Erdoğan rejiminin bölgesel güç olma dansı sürüyor

Erdoğan geçtiğimiz hafta BM Genel Kurulu vesilesiyle gittiği ABD’de Trump’la buluştu. Trump’ın kendi pozisyonu her ne kadar “topal ördek”ten beter olsa da bu görüşme Erdoğan hanesine bir başarı olarak kaydedilmeli. Çünkü ortada şantaj konusu olamaya devam eden meseleler (Zarrab Davası, S-400…) varsa da en nihayetinde taraflar arasında bir uzlaşma arayışını sembolize etmesi anlamında bu buluşma önemli.

Yarın ise artık Rusya ile yakın mesai yapıyor havası vermekten kaçınmayan Erdoğan, Putin’i Ankara’da ağırlayacak. Masada iki ülke arasındaki ticari ilişkiler, Türk Akımı projesi, S-400 satış anlaşması, Akkuyu Nükleer Santrali, İdlib-Suriye ve doğal olarak daha Putin gelmeden görüştükleri Güney Kürdistan’da gerçekleşen referandum gibi başlıkların olacağı tahmin ediliyor.

Putin yönetiminin Erdoğan rejimiyle çok yönlü olarak ilişkileri geliştirmek istediği bu minvalde yeni bazı kozları masaya süreceği ön görülebilir. Bunun ana nedeni başta ABD olmak üzere Batılı güçlerin Erdoğan rejimine dönük “pozitif” tutumu. Henüz NATO’dan Türkiye’yi koparamayan Rusya, yeni “işbirliği” önerileriyle bu çekişmede kendi alanını genişletmeye çalışacak.

Bir tanesi pekala Rosneft’le Barzani yönetimi arasında yapılan anlaşma gereği kurulacak doğal gaz hattının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması olacaktır. Bunun bütün taraflar açısından doğuracağı avantaj aşikar. Sadece AB için Rusya’ya enerji bağımlılığının artması eğer bir risk olarak görülüyorsa, sorun olabilir. Tabii bir de Filistin gazını AB’ne satmaya çalışan İsrail için dezavantajlı olabilir. Burada gerek Türkiye, gerekse de Rusya’nın G. Kürdistan’daki oylamaya dönük tepkilerinin birer retorikten ibaret olduğu yapılan soğukkanlı değerlendirmelerde rahatlıkla görülebiliyor.

Asıl dertleri bölgedeki zenginliklere el koymayı sürdürmenin yanı sıra Bağdat yönetimini de küstürmeden bu işi oldu bittiye getirme olarak okunabilir. Bu ABD ve İngiltere gibileri için de böyle.

Muhtemelen Putin ve Erdoğan’ın masasında olacak bir diğer gelişme ise Ermenistan yönetimi tarafından Dağlık Karabağ sorununa dönük getirilen çözüm önerisi. Öteden beri Minsk grubu ve bazı politikacılarca da desteklenen projeyi, yönetim nezdinde ilk defa geçtiğimiz hafta Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbadyan dile getirdi. Bu önerinin kapsamında Ermeni tarafının kontrolünde olan D. Karabağ’ı çevreleyen 7 bölgeden beşinin Azerbaycan’a geri verilmesi var. Daha önce böyle bir politikaya karşı çıkan Erivan yönetimi, şimdi neden böyle bir yönelime girdi? İddialar Putin’in D. Karabağ sorununda mesafe alınmasını sağlayarak, Erdoğan rejimine Avrasya Birliği için kapıları açacağı yönünde. Burada Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ın BM Genel Kurulunda 2009’da imzalanan ama bugüne kadar onaylanmayan Türkiye’yle diplomatik ilişkilerin kurulmasına ilişkin protokolleri 2018’in ilkbahar aylarında ‘hükümsüz’ ilan edeceklerini söylemesini ise ilişkilerin bozulacağı anlamında yorumlanmak yerine daha çok bir yenileme ihtiyacının ifadesi olarak görülebilir.

Tabii burada aynı zamanda Putin’in Azerbaycan yönetimi üzerinde de bir ağırlık kurmak istediği dile getiriliyor. Nitekim yandaş medyanın Rus falan demeyip artık alıntı yapmayı pek sevdiği Putin’in danışmanlarından Aleksandr Dugin, “D. Karabağ sorunu, Moskova ve Bakü arasındaki jeopolitik eksenin güçlenmesini engelliyor. Ancak Rusya bölgede barış sağlayıcı konumunda ve biz silahlı çatışmaların yeniden başlamasını istemiyoruz” demiş. Azerbaycan tarafı yönetim nezdinde bu gelişme karşısında henüz net bir açıklama yapmadı. Aliev BM’de yine çatışmayı ön plana çıkaran bir konuşma yaptı. Şimdilik D. Karabağ meselesinde ne kadar ilerleme olacak bilinmiyor.

Burada en önemli olan sorun bugüne kadar “tek karış toprağı dahi tartışma konusu yapmayız” gibi milliyetçi söylemlerle doldurulan iki ülkenin halkı. Ayrıca Aliev yönetiminin bu gelişmelerden ne kadar hoşnut olduğu ise belirsiz. Erdoğan’ın iki hafta kadar önce Kazakistan ziyareti sonrası Bakü’ye gidişini iptal etmesi, arkasından Aliev’in Ankara’daki elçisini geri çağırmasının bu gelişmelerle ilintili olup olmadığı ise şimdilik bir muamma olarak kalacak.

Bütün bu gelişmeler Ankara-Moskova yakınlaşmasını artırır mı artırmaz mı bilinmez. Çünkü sahnede sadece bu güçler yok, sürece etki etmeye çalışan başkaları da olacak. Altını çizmemiz gereken bir diğer önemli noktaysa, sürmekte olan paylaşım savaşında emperyalist güçlerin bir birini yok etmek değil, süreci kendi lehlerine ilerletecek bir tarzda yeni bir “denge” tanımlamak arzularıdır. Yoksa hiç birinin bir çok yerde kelimenin gerçek anlamıyla modern kölelik rejimi olarak yaşanan kapitalizmi ortadan kaldırmaya niyeti olamadığı aşikar.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles