Evine kanlı ekmek götürenler

Bu başlığın esini doğrudan Erdoğan rejiminin propaganda makinalarında yayınlanan “ bu memleketin ekmeğini yiyorlar…” diye başlayan tehdit dolu retoriktir. Evet bugün, düne göre hem de fazlasıyla evine kanlı ekmek götüren, çocuklarının ağzına bunu tıkıştıranlar var.

Sözüm rejimin ÖSOcu çetecisine dönüşmüş şahıslara değil. Daha çok hala şu ya da bu biçimde evine ekmek götürme hesabıyla şu ya da bu biçimde rejimle denge kurabileceğine inanan, bugün rejimin zulmünün hedefi olan kesimle mesafe koyarak, rejimin hışmından kurtulabileceğini sanan zavallılara.

O devirler çoktan geçti. Bakınız namı prof dr olan Canan Karatay, Afrin’deki işgalci güçlere özel diyet önermeye kadar işi vardırmış. Katıldığı bir tv programında “Paça çorbası içirilmesini ve kırmızı et yedirilmesini ama etin ithal olmaması gerektiğini” buyurmuş. Yani yerli öküz olacakmış illa ki. Karikatür bile diyemeyeceğimiz bu hal bana Barthes’in “Faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir.” sözünü hatırlattı. Ama Barthes, Erdoğan rejimi ve halkımızı tanımama bahtiyarlığına sahip olduğundan ileri geliyor olsa gerek onun bu sözü biraz eksik kalmış. Bence “konuşma mecburiyeti”nin yanına mutlaka “uydurma zorunluluğu” nu da eklenmeliydi.

Neyse asıl mevzuya dönecek olursak hala kendini orada burada suya sabuna dokunmadan ya da rejim medyası haricinde çalıştığını, yazdığını sanıp(Örneğin:  Sputnik Türkiye, bir zamanlar Al Jazeera Türk vb) kendini bu kanlı rejimin parçası olarak görmeyenler olabilir. Ama maalesef öyle değil, şu ya da bu biçimde rejimin kanlı politikalarına ortak oluyorlar. Bıraktım medya dedektifliğini falan benim sıradan biri olarak tavsiyem: kanlı ekmekler sonunda çocuklarınızı da hasta yapar, yemeyin onları çöpe atın!

Eleştirinin eleştirisi

Durun korkmayın,  başlığa bakıp uzun bir şeyler yazacağımı sanıp korkmayın. Sadece Artı Gerçek’te  İlker Demir’in “Murat Belge eleştiriyi hak ediyor!”(https://www.artigercek.com/murat-belge-elestiriyihakediyor) başlığıyla yazdığı utangaç dokunuşlara değineceğim.

Arada biz boş bıraktık diye bizim mesleği elimizden almaya çalışan Sayın İlker’e bir iki konuda itirazım var. Murat Belge için: “Türkiye’nin geçmiş dönemeçlerinden sağlam çıkmış” diyor bu kısım fazla yağlama yıkama kokuyor kusura bakmasın. Halbuki Sayın Belge Hopalı devrimci öğretmen Metin Lokumcu’nun katledilmesinden çok çok önce safını seçmişti. Lokumcu’nun öldürülmesinde ise Erdoğan’ın yanında durarak adeta katil sırtı sıvazladı. Bu yaptığından hala pişmanlık duymuş değil. Bugün elbette aynı yerde değil, ama 80 öncesindeki Belge de değil. Mesele Sayın Belge’nin “armut dibine düşer”i(Bkz Burhan Belge’nin hayatı) doğrulaması ise hiç değil, bütün bunlar bilinmesine rağmen sinekten yağ çıkarma aklıyla hareket eden çeşitli pragmatist kesimlerin onunla kurduğu ilişkide. Hiç bir biçimde bu zekalar Belge gibilerin yaptıklarını eleştiri konusu yapmayarak bağırlarına basarken bugünleri hazırladılar. En iyisi Sayın Belge’ye dokunmamak. Birikim’deki köşesinde varsın Alzheimer hastaları kıvamında uzun zaman önce unuttuğu sosyalizmin meseleleri üzerine kendi kendine mülahazalar yapmayı sürdürsün.

Tabii bunları yazarken şunları unutmayalım, Erdoğan rejimine bir kişi dahi kaptırmamak solun ahlaki-örgütsel sorumluluğu dahilindedir. Ama eldeki sınırlı enerjiyi de idareli kullanmak lazım.

Medya Dedektifi

2. Şubat 2018-Londra

Related Articles