Home / KONUK YAZARLAR / Filistin’den Kürdistan’a bir simgesel mübadele-Abdurrahman Aydın

Filistin’den Kürdistan’a bir simgesel mübadele-Abdurrahman Aydın

Yıllar önce, henüz çocukken seyrettiğim bir görüntü belleğime kazınıp kalmış. 1987-1993 İntifadasından bir video görüntüsü… Bir grup İsrail askeri, yakaladıkları iki genç protestocuyu yere yatırmış, taşlarla, evet evet, bildiğiniz taşlarla kemiklerini kırıyorlardı. O taşlar bugün Erdoğan’ın ağzında Filistinlilere ve Netanyahu’nun ağzında da Kürtlere yönelik, sözüm ona bunların dertleriyle ilgili sözcükler halini alarak yeniden belimi kırdı geçtiğimiz hafta. Birinin, kemiklerini kırarak, etini parçalayarak, işkenceyle, zorla elde etmeye çalıştığı bir bedenin sırrını, bir diğeri, güya onunla yan yana durarak, teselli edici ya da uyarıcı, isyan eden sözlerle elde etmeye çalışıyordu adeta. Simgesel bir mübadele dönüyordu aralarında: Tahrif edilmiş, parçalanmış, kimi zaman cansız bırakılmış, kimi zaman da cansız bırakıldıktan sonra tahrip edilmiş bedenlerin, insan bedenlerinin sembolik bir mübadelesi içindeydiler. Egemenler arasındaki sembolik bir alışveriş; pis, olabilecek en berbat türden bir ticarettir bu ve bu ticarette payımız yoktur bizim. Olmasın da! Çünkü negatif bir karşılıklılık bu; negatif bir alışveriş. Her biri kendisini bir diğerinin aynasında görüyor. Bir fotoğrafın Arap’ı nasıl olunur?

Filistinlilerin siyasetsizliğe nasıl mahkum edildiklerini üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Türk-İslamcılarının anlatmayı pek sevdikleri bir hikaye vardır. Güya dönemin İngiliz diplomatlarından biri Ortadoğu için “Bunların elinden Kur’an’ı almazsak bunları alt edemeyiz” demiş. Elbette efsane bu; kendi değerinin düşman tarafından bile takdir edildiği, düşmanca dahi olsa takdir edildiği biçiminde ideolojik bir mit; fakat bu kadar yaygınlaşması, bu kadar tarihsel bir veriymişçesine yer tutması hikayenin ideolojik ‘değeri’ hakkında bir şey söylüyor. Bu değeri ters büktüğümüzde ise son otuz yıl için şunu söylemek mümkün hale geliyor: “Ellerinde Kur’an’dan başka hiçbir şey bırakmamalıyız.” Fıkhi içtihat tartışma ve çatışmalarına gömülsünler de siyaset üretemez durumlara sürüklensinler. Sonrası malum zaten, Katar’da yerleşik, Güney İslamcılığının sermayesiyle semirmeye yol tutmuş bir Hamas… Bütün haklılık sermayesini tüketmiş, uluslararası kamuoyu yaratma becerisinden bile yoksun kalmış, kaderine terk edilmiş bir Filistin… Ve Filistin’in bunca terk edilmişliğine karşın, birilerinin bunu iç siyaset malzemesi yapacak kadar alçalabildiği bir Türkiye… Yazıktır, günahtır; en azından Filistinlilerin cenazeleri üzerinde tepinmeseler bu kadar!

Netanyahu’nun çıkışı da Türkiye’deki siyasetçilerin, zaman zaman yaptıkları çıkışlara benziyor. Türkiye ne zaman dünya kamuoyundan yoğun bir şekilde eleştiri alsa, ortalığa çıkıp da örneğin Fransa’nın önce kendi sömürgeci geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini, örneğin Almanya’nın önce Nazi geçmişinin hesabını vermesi gerektiğini vs. haykıran siyasetçilerden söz ediyorum. Fakat aşağılık bir retorik çalışıyor bu demeçlerde. “Senin babanın orada ne işi varmış?” fıkrasındaki gibi biraz. Kendi pisliğini, kendi suçunu bir başkasının pisliğiyle, suçuyla açıklamaktır bu. E ne yani? Fransa’nın sömürgeci geçmişi, bu geçmişle yüzleşip yüzleşmemesi, sizin bu topraklarda Filistinlilere, Alevilere, Kürtlere, imparatorluğun bakiyesi olarak kalmış Müslüman olmayan gruplara yönelik zulüm ve vahşetinizi haklı mı çıkarıyor? Evinin içini süpürmeden komşusunun bahçesindeki toprak yığınına gözünü diken adam misali… Çünkü yukarıda da söylediğim gibi, pis bir sembolik ticaret bu; negatif bir sembolik karşılıklılık bu.

Bunları söyleyeceğim için Filistinlilerden af dilemekten başka şansım yok, fakat Filistin deneyimi bizler için derslerle dolu. Uluslararası tanınmadan yoksun uluslararası bir gücün tanınma aşamasına geçemediği sürece sıkışabileceği ve giderek siyaset üretme yeteneğini yitirebileceği durumlarına ilişkin derslerle dolu. Tanınma ilişkisi uluslararası hukukun alanı söz konusu olduğunda öyle dış kamuoyunda oluşmuş bir siyasal sermaye sayesinde edinilmiş geçici rahatlamalara terk edilebilecek bir ilişki değildir. Kuşaklar değişir, hafıza değişir ve aniden kızların ve oğulların bazı meselelere anaları ve babaları kadar ilgi duymadıkları gerçeği bir tokat gibi çarpıverir. Örneğin Batıda 68’in siyasal sermayesinin tükenip erimesinin tarihiyle Filistin’in uluslararası kamuoyundaki simgesel yerinin tarihi üzerine bir çalışma bile yapılabileceği kanısındayım. 6-7 sene kadar önce, bir sohbette, bir arkadaşıma Kürt İslamcılığının tutmamış bir Türkiye Hamas’ı projesi olduğunu söylemiştim. Önerdikleri tek siyasal dil, korkunç bir güçle kendi üzerine kapanan, bu nedenle de başkalarına, genel olarak dünyaya bir söz söyleyemeyen bir dildi. Yerkürenin gelmiş bulunduğu aşamada, hiçbirimizin bireysel olarak bu türlü bir kapanıma hakkı olmadığı gibi, kolektif düzeyde de böyle bir kapanım lüksümüz yok. Dünyanın geri kalanını yok sayarak yol yürünmez.

Yeni Özgür Politika

About Editor Editor

Check Also

Türkiye için Arjantin ve Malezya dersleri-Hayri Kozanoğlu

Malezya’da değişmez gibi görünen değiştiği, devrilmez zannedilen devrildiği için insanın içinden haliyle sevinmek geliyor. Ne …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *