Fabrika ayarlarına dönenler…

Önce elbette reiste görüldü çark etme emareleri. Ne de olsa artık kazançlı, Suriye’nin bir bölümünü işgal etmiş, Irak’ın da işgal ediyor. Yeniden “en güçlü” ABD’nin kanatları altına sığınabilir. “Esed gitmeli!” diye haykırabilir. Hem halkımız unutkan işin doğrusu onlar nezdinde ha öyle höykürmüş ha böyle fark etmez. Ama tabii bu savruluş sonrası başta Perinçek olmak üzere feleği şaşanlar var…

Bunlardan biri devletin sıkı talim terbiyesinden geçmiş müstafi diplomat Aydın Selcen. Suriye ve Irak’taki TC işgaline “işgal” diyemeyen ve olan bitenler karşısında nevri dönen hazret, bir şeyleri değiştirme anlamında politikaya fazla uzak olduğundan mütevellit, memleketin içinden bulunduğu durumdan çıkış için “tek ve son çıkış gelecek seçimler”(1) buyurmuş. Elbette insanın bu zavallılığa kendi hapsedebilmesi için illa sıkı “mülkiyeli” olması gerekmez, bunlardan çok var. Ama şu kesin tahsil büyük oranda insanları köreltiyor, statükocu yapıyor. Mevcut HDP yönetimi de bu zaafiyetten uzak değil. Bu arkadaşlara bir öneri: seçimlerin niye çare olmadığını anlamaları için, yakın zamanda gerçekleşen Mısır, Rusya Federasyonu, Macaristan ve bugün oylaması yapılan Azerbaycan seçimlerine bir göz atsınlar. Eğer anlamaya hala tedrisatları yetmezse ben onlar için yazarım…

Takdirle ve hayranlıkla izlediğim Gazete Duvar’ın bir diğer yazarı Ümit Kıvanç da (maalesef belki ben yanlış anladım) dünki yazısında(2) fabrika ayaralarına dönme eğilimi göstermiş. Sayın Kıvanç kanlı gelişmeler olasılığının arasında hepimiz gibi bocalıyor anlaşılan ve istikameti unutuyor. Sanıyorum derdimiz(en azından benim öyle) kudretimiz ne kadar yeter bilinmez ama Ortadoğu’da yaşanan savaş halini bir an önce sonlandırmak ve tarafları masaya oturmaya zorlamak olmalı. Bu savaşa sadece “şu an” üzerinden bakarak bir perspektif kaybı yaşamamız kaçınılmaz. Ki bu savaş ne şu andan ne de sadece Suriye’de Doğu Guta’dan olanlardan ibaret. Bu savaşta iyiler kötüler yok ama bu savaşın başlatanları var! Bu savaşın başlatanları Suudi Arabistan’da hüküm süren diktaya arka çıkanlar, Yemen’e bomba yağdırırken sırtını sıvazlayanlar(Burada aklıma bir türlü zalimliğinden vazgeçmeyen Fetullah Gülen geldi. Finlandiya basınıyla yaptığı röportajda kasaba yaranırım derdiyle olsa gerek, Yemen’deki durumu Hitler Almanyası, Erdoğan Türkiyesine benzetmiş. Geceleri uyuyamayan bu muhterem şahıs Yemen’de olan bitenden hamisi ABD ya da Suudileri suçlamayacağına göre Yemen halkı mı acaba kendini bombalamaktadır, açlığa ve hastalığa mahkum etmiştir merak ettim.) da Bahreyn halkı isyan ederken onlara saldıran Suudi askerlerini alkışlayanlar. Bu savaşın başlatanları, körükleyenleri Uygurları Suriye’ye savaşmak için; Kırgızları, Afganları Türkiye’ye korucu olmak için taşıyanlar. Bunu tespit etmek için Esadcı falan olmak gerekmiyor. Aynı sayfayı (ve zamanında aynı yanılgıları paylaştığı) Fehim Taştekin’in kitaplarını okuması yeter. Şimdi bu savaşı başlatanlar bu süreçten her ne pahasına olursa olsun galip çıkmak istiyor. Sonra tarihi de ona göre yazmak. Bu söylediklerim ne Esad’ı ne Putin’i “iyi” yapar. Yazarları bilmem ama en azından iyi bir okuyucu olmaya çalışan benim gibi birinin işi öncelikle savaşı körükleyen yalanlara “dur!” demektir.

Lafı fazla uzatmamayım, Sayın Kıvanç’ın benden daha iyi bildiğine eminim, ama bir kez daha hatırlatayım: Tarihte yalanla kapatılmış günahlar ve savaşlar var. Elbette minareyi çalan kılıfını da hazırlıyor. Döktükleri kanın ve haksızlıkların üzerine allı pullu şallar seriyorlar. İnsanlar şala inanmak istiyor, bir kısım aydın da, normal onlar da insan ve şalın altındaki kandan hepimiz ürküyoruz, güçsüz hissediyoruz. Fakat bu ne şimdiyi ne de geleceği kurtarıyor. Bu tip hisler ve değerlendirmelerdeki temel zaaf siyasete yani dünyayı değiştirme etkinliğine uzak kalan mantığın kendi oyunları içinde yolunu şaşırması. Sayın Kıvanç’a tavsiyem siyaseti biraz maraba işi gören, kendi zihninin oyunlarına esir olmuş gelenekleri sorgulamasıdır. Çünkü gazeteciliğin önemli ölçüde manüplasyondan ibaret bir işe dönüştüğü günümüzde insanın yolunu şaşırmasından kolay bir şey yok….

Yoksa halimiz musalara, ceydalara kaldıysa şimdiden harap…

Medya Dedektifi
11 Nisan 2018-Londra

(1)https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/04/11/acik-ve-yakin-tehlike/

(2)https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/04/10/bir-buyuk-savas-ihtimali/

Related Articles