Ertuğrul Özkök’ün yanlış kıbleye namazı

Son günlerde hemen her yerde ABD’nin SDG’ne ağır silahların verilmesi için aldığı karar konuşuluyor. Bunun askeri ve operasyon kısmını bir tarafa bırakırsak, Ortadoğu’da taşları yerinden oynatacak bir hamle olduğu su götürmez.

Erdoğan’ın önce Çin sonra ABD ve Brüksel gezisi için hazırlık yaptığı saatlerde (12.05.2017) Ertuğrul Özkök Hürriyet gazetesinde ki köşesinde yazı kaleme aldı.

Özkök yazısında,

“Bizim dışımızda bütün dünya YPG ve Kürtleri “IŞİD’e karşı samimi olarak savaşan tek güç” olarak görüyor.

IŞİD’e karşı savaşan Kürt kadını imajı alıp yürümüş vaziyette.

Acaba diyorum…

“YPG ile savaşarak PKK’yı dize getirme” siyaseti yerine, “YPG ile anlaşarak PKK’yı düz yola getirme” siyasetine geçsek…”

 

Özkök, yine bir doğruyu yanlış yerden anlatıyor. Kendisinin asıl derdi devletin bekasını kurtarmak bunun için Kürtlerle taktiksel ve içi boş bir anlaşma yaparak (ya da yapıyormuş gibi yaparak) AKP devletini kurtaracak çözüm öneriyor.

 

Hala anlamadıkları şu: Sen PKK ile anlaşırsan dört parça Kürdistan da bütün yapıları müttefik yapabilirsin. Bunun yolu da tartışmasız Öcalan ile bir nihai müzakereden geçiyor. Ama Özkök yine herkes gibi çalıyı dolanmayı seçmiş, AKP ve Erdoğan’ın kontrolsüz öfkesinin hedefi olmaktan imtina etmiş. Erdoğan ülkenin üzerinde bu kadar büyük terör estirirken, Kürtler kendilerinin yanında mücadele eden kesimleri bir kenara atıp, Özkök’ün önerisiyle halkına ve dünyada ki diğer halklara açık bir faşizmle saldıran Erdoğan devletini kurtarmaz.

Bunun için Erdoğan’ın, Perinçek, Kılıçdaroğlu, Bahçeli, Aydın Doğan, Barzani vb bir dolu kapıkulu askeri var.

Erdoğan ve Özkök pek hoşlanmasalar da bugün ortada olan gerçek şudur ki; PKK artık sadece Türkiye (Kuzey Kürdistan) örgütü değil. Aksine hemen hemen bütün Ortadoğu da mücadele eden ve gittikçe etkili olan bir yapı. Bunun en büyük sebebi Ortadoğu da projesi olan ve bu uğurda bedel ödemekten çekinmeyen (buna devletler de dahil) tek hareket.

PKK, özel olarak Öcalan Türkiye de oluşacak bir demokrasi cephesi için ellerinden geleni yapmış, Toplumun bütün ezilen kimlikleri ve sınıflarıyla yan yana bir hat kurmak için on yıllardır büyük fedakarlık’ta bulunmalarına rağmen, karşılaştıkları tek şey hakaret, suçlama ve ötekileştirme (sanılanın aksine bu tavır ve davranış kendisini solda tanımlayan bazı birey ve örgütlerde daha fazladır.) olmuştur.

Dünya da artık oyun yeniden kuruluyor. PKK bileşenleri ve onların ittifak güçleri belirleyici bir güç olarak Ortadoğu ve dünya da kısa, orta, uzun vadeli ittifaklar kurup, yeni oluşan dengelerin şekillenmesinde artık güç ve imkan sahibidirler. Bugün yaşanan gelişmeler uzun yıllar verilen mücadelenin sonucudur.

Ülkenin bugün getirildiği durum ve son iki yıldır Türk devletinin Kuzey Kürdistan’da ki vahşi, insanlık dışı, faşist imha saldırıları ve AKP iktidar blok’unun dışında kalan parti ve kurumların bu saldırıları meşrulaştırma çabaları Kürtler için kolay demiyorum, asla unutulmayacak bir tarih kesiti olarak kalacak.

Kadın, çocuk, hayvan tecavüz ve katliamlarının bu kadar meşrulaştığı, üniversitelerin içinin boşaltıldığı, iş cinayetlerinin her gün artarak çoğaldığı, ilkokullarda çocuklara insan öldürmenin öğretildiği, küçücük kız çocuklarının bekaret testiyle intihara sürüklendiği, meydanlarda kitlelerin ağzından salyalar akıtarak liderlerinden “idam isteriz” diye bağırdığı, katillerin özgür, mazlumun hapse tıkıldığı, toplumun çoğunluğunun korkak, ispiyoncu, polis, yalancı, saldırgan, kişiliksiz yapıldığı bir ülkede o devleti kurtarmak suça ortak olmaktır.

Devlet, iktidar, medya, bürokrasi, üniversite, ordu, meclis el birliğiyle bu suçu işlediler.

Bilinmeli ki böyle bir ülkede birlikte yaşam Kürtlerin rüyası olmaktan çıkmıştır.

Hala kırk yamalı bohçaya dönmüş PKK ile savaş politikasını ucuz, basit, ahlak dışı yöntemlerle sürdürmek Kürtlerin kopuşunu hızlandırmaktan başka bir işe yaramadığını ve bir gün Kürtlerin Türkiye’yi Türk sorunuyla baş başa bırakabileceğinin anlaşılması lazım.

Ve Özkök’e son söz: Kürtler (siz PKK okuyun) artık bir objenin kenar süsü olmaktan çıkıp, kendileri ile ittifak yapanlara sadece siyasi değil, prestij’de kazandıran bir güç oldular.

Related Articles