki çatışmada tarafsiz kalan Nurreddin Zengi Hareketi’nin de Ahraru’ş Şam’ın bu girişimine destek verdiği yönünde.

 

***

15 Eylül

 

Astana’da 6.sı düzenlenen “Suriye’de çatışmasızlık bölgelerinin garantörü olan devletler” toplantısında nihai karar alındı.

Buna göre,

Idlib’e yapılacak operasyonda TC devleti Idlib’in TR sınırı ve Efrin güneyi olan bölgesini, Rusya Idlib’in orta bölümünü, Suriye ve Iran ise Halep’e bitişik olan bölgeden güneyine kadar olan bölgeyi kontrol edecekti.

TC destekli ÖSO ve cihadistler ile Suriye Baas rejiminin çatışmaması icin arada Rusya “tampon bölgesi” olacak şekilde planlama yapıldıgı basına yansıdı.

Aynı günlerde, HTŞ’nin önemli bileşenlerinden olan Nureddin Zengi güçleri ve başka gruplar HTŞ’den ayrıldıklarını duyurdular.

 

TC Devletinin yöneticileri ve AKP basını bu planı “YPG’nin Akdeniz’e inmesinin önünü alma ve Efrîn’i çembere alma” olarak ilan ettiler.

 

***

 

22 Eylül

 

ABD’nin IŞID ile mücadelede özel temdilcisi olan Brett McGurk: “Türkiye’nin Astana süreci üzerinden öncülük ettiği bu anlaşmanın (İdlib) çatışmasızlık hedeflerini elbette destekliyoruz.

ABD olarak oradaki El Kaide varlığı nedeniyle İdlib’e dair çok endişelerimiz var. Dolayısıyla Türkiye’nin yaptığına tam destek veriyoruz. Sanırım hala çözmeleri gereken bazı detaylar daha var ama Türkiye’nin orada yapmakta olduklarını destekliyoruz. İdlib sorunu konusunda müttefikimiz Türkiye’ye her türlü yardıma hazırız” dedi.

 

Oysa aynı McGurk, iki ay evvel açıkça TC’yi “El Qaidecileri Idlib’e nakletmekle” itham ediyordu.

Anlaşılıyor ki ABD, tıpkı Türkiye sınırındaki IŞID’e müdahale etmeyen AKP iktidarını “IŞID’e eleman geçisine göz yummakla” itham edip “Fırat Kalkanı” operasyonuna yönlendirince destek verdigini açıkladığı gibi Idlib’de de NUSRA’ya müdahale etmesi için bu yolu seçmişti.

 

***

 

Ekim 2017

 

TC Cumhurbaşkanı Erdogan’ın Iran ziyareti akabinde (Başur referandumu ayrı bir yazı konusu) Idlib’e Türk askerlerinin girecegini açıklamasıyla “Idlib Operasyonu” startı verildi.

 

Bundan sonra ya TSK arazide NUSRA ile çatışacak ya da IŞID ile Cerablus-Rai-Dabik (Şehba) hattında gördügümüz devir teslim gibi Idlib’de de Nusra’dan bölgeyi devralacak

Related Articles