Girdaba kapılanlar

Dubai’de gezerken sık sık aklıma Üstad Gabo geliyor. Acaba bu kentin şaşasını görseydi ne derdi, burası hakkında yazsa, bu sürreal hale kendisi de bir şeyler ekleme gereği duyar mıydı, yoksa bu saçmalık yığını olduğu gibi mi bırakırdı.

Hadi ucube yükseklik, şekil ve şemâldeki binaları geçtim, çölün ortasına kayak pisti kurmak kimin aklına gelir. Fakat gelmiş! Tıpkı çölün ortasına botanik parkı kurmak gibi. Cennet Bahçesi adı verilen bu yerde sabah dikilen çiçekler öğleye soluyor. Onların yerlerine yenilerinin dikiliyor, sürekli bakımın yapıldığı bu yerde onlarca kişi üç beş turistin göz zevki için akşama kadar ter döküyor. Aynı “zengin aklı” dünyanın başka yerinde ise petrol, altın vb aramak için dünyanın ormanlarını yok ediyor. İfrat çağı böyle bir şey olsa gerek…

Ucubelik deyince memleket basının bazı güzide üyelerinin son günlerde sürdürdüğü yarış aklıma geldi. Şimdi bunlardan bir kaçına göz atalım.

Küba demokrasisine methiye

Haşin bakışlarıyla ilk konuğumuz artık müptelası olduğumuz Sayın Ceyda Karan. Önceki gün Cumhuriyet’te Küba’daki seçimler vesilesiyle Hakiki katılımcı demokrasi: Küba başlığı altında Küba ve demokrasi hakkında güzel bir yazı kaleme almış. Yine de benim kafam karıştı. Aklıma bir iki soru takıldı. Sosyalist demokrasiyi bu kadar seven birine katılımcı demokrasiyi uygulamaya çalışan Kuzey Suriye Kürtleri-kantonlar örneği neden acaba düşman olacak kadar uzak olabilirken; onca antidemokratik uygulamasını saklamayan, (Erdoğan’ın da bir anlamda model aldığı) Rusya Federasyonu örneği ise neden cazip geliyor olabilir diye düşündüm. Bu son soru yakında Rusya’da seçimler olduğu için güncel de. Kendisi bir boş zamanında Rusya Federasyonu’nda demokrasinin nimetleri ilgili bizi bir aydınlatırsa seviniriz.

İkinci Küba hayranı muharririmiz ise Birgün’den Mustafa K. Erdemol. Bu muhterem fotoğrafından anlaşıldığı üzere kamyon şoförleriyle  fazla yakın mesai yapmış. Fakat delikanlılığı fazla yol alacak cinsten değil. Kasımpaşa kabadayısının işmar etmesini bekliyor gibi. O da önceki gün ki yazısında Küba Yürüyor… başlığında bir yazı döktürmüş. Yazıda arıza çok. Ama benim asıl dikkatimi çeken güç tapıncı. Elbette böyle bir aklın Küba’nın özgücüne dayalı varlığını hatırlamak yerine Rusya’yı Çin’i anımsaması ve Küba’nın akıbetini bir anlamda onlara endekslemesi tesadüf olamaz.

Bu babda çok soru var. Ama ben sadece kolay ve yakın yerden bir tanesini seçeyim. Dün TSK Afrin’in güneyindeki Nubbul yakınlarında Suriye ordusuna ait kontrol noktasını vurdu. 7 Suriyeli milis öldü. Peki Esad’ı “destekleyen” Putin o ara neredeydi, kimin sırtını sıvazlıyordu? Sakın sayesinde oradayız dediği Esad’ı daha büyük çıkarlar uğruna satmış olmasın? Suriye askerlerinin Afrin’i savunmasına karşı çıkan Rusya yönetiminin mi Küba’yı savunmasını bekliyorsunuz? Yoksa denize düşmüş gibi Erdoğan’a sarılan Maduro mu Küba’yı savunacak?

Kısaca hatırlatayım Kübalılar devrimi Salsa’yla ya da Sovyetler Birliği’nin desteğini alarak yapmadılar. Kendileri yaptılar…

İliştirilmiş Şaşkın

Daha önce de yazılarımıza konuk olan Musa Özuğurlu geçenlerde Duvar’da Afrin düğümü nasıl çözülecek? diye sormuş. Başka bir çok sorusu var ama şu soruyu kavrayamadım:

Bütün bu tahmin ve iddiaların yanında diğer olasılık Afrin’de büyük bir direnişin gösterilmesi. Kürtlere yakın kaynaklar arasında direnişin çok çetin olacağını hatta 2006 Hizbullah – İsrail savaşında Hizbullah’ın direnişine benzer bir direnişin sergileneceğini öne sürenler de var.

Bütün bu iddiaların doğrulanıp doğrulanmayacağını ve şu ana kadar direnişin olmamasının taktiksel olup olmadığını da önümüzdeki günlerde göreceğiz.(vurgular bana ait)

Benim kavrayışım kıt olabilir ama “şu ana kadar direnişin olmaması” gibi bir lafı Sayın Özuğurlu nasıl izah edecek fazlasıyla merak ediyorum. Yoksa iki aydır TSK ve çetecilerle Kürtler değil de hayaletler mi yoksa Sevgili Esad’ın askerleri mi çatışıyor? İnsan aklını bir yerlere emanet edince bu kadar şaşkın olması sanırım normal.

Temo’nun takıntıları

Hayranı olduğum yazarlardan(bunu şaka olsun diye söylemiyorum) Sayın Selim Temo Artvin’den Afrin’e  başlıklı yazının sonunda dayanamamış yine bir ıstırabını dile getirmiş. Normal. Ama gelin görün ki bu sıkıntı geçmez öyle.

Bu noktada şu belirlemeyi yapmalı: Kürt bahsinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin birden çok aracı olagelmiştir. Bu araçların değişmesini eleştirip çelişki, hatta usulsüzlük aramak yerine siyasetin değişik enstrümanlarla yapılan bir iş olduğunu görmek daha iyi bir yol olabilir. Haftaya devam edelim de şunu söylemeden geçmeyelim: Ortadoğu cehenneminde Kürtlerin boynuna siyasî manevra yapabilmelerini engelleyecek şekilde erdem yükünü asanlar ile bir daha dirilmeyecek şekilde idam hükmünü asanlar arasında fazla bir fark yoktur. Kürtlerin yüz yıldır sürekli kaybedip yeniden kazanmak zorunda kalmalarının bir nedeni de bu olabilir.(Vurgular bana ait)

Sayın Temo’yu belki yanlış anlamışımdır, bu yüzden baştan özür dilerim, eğer öyle bir durum söz konusuysa. Sayın Temo hiç kuşkusuz Kürt halkının kazanmasını istiyor ama erdem yükünü(Tabii bunu bir yük olarak görmek de ayrı bir sorun) taşımadan. Bunu deneyenler oldu. Örneğin Mehmet Metiner, Orhan Miroğlu gibi. Bunu örgütlü olarak da yapanlar oldu, kendisinin yakından bildiği KDP örneğinde olduğu gibi. Sonuç ise ortada…

Belki de soruyu farklı bir biçimde sormamız gerekir: kazanmak için düzenin bir dişlisi mi olmak lazım, yoksa düzeni yıkmak mı?

Medya Dedektifi

15. Mart.2018-Dubai

Related Articles