Hanzala ve Ortadoğu – Ömer Çiftçi

 Ortadoğu’nun bitmeyen Arap/Filistin-İsrail Savaşı sırasında Filistinli Naci El Ali’yi 10 yaşlarında (Hanzala’nın yaşında) iken kendi yurdundan olmuş ve bir daha ölünceye dek Filistin’e dönememiştir. Çocuk olmanın vermiş olduğu büyük korku ve üzüntü ileriki yaşlarında kendi bölgesine olan ilgisi artacaktır. Daha sonra Naci El Ali Arap ve tüm dünyanın 1969’da Hanzala karakteri ile tanıyacaktır. Hanzala karakterini karikatürlerde anlatırken kendi yaşamında esinlenerek çizmiştir.

Naci El Ali bir keresinde “Hanzala 10 yaşında doğdu ve hep 10 yaşında kalacak. Ben o yaşta anayurdumu terk ettim. Hanzala yurduna döndüğü zaman yaşı büyümeye başlayacak. Doğa kanunları ona tatbik olmuyor. O biriciktir. Yurdumuza tekrar sahip olduğumuzda işler normale dönecek” diyordu.

Yine 1973’te Arap/Filistin-İsrail Savaşı’nda Hanzala bize sırtını döndü ve ellerini arkada kavuşturdu. Bir şeylerin yolunda gitmediğini biliyordu. Bu yüzden El Ali’ye “Hanzala’nın yüzünü ne zaman göreceğiz?” denildiğinde, o, şu cevabı verirdi:

“Arapların saygınlığı tamir edildiğinde, Arap bireyleri özgürlüklerini ve insaniliklerini geri kazandıklarında.” Ellerini arkada kavuşturmasının olanları kabul etmemesidir. Naci El Ali: “Bize Amerikan usulü çözümlerin sunulduğu bir zamanda, Hanzala’nın ellerini arkada kavuşturması bir reddin ifadesidir.”

O günden sonra Hanzala’nın elleri arkada kavuşturmuş ve bir daha da sırtını bize dönmemiştir. Naci El Ali öldü ama Hanzala’nın hala yaşayacağını, Arapların itibarı iade edildikten sonra özgür yurduna dönebileceğini tüm dünya biliyor.

Hanzala, bırakın Filistin’i tüm Ortadoğu coğrafyası bu halde iken bize hala arkasını dönmez.

1973’ten sonraki Lübnan İç Savaşı, İran-Irak, I-II Körfez Savaşları ve en son Suriye’deki devam eden savaş bize Hanzala’nın yüzünü döndürmesine olanak vermiyor.

Ortadoğu’nun monarşik devletleri demokrasiden yoksun olması, birilerinin salya akıtmasına neden oluyor.

ABD ve Batı dünyası, Ortadoğu ülkelerinin demokrasiden uzak olmasından ötürü bir türlü vazgeçemediği barış ve demokrasi vaadiyle işgal girişimlerinde bulunup coğrafyayı tarumar edip ondan sonra da pılığını pırtığını toplayıp giderler.

BM Güvenlik Konsey’inde vetoyu gören ve buna çok sinirlenen ABD ve kankası İngiltere ile 2003’te Irak’a girdiğinde mis gibi mezhep savaşını hortlatmıştı.

2011’den beri devam etmekte olan Suriye iç savaşı geriye dönüp Arap Baharı’nda etkilenen devletler, Irak, Lübnan, ileride sırasını bekleyen İran, monarşik Ürdün, S. Arabistan, Katar, Bahreyn diye devam eden bu devletler kendilerine çeki düzen vermeseler huzursuzlukla tanışmış olacak ve kan uykusuna gireceklerdir.

Günümüzde değişen dünya düzenine ve sistemine entegre olmadığınız vakit hedef konumuna girmeniz an meselesidir. Bu yüzden değişen koşullara göre dikta yönetimler, monark krallıklar, iktidarın belirli bir ailede veya zümrede olması azınlıkların kendi haklarını bir gün almak için eninde sonunda silahlanmasına sebep olacaktır.

Suriye’yi 1970’ten beri yöneten Hafız Esad 2000’de ölünce yerine oğul Beşar Esad devlet başkanlığı görevini sürdürmektedir.

Esad, iktidar sarhoşluğu devam ederken Saddam Hüseyinlerin, Hüsnü Mübareklerin, Kaddafilerin bu coğrafyada nasıl uğurlandıklarını görmüş biri olarak buna uygun adımlar atması gerekirken savaşa körükle gitmektedir.

Baba Esad dönemindeki 1982 Hama ayaklanması, Sünni muhalefet ile devlet güçleri arasında çatışmalar yaşanmıştı, katliamlar meydana geldi ve en sonunda İslamcı ayaklanma Hama şehrinde çok sert bir biçimde bastırılmıştı.

Bugün 30 yıllık derin sessizliğini bozan Baas karşıtı Sünni kesim yeniden hortladı ve Suriye rejimi ile silahlı eyleme geçmişti. Hatırlayacağınız gibi Sünnilerin geçmişin acısını İdlib’de 250 civarı Suriye güvenlik güçlerini infaz edip bazılarını Asi Nehri’ne atarak rövanşını almıştı.

Diğer yandan Suriye’deki tüm etnik gruplar kendi geleceğini inşa edebilmek için silahlı mücadeleye girişti. Geçmişteki ayaklanmadan farklı olarak yerel halk, bölgesel güçler ve küresel aktörler savaşı körüklemektedir.

Milyonlarca sivilin yurt dışına kaçması, milyonlarcası Suriye’nin başka bölgelerine yerleşmesi ve binlercesi savaşta ölüyor (ölmeye devam ediyor).

Irak’ın çoğunluğunu oluşturan Şiiler, azınlık olan Sünni yönetim tarafından yönetilmesi birikilmiş kinin, nefretin Saddam’ın idam edilmesi ile sonuçlanmıştı. Ardından 2005’ten sonra demokrasili bir yönetime kavuşmuştu.

Bugün Suriye’de altı yıldır devam eden savaşın nedeni birçok etnik ve dinsel unsurun eşit haklara sahip olmamasının yanında Sünnilerin çoğunlukta olduğu Suriye’de devlet kademelerinde ve yönetimde etkinliği neredeyse hiç olmamasıdır.

Arap milliyetçiliği, Baasçılığı, mezhepçiliği, ümmetçiliği bir kenara bırakıp Sykes-Picot’un yapay sınırlarından sıyrılıp bölgenin ihtiyaçlarına, kimliklerine, kültürel yapısına uygun makul formüller geliştirilmelidir.

Başta Suriye olmak üzere Körfez emirlikleri, monarşik Suud ailesi, Ürdün, Bahreyn gibi ülkeler başını kaldırıp dünyadaki gelişmelere ve halkın yönetilebilecek sistemler üzerinde çalışması gerekir. Yeni Irakların olmaması için adımların atılması ve ülke içinde yaşayan tüm gruplar arasında konsensüs oluşturulmasında fayda vardır.

Hal böyle iken Hanzala’nın bu coğrafyaya sırtını dönmesini beklemek hayal olur. Hanzala’nın evine, yurduna dönmesi için başta Arapların ve dünya ülkeleri kan gövdeyi götüren bu coğrafyada sonsuz bir huzura kavuşması için elini taşın altına koyması gerekir.

Westfalya’yı Ortadoğu’da bulmak umuduyla…

Related Articles