Faşizmle savaşın formülü-Sinan Cudi

21 Kasım 2017 Salı

AKP iktidarının en büyük başarısı şüphesiz hakikati muğlaklaştırmak, gerçeği yalanla harmanlayarak ve çoğu zaman yalanı gerçeğin yerine koyarak zihinleri manipüle edebilmek. Çoğu muhalif kesimin iddialarının aksine bu manipülasyon salt AKP/MHP tabanını hedef almıyor.

Karşıtları da içinde olmak üzere tüm dünyayı kendi oluşturduğu suni gündemlerle meşgul ederek yaşanan toplumsal sorunların kaynağını göz ardı etmemizi sağlayan iktidar, her geçen gün daha da pervasızlaşan faşizme karşı mücadeleyi de etkisiz kılmayı başarıyor.

AKP/MHP iktidarının her zamankinden daha güçsüz olduğu, dünyada ve bölgede her geçen gün daha da yalnızlaştığı doğru olmakla birlikte can damarları halen kesilebilmiş değil.

Faşist iktidarı besleyen ana can damarı da muhalefetteki parçalılık.

Kürt kentlerinin işgal ve imhasıyla başlayan topyekün savaşa karşı tutum sahibi ol(a)mayan ‘muhalefet’, odağında Kürt Özgürlük Hareketi’nin yer aldığı tek ciddi mücadele alternatifine karşı da düşmanca tutumundan vazgeçmiyor. Arada kalan, tarafsızlıktan dem vuran ve çözümü bireysel haklar temelinde çözmeye çalışan kesimler ise faşizmin meşruiyetini güçlendirmekten başka bir işe yaramıyor.

En çıplak gerçekleri ispat edebilmek için verilen büyük kavgalar da cabası.

Düşünün, Erdoğan iktidara geldiği günden beri Kürtlerin tüm kazanımlarına karşı beslediği düşmanlığı hiç gizlememesine rağmen Kürtlere karşı savaş yürüttüğünü kabul etmeyen ‘muhalifler’ var halen. Kürdistan’ın bakur, başûr ve rojava parçalarında direkt, rojhilat parçasında ise İran ittifakıyla savaş halinde olmasına rağmen, halen Kürtler için çözümün AKP iktidarıyla sağlanabileceğini düşünenler bulunabiliyor.  Görüntüleriyle, belgeleriyle, binlerce şahidiyle ispat olunan kent yıkımları, bodrumlarda diri diri yakılan insanlar sanki yokmuş gibi yapılabiliyor.

Evet, sorun tartışmasız Kürtlere karşı açılan savaş. Bu savaşın uzun bir geçmişi var. Yüz yılları bulan bir geçmiş.

Türk ırkını, Sünni islamı, erkek egemenliğini esas alan iktidarın (yani AKP’nin) Kürtlere karşı açtığı savaş.

Bu temel tespite dayalı olarak (yanında veya karşısında) yol ve yöntem arayışına girişmeyen, pratik politika belirlemeyen hiçbir kişi ya da grubun başarı elde etmesi bir yana, ayakta durması bile mümkün değil. Sürekli yalpalayan, temcit pilavı gibi ısıtılıp ısıtılıp önümüze konulan, yeni, yep yeni, süper yeni cilaları tutmayan siyasi yelpaze de aslında bu ayakta duramama halini anlatıyor. (Belki de içinde “Ak” geçen bir isim olmasa olmuyor siyaset Türkiye’de.)

Bu savaşın ismi “terörle mücadele”. Günümüzde tüm dünyanın demokratik yaşamı için umut olmuş Öcalan ve PKK’yi hedef alan tecrit ve teşhir mücadelesi

Ortada bir “terörist” var. Ve bu “terörist”e benzemeyen, benzetilmeyen, yakıştırılamayan kişi veya kesimler var. Cadı avı histerisiyle yola çıkmış tüm iktidar yaranmacısı cenah “terörist” etiketini yapıştırmak için fırsat kollarken “Sen onlar gibi değilsin!” veya karşıtından “Ben terörist değilim” demenin lüzumu da faydası da yok.

Kaybediş noktası zaten tam olarak bu. Ben öyle değilim veya sen onlar gibi değilsin türü savunularla başlayan tüm düşünüşler zaten baştan yenilgilidir.

Böylesi tercihlerle karşılaşıldığı zaman suçlanan ne ile suçlanıyorsa o olmak lazım gelir. Birisi teröristlikle suçlanıyorsa, o konuda hassasiyet sahibi herkes büyük bir cesaretle “ben de teröristim” diyebilmeli. Unutmayalım, iktidarın kendisi ve geleceğinin salahiyeti için suçladığı her kim ise o doğru yoldadır…

Cemil Bayık’ın dediği gibi; “Demokrat ve Sosyalist olmanın ölçüsü Önder Apo’ya sahip çıkmaktır. Önder Apo’nun mücadelesi halkların özgürlük mücadelesidir. Önder Apo’ya sahip çıkmak, faşizme karşı mücadele etmenin birinci önceliğidir.”

295
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles