Home / KONUK YAZARLAR / Guardian yazarı Simon Tisdall: Erdoğan tüm hayatı boyunca bu anı bekledi

Guardian yazarı Simon Tisdall: Erdoğan tüm hayatı boyunca bu anı bekledi

Britanya’da yayınlanan The Guardian gazetesinin köşe yazarlarından Simon Tisdall, bugünkü makalesinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘erken seçim’ beklentisini değerlendirdi, “Erdoğan, seçimleri öne alarak iç ve dış politikadaki tüm kilit noktalarda tam ve kişisel kontrolü kazanmaya hazırlanıyor” diye yazdı. Tisdall’in “Adı dışında her şeyiyle diktatör Erdoğan tam kontrol istiyor” başlıklı yazısını aşağıda okuyabilirsiniz.

Recep Tayyip Erdoğan, görünürde demokratik seçimlerin getirdiği saygınlığa değer veren ancak oy kaybetmeyi riske etmek istemeyen günümüz siyasi liderlerinin ürünlerinden bir tanesi.

Bu bağlamda, Türkiye Cumhurbaşkanı, Rusya’nın Vladimir Putin’inden veya Mısır’ın Abdülfettah Sisi’sinden farksız. Üçü tarafından paylaşılan demokrasi fikri şu sloganla özetlenebilir: “Sen oy verirsin, ben kazanırım.” Erdoğan ve iktidardaki AKP’nin 24 Haziran tarihli cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimini kaybetmesi mümkün, ancak bu oldukça düşük bir ihtimal. AKP, 2015’te açık bir şekilde Meclis’teki sandalyelerin çoğunluğunu kazandı ve şimdiden, ihtiyacı olması halinde, MHP’nin desteğini sağlama aldı.

Erdoğan, uluslarası saygınlığındaki istikrarlı düşüşün tersine Türkiye’de on veya daha fazla yıldır elinde bulundurduğu baskın siyasetçi pozisyonunda kalmaya devam ediyor. O, aynı zamanda son derece kutuplaştırıcı bir figür. Metropoll tarafından geçenlerde yapılan bir anket ülke genelinde yüzde 49.8 onay aldığını belirtti. Bu, onay vermeyenlerin oluşturduğu yüzde 42’nin sadece biraz fazlası.

Erdoğan’a meydan okuyabilecek yeterli güce ve prestije sahip bir siyasetçi olsaydı -ki yok-, ibre görevi zorla alacak kişiden yana değil. Ana muhalefet partisi CHP’nin sevilebilir, ancak etkisiz lideri Kemal Kılıçdaroğlu, aynı ankette sadece yüzde 19’un onayını aldı.

Erdoğan, eski yoldaşları olan eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eski başbakan Ahmet Davutoğlu’nu açığa alarak, AKP içerisinden kimsenin ona rakip olabilecek bir pozisyonda olmamasını garantiye aldı. 2016’daki başarısız darbe girişiminden itibaren sistematik olarak rakip seçmen grubunu ve bağımsız medyayı kuvvetten düşürdü; bunu, aldatıcı ulusal güvenlik gerekçesiyle Kürt yanlısı milletvekillerini ve gazetecileri hapsederek, on binlerce kamu çalışanını, akademisyeni, askeri, polisi ve hakimi ihraç ederek yaptı.

Böylesine koşullarda tamamıyla rekabetçi, şeffaf, özgür ve adil seçim şansı zayıf ile yok arasında. Kendisi zor yoldan gelen tek seferlik hapishane mahkumu olan Erdoğan, tam anlamıyla tüm hayatı boyunca bu anı bekliyordu. Kazanması halinde ve kazandığı zaman geçtiğimiz sene tartışmalı Anayasa referandumunda oylanan başkanlık sisteminin tüm yetkilerini eline alacak.

Seçimlere daha bir 18 ay daha vardı. Erdoğan, şimdiyse seçimleri öne alarak iç ve dış politikadaki tüm kilit noktalarda tam ve kişisel kontrolü kazanmaya hazırlanıyor. Adı konulmamış bir diktatörün yanı sıra belki de modern, seküler Türkiye’nin kurucu babası Kemal Atatürk’ten daha güçlü olacak.

Paris, Berlin, Londra ve Washington’daki endişeli siyasetçiler, Ankara’da artık güvenilir bir arkadaş veya müttefik görmüyor. Milliyetçi ve Neo-İslamcı duyguları, yabancı düşmanlığını, Avrupafobisini ve yanı başındaki Suriye krizinin getirdiği kamu güvensizliği duygusunu kullanarak korkunç insan hakları ihlallerini, kurumsal vandallığı, AB ve Batı karşıtı politikaları gerekçelendiren otokratik bir figür görüyor.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye, hala NATO üyesi olmasına rağmen Rusya’ya yakın duruyor. Erdoğan, daha önce Suriye liderinin istifa etmesini talep etmesine rağmen Moskova ve Tahran’ın, Beşar Esad rejimini yerinde tutan siyasi ve bölgesel çözüm arayışını destekledi.

Karşılığında da Moskova, Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeybatısındaki Afrin’e askeri istilasına, Erdoğan’ın tamamını terörist olmakla suçladığı Suriyeli (ve Iraklı) Kürtlere yönelik obsesif kan davasının ilerleyişine örtük destek verdi.

Geçmiş örneklere bakıldığında Kürt karşıtı kışkırtıcı retorik Erdoğan’ın yeniden seçilmesi için büyük bir rol oynayacak. Çarşamba günü yaptığı açıklamada Erdoğan erken seçim sebeplerinden biri olarak Afrin’de “güçlü” olma gerekliliğini gösterdi.

Putin ve Çin’in lideri Xi Jinping, iki “ebedi başkan” olarak Erdoğan’ın şaibeli yükselişinden etkilenmiş olabilir. İranlı tutucular onu destekleyebilir. Ancak Türkiyelilerin birçok yıldır erişme arzusunda olduğu Batı demokrasileri için aynı şeyi söylemek zor. Batı’ya göre Türkiye özgürlük ve güvenlik arasındaki denge açısından giderek daha yanlış tarafta konumlanıyor.

Çeviri: Tolga Er

Kaynak:http://gazetekarinca.com

About Editor Editor

Check Also

Bizim Marx – Antonio Gramsci

Marx, bize kategorik buyruklar, mutlaklar ve karşı gelinemez normlarla yüklü, zaman ve uzam kategorilerinin dışında …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *