HDP nedir ve nasıl ortaya çıktı?

Yaklaşan kongre nedeniyle tartışmaların odağında yer alan Halkların Demokratik Partisi (HDP), kurulduğu günden beri eleştiri ve saldırıların odağında yer alıyor. Oysa HDP, Kürt siyasetinin en az 40 yıllık birlik arayışının sonucu ortaya çıktı.

Devletin etkisizleştirmek için tutukladığı HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın aday olmayacağını açıklaması üzerine tartışmalar başladı. Ardından mesele başka bir mecraya kaydırılarak HDP’nin varlık dinamikleri tartışma konusu yapıldı. Neyse ki hem tartışmaların odağındaki Demirtaş, hem de Ahmet Türk gibi Kürt siyasetinin akil isimlerinden tartışmalara noktayı koyacak açıklamalar peş peşe geldi.
HDP’NİN GÜCÜ ÇOKLU YAPISINDAN GELİYOR
Halen kimi mecralarda yürütülen tartışmalar aynı zamanda HDP’nin ne olduğu, ne olması gerektiği konusunu da gündeme getirdi. Her ne kadar birileri HDP’nin amacını, hedeflerini değil de suni meseleler üzerinden HDP’yi hedef haline getirmiş olsa da, tartışmalar HDP’nin halen Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu en temel parti olduğunu gösteriyor. HDP esas gücünü, toplumu ayrıştıran ve “Türklük ve Sunilik” kimliği üzerinden tekleştirmeye çalışan dayatmalara karşı, Türkiye’nin bütün siyasi renklerinin kendi kimlikleri ile aynı çatı altında buluşturmasından alıyor.
40 YILLIK BİRLİK ARAYIŞI
Üstelik bu da en az 40 yıldan fazla süren bir arayışın sonucu ortaya çıkmış ve tam istenilen düzeyde olmasa da başarılmış bir girişim. Kürt hareketi ile Türkiye sol ve sosyalist hareketini, Türkiye’nin ötekilerini bir araya getirme arayışı Öcalan’ın 1970’li yıllardaki arayışlarına dayanıyor. Mahir Çayan, Deniz Gezmiş, İbrahim Kaypakkaya’nın mücadelesini yakından takip eden ve onlardan etkilenen PKK Lideri Abdullah Öcalan, ADYÖD deneyimleriyle aynı çatı altında örgütlenmeyi hedef aldı. Ancak Kürtlerin örgütsüzlüğü ve Türkiye solundaki kimi “milliyetçi” anlayışlar nedeniyle ayrı bir örgütlenmenin ihtiyaç olduğunu düşünen Öcalan, yine de yanında yer alan Kemal Pir, Hakki Karer, Mustafa Karasu gibi Türkiye kökenli sosyalistler ile yoluna devam etti. PKK ile silahlı sol örgütler arasında kurulan “Faşizme Karşı Birleşik Cephe” birlik arayışlarının ilk somut adımı olarak öne çıktı.
SHP İLE İTTİFAK ARAYIŞLARI
1990’lı yıllarda Kürt siyasetinin legal siyaset sahnesine çıkmasıyla birlikte de bu arayış etkin ve görünür bir şekilde kendisini gösterdi. 1970’li yıllarda diğer sol ve sosyalist silahlı yapılar bünyesinde örgütlenme arayışlarına benzer bir şekilde legal alanda siyaset yürüten Kürtler de ilk olarak dönemin “demokrat” partisi olan SHP bünyesinde örgütlenmeye başladı. Ancak, 1989 yılında Avrupa’da gerçekleşen Kürt Konferansına ve 1988 yılındaki Halepçe Katliamına tepki gösterdikleri için Kürt vekillerin SHP’den ihraç edilmesi Kürt siyasetçilerin ayrı örgütlenmesine neden oldu.
HEP BİR BİRLİK PROJESİYDİ
7 Haziran 1990’da SHP’den ihraç edilen isimlerin öncülüğünde kurulan HEP bile tek başına bir “Kürt partisi” olarak tasarlanmamıştı. O dönemde Kemal Anadol, Aydın Güven Gürkan, Cüneyt Canvar, DİSK’in eski Genel Başkanı Abdullah Baştürk ve eski TKP’liler ile görüşmeler yürütülüyor ve HEP daha geniş bir yelpazede tasarlanıyordu. Bu girişimler çeşitli nedenlerle başarılı olmayınca Aydın Güven Gürkan’ın tabiriyle “Çocuk Kürt” doğmuştu. Daha önce HEP’in kuruluşunu kapatılan DİHA’ya değerlendiren HEP Genel Başkanı Feridun Yazar, HEP’i “Kürt sorununu birince dereceden önüne alan bir Türkiye partisi olarak düşünülmüş ve öyle tasarlanmıştı” şeklinde tanımlıyordu. Buna rağmen Kürtler Türkiye demokrasi güçleri ile ortak bir siyaset inşa etmek için yeniden SHP denemesine girişti. HEP, 20 Ekim 1991’de eyapılan genel seçimlerde SHP bünyesinde seçimlere katıldı ve HEP kontenjanından 18 milletvekili Meclis’e girdi. Kürt vekiller, “istenilen çizgiye gelmedikleri” için 10 Temmuz 1993’te SHP’den ihraç edildi ve bu aynı zamanda 2 Mart 1994 darbesini de haber veriyordu.
1995 SONRASI BİRLİK DENEMELERİ
Kürtlerin siyasal alandaki ittifak arayışları bütün baskılara ve yalnız bırakılma dayatmalarına rağmen 1995 yılındaki seçimler vesilesiyle bir kez daha yenilendi. Bu seçimlere dönemin partisi HADEP; DDP, BSP, SİP ve aydınların katılımıyla oluşturulan Barış Emek Özgürlük Bloku adı altında seçimlere girdi. Kürt hareketi 3 Kasım 2002 seçimlerine de ittifak arayışları ile girdi. Tuncer Bakırhan başkanlığında seçimlere katılan DEHAP, seçimlere kısa süre kala sol partiler nezdinde ittifak arayışına başladı. Yapılan görüşmelerde EMEP ve SDP, DEHAP’ın çatısı altında seçimlere girerken, SHP ve ÖDP ile yürütülen görüşmeler sonuçsuz kaldı. Kürt hareketi 2004 tarihinde yapılan yerel seçimlere de benzer bir arayışla girdi. Bu seçimlerde HADEP, SHP’nin çatısı altında seçimlere girdi ve bölgede 56 belediye başkanlığını kazandı. Haziran 2004’te DEP milletvekilerinin serbest bırakılmasıyla Demokratik Toplum Hareketi çalışmaları başladı. Bu çalışmalara da Arı Hareketi’nden, 10 Aralık Hareketine, TÜSİAD, MÜSİAD, DİSK, HAK-İŞ, STK’lara kadar çok geniş bir çerçevede değişik kesimlerle görüşmeler yapıldı. Bu arayışlar sonucunda Demokratik Toplum Partisi (DTP), 9 Kasım 2005 tarihinde kuruldu. DTP’nin 2007 yılında bağımsız adaylarla girdiği seçimlerde de, ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras, SDP Onursal Başkanı Akın Birdal’ın seçilmesi sağlanırken aday gösterilen EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel İzmir’den seçilemedi.
HDP BU ARAYIŞLARIN SONUCU OLARAK ORTAYA ÇIKTI
HDP’nin alt yapı çalışmaları da aslında bütün bu arayışlar üzerinde 2008 yılı başlarında başlatıldı. Çalışmalara EMEP, SDP, DTP gibi partilerin yanı sıra, EHP, TÖP, SP, Sosyalist Gelecek, SEH, ESP, Türkiye Gerçeği, SODEP gibi örgütlü yapılar ile çok sayıda örgütsüz birey katıldı. Çatı Partisi girişimi daha sonra kendisini Demokrasi İçin Birlik Hareketi’ne dönüştürdü; ancak bu çalışmaya iki kez müdahale edildi. Öncelikle çalışmayı BDP adına yürüten Mustafa Sarıkaya KCK davası kapsamında aranır duruma düşerken, daha sonra Devrimci Karargah operasyonu adı altında girişimin bileşenleri olan SDP ve TÖP üyeleri tutuklanarak cezaevine konuldu. Buna rağmen Kürt siyasi hareketi 12 Haziran 2014 tarihindeki seçimler için Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu oluşturdu. BDP, EMEP, KADEP, EDP, SDP, Yeşiller Partisi, EHP, DİP, DSİP, İKP, İSP, Demokrasi ve Özgürlük Hareketi, İşçi Cephesi, KÖZ, Sosyalist Birlik Hareketi, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Toplumsal Özgürlük Platformu, Türkiye Gerçeği gibi partiler bu blok içerisinde yer aldı.
HDP’Yİ ASİLİMASYON ARACI OLARAK GÖRENLER ULUSAL BİRLİĞE DE GELMEDİ
HDP, partileştiği dönemlerde bile çoklu kimliği nedeniyle yoğun eleştirilere ve saldırılara maruz kaldı. Örneğin Kürt milliyetçi çevreler, HDP’yi “Kürtlerin asimilasyonu benimsemesi, marjinal solun Kürtler üzerinden bir yerlere taşınması” projesi olarak tanımlandı. Hatta İsmail Beşikçi bile HDP ve “Türkiyelileşme” projesini, “Kürtlerin Kürdistani değerlerden uzaklaştırılması” olarak nitelendiriyordu. Oysa aynı kesimler yıllarca, HDP ve Kürt siyasi hareketinin “Kürt ulusal birliği” konusundaki arayışlarına da “Türkiye devleti karşı çıkıyor” diye ayak diredi.
İKTİDAR HDP TARTIŞMALARINI KAŞIYORDU
HDP’ye yönelik eleştiri sadece milliyetçi Kürt çevrelerinden gelmiyordu. Türkiye’deki kimi sol ve sosyalist çevreler de, HDP projesine mesafeli durmalarını, “Türkiye sosyalist hareketinin Kürtlerin kuyruğuna takılması” olarak görüyor ve bunun üzerinden karşı çıkıyordu. Bir de iktidar çevreleri başından beri HDP’ye yönelik bu olumsuz algıyı derinleştiren değerlendirmelerde bulunarak, HDP projesini, “olmayacak duaya amin demek” şeklinde nitelendiriyordu.
HDP MESELESİ İMRALI’DA DA TARTIŞILDI
Bütün bu tartışmalar o zaman çözüm görüşmelerinin yapıldığı İmralı’ya da yansıyor ve PKK Lideri Abdullah Öcalan bu konudaki önerilerini paylaşıyordu.
Öcalan 24 Haziran 2013 tarihinde HDP ile ilgili tartışmaların kendisine aktarıldığı görüşmede şu görüşleri dile getirmişti:
“İmralı Heyeti: HDK-BDP seçim konusu vardı, bu meseleyi de biraz konuşmakta fayda var.
Öcalan: Evet, konuşacaktık. Biz demokratik sosyalist bir hareketiz. Hepimiz için ortak bir örgüt gerekiyor. 70’lerden beri bunu istiyoruz. Milliyetçi örgütler bunu hep engelledi. HDK-HDP doğru bir projedir, isimlendirme de doğrudur. ESP, SDP, EMEP falan çalışmak istiyorlar. Ancak partiler arası rekabet genişlemeyi zorluyor.
Öcalan: Onlara söyleyin, beni biraz örnek alsınlar. Ben partimin başında mıyım? Bir hareketi partimin başında olduğum için mi etkileyebiliyorum? Bir hareketi etkilemek için ille de başında olmak gerekmez. Kendilerine biraz güvensinler. Siz de kendinize güvenin, başında olmasanız da etkileyebilirsiniz. Kimse parti şovenizmine kapılmasın. Tarihin ruhuna uygun çalışarak kendi ruhunu örgüte vermektir önemli olan. Ben bile burada Türkiye Solundan daha birlikçiyim. Alevi, kadın, Türk, Çerkez demeden herkes girmelidir.”
İçeriden ve dışarıdan Öcalan’ın bu önerilerine ve HDP projesine ciddi itirazlar yükseldi. Hem Kürtler bu işten vazgeçirilmek isteniyordu hem de Türkiye solunun “örgütsel olarak biteriz” korkularıyla oynanıyordu.
DEMİRTAŞ EŞBAŞKANLIKTAN AYRILMAK İSTEMİŞTİ
Ayrıca bugün Demirtaş’ın tartışma konusu yapılan Eş Başkanlık meselesi daha o dönemlerde de gündeme gelişmişti. Haziran 2013 günü yapılan İmralı görüşmelerinde yer alan Selahattin Demirtaş, başka çalışmalarla ilgilenmek için HDP Eş Başkanlığını bırakmak istediğini, “Olağanüstü Kongrede belki eşbaşkanların değişimini de düşünebiliriz. Ben biraz da bu önerdiğiniz çalışmalara zaman ayırmak isterim. Eşbaşkanlık olağanüstü zaman istiyor, hepsi biraz yarım kalıyor” sözleriyle önermişti. Bunun üzerine Öcalan, “Çok duygusal olmayın, kendinizi biraz örgütleyip geliştirin, eleştiriden de korkmayın. Bak, beni de bütün dünya eleştiriyor, yine de muhalefeti içeri alıp kendimi büyütüyorum. Beni örnek alın” diyerek Demirtaş’ın bu talebine karşı çıkmıştı.
MA / Kenan Kırkaya

Related Articles