Erdoğan rejimi-NATO gerilimi

Postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşı geleneksel müttefiklik ilişkilerini de çatlatıyor. Bunun bir yansıması, bir süredir NATO ile Erdoğan rejimi arasında çeşitli vesilelerle yaşanmakta olan gerilim durumu. Bu sorun elbette yeni değil. Fakat son dönemde özellikle Rusya’dan alınması gündemde olan S-400 savunma sistemi nedeniyle daha bir görünür hale geldi. Buna ek olarak Almanya ile NATO çerçevesinde de sürmekte olan sürtüşmeler en son Alman milletvekillerinin Konya Üssü’nü ziyaret etmesine Ankara’nın izin vermemesiyle daha da görünür hale geldi. Alman politikacılar İncirlikten sonra Konya’dan da askerlerini çekmeyi gündeme aldı. NATO’nun ilişkileri tamir için adım atacağı yazılıyor fakat bu konuda pek bir kudretinin olmayacağı İncirlik örneğine bakarak şimdiden söylenebilir.

Erdoğan rejimi ve NATO arasındaki gerilimin elbette bir çok nedeni var. Bunların temelinde Erdoğan rejiminin “bağımsızlık” oyunu yatıyor. Gerek Ortadoğu sahnesinde Erdoğan’ın “oyun bozucu” politikaları gerekse de Rusya’nın NATO’ya dönük hamlelerinde bir enstrümana dönüşmesi bu meselede tayin edici önemde. Bu çerçevede gelişen Türk Akımı projesi, buna karşın Kıbrıs meselesinde(dolayısıyla yeni doğal gaz hatları konusunda da) Batı ile uzlaşmayan tutum, Suriye’de Rusya ile sürdürülen pazarlıklar ve sonuncusu S-400 alımı gibi bir sorun ve gerilim yumaklarıyla beslenen bir düzlem.

Rusya Federasyonu merkezli yapılan analizlere bakacak olursak “Türkiye ABD ve NATO işgalinden kurtulmaya başladı. Türkiye sadece iş ortağı değil Rusya’nın bu istikrarsızlık bölgesindeki jeopolitik müttefiki haline geliyor” derken, S-400 satışı ile ilgili de Rus yetkililer “Silah pazarında devrim niteliğinde bir olay yaşanacak.” diye Erdoğan rejimiyle olan yakınlıklarını ön plana çıkaran bir diskuru tercih ediyorlar. Bu satış gerçekleşir mi, satış yapılırsa Erdoğan rejimine S-400 teknolojisini üretmesi için ne kadar bilgi transferi yapılır bunlar ayrı mesele, fakat bütün bunların Rusya’yı “Soğuk Savaş taktiklerine dönmek” le suçlayan ABD tarafından hoş karşılanmadığı ise kesin. Nitekim ABD Savunma Bakanı James Mattis, hafta içi yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin egemen bir devlet olarak Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alma hakkı olduğunu söyledi ancak bu sistemin NATO’nun askeri ekipmanıyla “asla” uyumlu olmayacağını da ekledi.

Peki bu durum taraflar arasında ciddi bir çatlağa yol açar mı, yani NATO’dan Erdoğan rejiminin çıkarılma durumu olur mu? Ya da daha kötüsü iç savaşı da zorlayan kaotik durumlar şekillenebilir mi? Bunların hiç birine olmaz diyemeyeceğimiz bir dönemden geçiyoruz. Fakat ilk veriler Trump yönetiminin Erdoğan rejimi karşısında alttan almaya devam edeceği yönünde. Dışişleri Bakanı Tillerson’ın Türkiye ziyareti sırasında ABD basınının bile hedefinde olacak kadar büyük bir alçalmayla neoliberal diktaya olan övgü ve desteği gözden kaçmadı. Burada belki en önemli düğüm Rakka. Rakka’nın özgürleştirilmesi sonrası ABD’nin ne yapacağı daha net görünür olacak.

Rus politikacıların ise “Erdoğan rejimi NATO’dan ha koptu ha kopacak” propagandası yapmasına rağmen beklentiyi yüksek tutmadıklarından emin olabiliriz. Gazete Duvar yazarlarından A. İsaev’in aktardığı Carnegie.ru sitesinden Y. Çulkovskaya’nın yaptığı değerlendirme bu konuda şimdilik de olsa isabetli. Çulkovskaya “Bunlara rağmen Ankara’nın NATO’ya siyasi alternatifinin olmadığı için ve Türk ekonomisi Avrupa’ya odaklandığı için Kuzey Atlantik blokundan çıkması söz konusu olamaz. Türkiye NATO’ya, NATO ise Türkiye’ye muhtaç” diyor.

Burada tabii özellikle doğru olan şey NATO’nun Türkiye’ye ihtiyacı olduğudur. Bu tek taraflı değil. Ama Erdoğan rejimine ne kadar ihtiyaç olduğu ise fazla şüphe götürür. Bu yüzden başka bir yazının konusu olmakla birlikte, kendi durumunun farkında olan Erdoğan rejiminin Azerbaycan, Gürcistan ve Kazakistan’ı da içine alan yeni bir askeri-ekonomik blok oluşturma girişimleri dikkat çekici. Tabii böyle bir şeyi geliştirmek kolay olmaz. En başta şimdi Erdoğan’ı pışpışlayan Putin yönetimi buna izin vermez.

Related Articles