Halkımızın Plasebo Bağımlılığı

Türkiye’de Erdoğan rejiminin varlığına destek vermeyen geniş kesimlerde, uzun zamandır, batıl itikat düzeyinde diyebileceğimiz bazı saplantılı yaklaşımlar hakim. Hani kulaklarımla duymasam inanmazdım. Bu akıl yürütme türünün uzun zamandır tekrarladığı tekerlemelerden biri “dibe vurduk, bundan daha ötesi olamaz, artık çıkış kaçınılmaz”. Bu “değerlendirme” sıradan insanlara has olsa hiç aldırmaya değmez diyeceğim ama maalesef kendini sosyal bilimci addeden kişilerin “fizik” açısından dahi ne derece geçerli olduğu tartışma götürür bir “hal”e saplanıp kalması neyle açıklanabilir?

Örneğin Aslı Aydıntaşbaş Cumhuriyet’teki köşesinde Pazar günü şöyle demiş: Daha açık konuşayım: Türkiye’nin Batı’dan kopmuyor oluşu, eninde sonunda mevcut istibdat döneminin yumuşaması sonucunu doğuracaktır. …‘Bir yıllık bir takvim’ demek, Avrupa Konseyi’yle ilişkileri düzeltmenin, yani ister istemez OHAL ve hak ihlalleri konusunda bazı adımlar atmanın vaadi demek… Dolaylı da olsa, ilk kez iktidar cephesinden böyle bir söz duyuyoruz.

Tabii Aslı Hanım ne yaptığının aslında gayet farkında bu yüzden:
Pratik olmak zorundayız. Kısa vadede bebek adımları dışında büyük bir değişim şansı yok
, diyor ve bana sorarsanız bunun bir plasebo hapı atmaktan başka bir anlamı yok. Tıpkı geçtiğimiz haftalarda Diyarbakır’da toplanıp başka bir dünyada yaşıyormuşçasına yeniden barış masasının kurulmasını, bu iktidardan bekleyen TÜSİAD ve destekçisi kesimler gibi.

Plasebonun yer yer işe yaradığını biliyoruz. En azından sonunda ölseniz de ağrınız az oluyor. Peki bu durum Türkiye için de geçerli olabilir mi? Neoliberal diktatörlük bütün kurum ve kurallarıyla yerleşirken kendi kendine salavat getirircesine “ bu kadar da olmaz, mutlaka bir yerde yumuşayacak” türünden sözleri tekrarlamak gerçekte kimin işine daha çok yarıyor? İktidarın mı, bu sözleri yıllardır ısrarla tekrarlamakta olan siz bu iktidardan hoşlanmayanların mı?

“2019’da seçimler, küçük ilerlemeler” gibi hayallerle oyalanmak ne derece gerçekçi? Neoliberal diktanın kendini al aşağı edecek bir seçime müsaadece edeceğini sanmak kimse kusura bakmasın ama eğer saflık değilse kötü niyet barındırıyor. Ayrıca ve daha da önemlisi diktanın yerleşebilmek için Erdoğan’ın ağzından da döküldüğü üzere sosyal ve kültürel alanda atak yapacağı, iktidar olmaya çalışacağı gerçeğidir. Bunun anlamı sizin istediğiniz gibi yaşamanıza izin vermeyeceği, sizi biat etmeye zorlayacağıdır.

AB, ABD gibi güçlerse(ikincisinin böyle kaygılarının olmadığı çoğu zaman berrak oldu) bugünün konjonktüründe ilkeler- ideallerden konuşmaktan bir hayli uzakta. Suudi monarşisi ile uzlaşan güçlerin Erdoğan rejimiyle mutabık olamayacağını nereden çıkarıyorsunuz?

Şunun yani Erdoğan rejiminin içeride ve dışarıda bir savaş rejimi olduğu gerçeğinin bir kez daha altını çizmemiz şart. İktidarda kalabilmek için bu “savaş hali”ni sürdürmek zorunda. Bu yüzden her yolu deneyerek kalıcı olmak için uğraşacak. Bu çağda yeni bir Abdülhamit, Salazar, Franco olmaz diyenler yanılıyor. Bir çok ülkede hali hazırda varlar çünkü. Afrika ülkelerinin liderlerinin koltuk ömrüne bakabilirsiniz ya da Körfez monarşilerinin seyrine. Tabii canım siz onlar gibi hiç “geri” olur musunuz?

Maalesef bu işin ortası yok! Bu iktidarla ilişkinizde ya tam teslimiyeti kabullenirsiniz ya da mücadele edersiniz, başka bir seçenek yok. Olan durumu bu açıklıkla ifade etmek felaket tellallığı değil, aksine bugüne gelene kadar kendini avutmaktan öte bir şey yapmayan, iktidara sığınmayı yaşamak sananlara “kullanışlı apta”l olmaktan direnerek, kavga ederek kurtulma çağrısıdır. Bugün liberallerin bile neredeyse utanmasalar “tek yol devrim” diyecekleri bir noktaya geldiği aşikarken, ağzında sürekli plasebo haplarıyla geviş getirmek neyin nesi?

Not:
Plasebo Wikipedia’da kısaca şöyle tanımlanmış: Aslında plasebonun fiziksel anlamda tedaviye yönelik bir gücü yoktur. Sahip olduğu tedavi gücünü tamamen hastanın verilen ilacın “işe yarayacak” ilaç olduğunu düşünmesinden alır. Plasebo tıbbın bilimsel olarak açıklayamadığı bir yöne insanların istemeleri halinde kendi kendilerini iyileştirme gücü”ne yöneliktir.

Buradan anlıyoruz ki en azından Plasebo bir ilaç değilse bile sınırlı da olsa iyileştirme gücü var. Peki bizim toplumumuzun karşı karşıya olduğu sorunlar açısından “geleceğin mutlaka iyi olacağı”na inanmanın sahiden iyileştirici bir gücü var mı?

Related Articles