Home / DOSYA MAKALE İNCELEME / Erdoğan hepsinden daha acımasız

Erdoğan hepsinden daha acımasız

Bir zamanlar ziyaret ettiğim Diyarbakır’ın tarihi merkezinin yıkımı, Kürt şehirlerin yerlebir edilmedi daha önceki Türk hükümetlerinin korkunç şeyler yaptığını biliyoruz. Ama Erdoğan bunu daha ileri götürdü. Şu anda Erdoğan’ın kullandığı tek dil, Türkiye’deki Kürtlere model olarak çekici gelen her şeyi yok etmek istiyor.

Dünyanın önde gelen düşünür ve aydınlarından Tarık Ali, ‘’Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’deki Kürtlere model olarak çekici gelen her şeyi yok etmek istiyor’’ dedi.

Tarık Ali, iktidara geldiğinde Erdoğan’ın NATO’nun favori islamcısı olduğuna dikkat çekti ve ekledi: ‘’Aslında Erdoğan hiçbir zaman şu an olduğundan pek farklı değildi. Farklı olan sadece şartlardı ve Erdoğan bu farklı şartlarda manevralar yaptı. Bir illüzyon yarattı.’’

Tarık Ali, Londra’da Latin Amerika televizyon kanalı Telesur için HDP vekili Hişyar Özsoy’la Türk devletinin Kürt politikasını, NATO-AKP ilişkilerini ve Suriye’de süren savaşı konuştular.

Tarık Ali: Bugün birçok bakımdan çok kritik bir durumda olan Türkiye’yi konuşacağız.

Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetinin iktidara geldiği ilk yıllarda ABD, İngiltere ve Financial Times ile Wall Street Journal gibi finans medyası tarafından model bir İslamcı hükümet, Mısır ve Tunus’ta örnek alınabilecek bir şey olarak son derece coşkulu bir şekilde karşılanmıştı. Bunlar [AKP] NATO’nun favori İslamcılarıydı. Yanlış yapmazlardı, modernleşmeci ve reformcuydular. Bu elbette büyük bir illüzyondu. Ülke dışında birçoklarının düşündüğü veya Türkiye’deki bazı liberallerin düşünmek istediği gibi, AKP’nin liberal, reformcu bir hükümet olacağını düşünmek illüzyondu. Bu umutlar hızla sona erdi.

Aslında Erdoğan hiçbir zaman şu an olduğundan pek farklı değildi. Farklı olan sadece şartlardı ve Erdoğan bu farklı şartlarda manevralar yapacak kadar akıllıydı ve en önemlisi de neoliberal ekonomi politikalarına ve bunlarla bağlantılı her şeye bağlıydı ve ABD dış politikasının çok sağlam bir destekçisiydi.

Son iki yılda Türkiye’de çok yoğun bir baskı ortamının ortaya çıkışına şahit olduk. Kimlere karşı; elbette “olağan” kişilere karşı. Ülkedeki Kürt nüfustan başlayarak dini azınlıklara, solcu ve ilerici aydınlara ve Türk devletini ve onun emellerini sorgulayanlara kadar herkes.

Son yıllarda Türkiye’de en ümit ve heyecan verici gelişme Halkların Demokratik Partisi’nin kurulmasıydı. Parti sadece Kürtleri değil sosyalistleri, dini azınlıkları, kadınları, LGBT gruplarını kapsayan bir koalisyon oluşturmayı başardı. Parti, muhaliflerin meclise girmesini önlemek için konmuş anayasal bir bariyer olan yüzde 10 barajını aşarak oyların yüzde 13’ünü aldı ve rejime karşı ilk kez son derece canlı bir muhalefet yaratmış oldu.

Erdoğan panikledi ve o günden sonra hedefine HDP’yi aldı. Bu Türk seçkinlerini ve kurulu düzenini de şok etti. Ardından AKP içinde Recep Tayyip Erdoğan ile uzatmalı müttefiki Fethullah Gülen arasında başlayan mücadele bir askeri darbe girişimi ile sonuçlandı.

Rejim tarafından HDP’ye karşı, barış gösterilerine karşı pek çok provokasyon gerçekleştirildi ve en nihayetinde Kürt hareketinin bir kesimi bir kez daha direnişe geçmeye karar verdi. Bu ise liderleri, milletvekilleri, seçilmiş belediye başkanları ve on binlerce aktivisti cezaevinde olan HDP’yi bir kez daha hedef almak için kullanıldı. Bugün partinin eş başkan yardımcılarından Hişyar Özsoy’u ağırlama şansı bulduk. Kendisi Türkiye’de baskı altındakilerle dayanışma amaçlı bir konferansta konuşmacıydı.

Hişyar, hoş geldin. Sen kendin de Haziran’da görülecek bir davada yargılanmaktasın ve yoldaşlarının yanına gidebilirsin. Bize Türkiye’de olmanın nasıl olduğunu anlatabilir misin?

Hişyar Özsoy: Her şeyden önce bu fırsatı verdiğiniz için teşekkürler. Ülkede şu an hukuk yok, tamamen askıya alınmış durumda. Erdoğan neye karar verirse, ne arzu ederse kural o şu an. Erdoğan yönetimi, bir darbe örgütlediği iddia edilen Gülen cemaatine karşı ve elbette HDP’ye son derece saldırgan olan ordu ve ultra milliyetçi kesimle ittifak yaptı. Ama sorunun daha büyük olduğunu düşünüyorum. Türkiye’deki sistem daha büyük bir bölgesel krizle, Arap Baharı ardından Ortadoğu’da olup bitenlerle baş etmeye çalışıyor.

Sorun şu; Kürtler varlar, dünya artık onları tanıyor ve Ortadoğu’daki siyasi sistemler enkazı içinde onları ayırt edebiliyor. Irak’ta, Suriye’de ve Türkiye’de Kürtler kritik siyasi aktörler olarak ortaya çıkıyorlar. Ancak Türk sistemi bir bütün olarak kararlı bir şekilde Kürt karşıtı, yüksek derecede militarist, ırkçı kesimler bir araya geldiler ve Türk devlet aparatını milliyetçi şekillerde yeniden yapılandırıyorlar. Türk toplumunu ve siyasetini yeniden şekillendirme tarzları hakkında eleştirel fikirler bildiren herkes ise hedef oluyor. Ben kendim de üç davada yargılanıyorum, hakkımda tutuklama emri var.

Birçok arkadaşım bu durumda. Eşbaşkanlarımız ve yedi milletvekilimiz cezaevinde. 7 milletvekilimizin vekilliği düşürüldü, on dördü ceza aldı ve bu cezalar onanırsa hapse girecekler, milletvekillikleri düşecek. Hukukun üstünlüğü artık söz konusu değil, güçler ayrılığı tamamen ortadan kaldırılmış durumda. Ama Erdoğan’a karşı yine de çok güçlü bir muhalefet var ve ülkenin siyaseten gittiği yönü 2019’da durdurabileceğimiz konusunda iyimseriz.

Tarık Ali: Türkiye on yıllardır NATO’nun kararlı bir üyesi, bölgede ve bölgenin ötesinde kararlı bir ayağı oldu. Ancak ülkede süren baskı ortamının Batı medyasında, Avrupa ve Amerikan medyasındaki ele alınış tarzına bakıyorum, çok suskunlar. Elbette bazı gazeteler çok eleştirel ama bu gazetelerin Türkiye eğer NATO üyesi olmasaydı ve hatta birazcık düşman bir devlet olsaydı yazacakları ile karşılaştırıldığında, bu suskunluk şok edici. Yani, baskının çapından ve rejimin otoriterliğinden bahsedilmiyor. Elbette bunun bir sebebi biliyoruz ki, Türkiye’nin mültecileri tutmak için milyarlarca para almış olması. Erdoğan bir şekilde para almış durumda ve Avrupa Birliği bu anlaşmaları onunla yaptığından senin sözünü ettiğin şeyleri veya medyanın bazı kesimlerinde çıkan şeyleri eleştirmeyi reddediyorlar. Gazeteciler hapse atılıyor, editörler hapse atılıyor, profesörlerin görevine son veriliyor, çünkü güvenilir bulunmuyorlar veya devlet karşıtı sayılıyorlar. Bu klasik bir otoriter model. Buna rağmen Batı’da suskunluk söz konusu.

Hişyar Özsoy: İki şey var: Birincisi Erdoğan şahsi olarak kendisini kurtarmaya çalışıyor. Şu anda epeyce yalıtılmış, köşeye sıkışmış durumda, hem ülkede hem de uluslararası alanda. Bu sebeple ultra milliyetçi olan birçok kesimle ittifak yapmış durumda. Örneğin eski polis şefi Mehmet Ağar şu an Erdoğan’ın ittifakı. Kendisi 90’larda ne kadar Kürt öldürdüğünü söyleyip övünen ve bu suçları için hapse girmiş biri. Bir diğeri ultra milliyetçi MHP’nin lideri, bir üçüncüsü ordudaki son derece milliyetçi olan kimi kesimler. Bu insanlar için Suriye’de olan bitenler bir tür varlık yokluk meselesi. Kürtlerin Suriye’de bir tür özerklik elde ediyor olmasını Türkiye için varoluş sorunu görüyorlar. Ne yazık ki bu Türk seçkinleri tarafından bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılanıyor.

Tarık Ali: Çünkü bunun Türkiye’nin güneydoğusundaki Kürtlerin de aynı şeyi yapmasını cesaretlendirdiğini iddia ediyorlar.

Hişyar Özsoy: Aynen öyle. Ortadoğu’daki Kürtlerin yüzde 60’ı Türkiye sınırları içinde yaşıyorlar. Iraklı Kürtler şu an halihazırda neredeyse konfederal bir sisteme sahipler. Suriye’deki Kürtler kendi idari modellerini yaratıyorlar. Peki ya Kürtlerin bölgesel bir aktör olarak ortaya çıktığı bu duruma nasıl yanıt verirsiniz? Yani varlar, ne yapacaksınız? Ya onların hepsini öldüreceksiniz, ki Erdoğan’ın düşündüğü bu, yapabilirse tüm Kürt şehirlerini yok etmek, hem Türkiye’de hem de dışında. Ama uluslararası, yerel, bölgesel konjonktür Erdoğan’ın bunu yapmasına izin vermiyor. Veya bizim düşüncemiz ve bu bizim önerimiz, Kürtleri bir ulusal güvenlik tehdidi olarak algılamak yerine Erdoğan bunu bir fırsat olarak kullanabilir ve Kürtlerle yeniden dostane şartlarda ilişki kurabilir. Bu da Suriye’deki Kürtlerle daha iyi ilişkileri olacağı ve onlarla ortak olacağı anlamına gelir.

Bu yeni oluşan ittifakı, milliyetçi cepheyi bir arada tutan bir ideoloji yok. Tek ortak noktaları Kürtlerin düşmanı olmaları. Hem Türkiye içinde hem de Suriye’de güçlü Kürt karşıtı milliyetçi söylemin nedeni bu.

Tarık Ali: Ama bu denklemin dışında bıraktığın önemli bir husus var Hişyar. Yerelde koşullar ne olursa olsun ve güçler arasındaki ilişkiler nasıl olursa olsun küresel sahnede büyük aktör ABD. Peki ABD ne karar verecek? Nedeni ne olursa olsun—biliyorsun nedenleri ve müttefikleri değişip duruyor—bu kritik önemde. Yani, normalde bir ülkeden veya yaptıklarından hoşlanmadıklarında, bunlar çıkarlarına uymadığında ona ambargo uyguluyorlar. İran’a karşı ambargo uyguladılar, Venezüella’ya karşı ambargo uyguladılar, Rusya’ya karşı ambargo uyguladılar, ne olursa olsun bunu yapabilecek durumdalar ama Türkiye’ye karşı şu ana kadar hiçbir şey yapmadılar. Çünkü NATO üyesi bir ülke ve bu durum şu anda Avrupa Birliği ve ABD açısından büyük bir çelişki. Peki sence ABD nasıl tepki verecek?

Hişyar Özsoy: Elbette Amerikalıların hem Suriye hem de Irak’ta kendi siyasi gündemleri var ama Türkiye’yle neyi ne kadar yapacaklarına henüz karar verebilmiş değiller. Evet Türkiye NATO üyesi bir ülke ama Erdoğan’la birlikte çalışamazlar. Aslında geçen sene birkaç ambargo oldu, örneğin Türkiye’den ABD’ye giriş için vize uygulamaları bir süreliğine askıya alındı. Kısa süre önce ABD Türkiye’nin turizm açısından çok iyi bir ülke olmadığını açıkladı. Ama Suriye’de Amerikalıların da Kürtlerle birlikte çalışmaktan başka çok fazla seçeneği yok. Esad’la çalışamazlar, IŞİD’le çalışamazlar. Eski sözde Özgür Suriye Ordusuyla çalışamazlar; aslında çalıştılar ama başarısız oldular. Bu yüzden şimdi Türkiye Özgür Suriye Ordusu unsurlarını Esad’a karşı değil Kürtlere karşı harekete geçiriyor.

Özellikle siyasi yelpazenin solundaki insanlar için buradaki garip durum şu: Suriye’deki bu Kürt hareketi sola meyilli bir hareket, hatta bazı yönleriyle anarşist, kadınlar ve erkekler için son derece ilerici ve Ortadoğu’da umut veren bir hareket. İdeolojik olarak kapitalist modernite dedikleri şeye karşı güçlü bir karşı duruşları var. Pratik olarak ise ABD ile bir ittifak durumu var ve elbette Kürtler Amerikalıların her an onları terk edebileceğini bilecek kadar olgunlar. Ki bunu Irak’ta yaptılar, hem de bir kere de değil defalarca. Burada bir noktada Amerika Türkiye’yi hala bölgesel müttefiki olarak görüyor ama Suriye’de yerel müttefiki Kürtler. Kendinizi Amerika’nın yerine koyun. Bölgesel müttefikiniz ve yerel müttefikiz birbirleriyle savaşta. Rusları düşünün, bölgesel müttefikleri İran ve yerel müttefikleri Esad ve ikisinin ilişkisi çok iyi. Türkiye NATO üyesi olmasına rağmen sahadaki gerçeklik ABD’nin Kürtlerle çalışmasını gerektiriyor.

Tarık Ali: Çünkü kendi güçlerinin hepsi başarısız oldu.

Hişyar Özsoy: Evet kesinlikle. Önce Türkiye tarafından da desteklenen Özgür Suriye Ordusuyla çalışmaya başladılar ama bir şekilde bu işe yaramadı. Öncelikleri değişti. Amerikalılar Esad’ı indirmekle ilgilenmemeye başladılar ama Türkiye bunda ısrar etti. Amerikalılar şimdi Kürtlerle birlikte çalışıyorsa bu Amerika’nın tercihi değil Türkiye’nin başarısızlığıdır. Bir şekilde hem Avrupalılar hem de Amerikalılar hala Erdoğan’ı değil Türkiye’yi destekliyorlar.

Yani sanırım Suriye’den ayrılan üç milyon göçmen vardı ve burada Brexit oldu, Avrupa siyasetinin kimyası değişti, birçok ırkçı parti güçlendi, Türkiye’de daha fazla kaos olduğunu hayal edin, çok daha fazla insan belki de 10 milyonlarca insan Avrupa ülkelerine gelecek ve belki işte o zaman Avrupa Birliği’nin sonu olacak. Bu yüzden Erdoğan’la bir sürü sorunları olduğunu bilmemize rağmen…

Tarık Ali: İstikrarsızlaştırmak istemiyorlar.

Hişyar Özsoy: Bunun sebebinin Avrupalıların veya genel olarak Batı’nın ondan çok hoşlanması olduğunu sanmıyorum, onda büyük bir hayal kırıklığı yaşadılar ama aynı zamanda ülkeyi yönetiyor, öyle veya böyle onunla anlaşmak zorundalar.

Tarık Ali: Resmi olarak Suriye sınırları içinde kalan Suriye’deki Kürt özerk bölgesini etkisiz hale getiremez veya yok edemezse bunu bir yenilgi olarak görecekler. Çünkü açıkça Suriye’de özerk bir bölge hem Türkiyeli Kürtlere hem de diğerlerine bir örnek olacak ama ana olarak en büyük Kürt topluluğu olan Türkiyeli Kürtler için. Demek istediğim, insanlar deneyimle öğrenir, bu yüzden Türkiye’deki bu insanlar doğal olarak aynı hakları istediklerini söyleyecekler.

Hişyar Özsoy: Zaten istiyorlar.

Tarık Ali: Kesinlikle, neden istemesinler, neden olmasın yani buna direnmek mümkün değil. Şu anda Erdoğan’ın kullandığı tek dil Türkiye’deki Kürtlere model olarak çekici gelen her şeyi yok etmek. Kısa zaman önce sanırım bakanlarından birisi Batılılar onlar istememesine rağmen Kıbrıs’a on binlerce asker yerleştirdiğimizi unutmamalı dedi. Bence bunu istediler, Kissinger Türklerin bu hamlesini destekledi, yani bu Batı’ya karşı geldikleri söylemi saçmalık.

Batı’nın desteğini alıp yaptılar ama insanlara şunu hatırlatıyorlar: “Bu şeyleri yaparız, hoşunuza gidip gitmemesi veya bize firavun demeniz umurumuzda değil” diyorlar, ama bu kadar kolay olacak mı, Erdoğan Suriye sınırını aşıp burayı ezerse ne olur?

Hişyar Özsoy: Aslında bugün Türkiye’nin Efrîn saldırısını görüyoruz. Bence Suriye Ortadoğu’da Irak, Mısır veya bir başka ülke değil, ben Suriye’nin çok eşsiz olduğunu düşünüyorum, örneğin soğuk savaşın hala devam ettiği nadir yerlerden birisiydi ve bu bir rastlantı değil. Yani Ruslar, Amerikalılar, İsrail, Türkiye, İran, Suudi Arabistan… Tüm küresel ve yerel güçler buraya dahil oldu. Neden? Çünkü bu biraz iddialı bir ifade olabilir ama bence Suriye’nin siyasi geleceği Ortadoğu’nun siyasi geleceğinin bir mikrokozmosu, bir tür özeti olacak. Çünkü Ortadoğu’nun siyasi haritasını şekillendirmiş olan neredeyse bütün büyük sorunlara dokunuyor. İsrail-Filistin çatışmasıyla ilgili, Türk-Kürt çatışmasıyla, artı Şii-Sünni çatışmasıyla ilgili… Hatta az çok merkezinde bu var. Yani Erdoğan’ın bu hırsları olabilir ama…

Tarık Ali: Ama diğer güçler var…

Hişyar Özsoy: İran, Amerika, Rusya var bir şekilde Erdoğan’ın endişelerini azaltmaya çalışıyor gibiler. Belki ona sahte bir zafer bile verebilirler, böylece seçimlere giderken yurtiçinde bunu manipüle edebilir. Amerikalılar Türkiye’nin saldırgan tutumundan memnun değil ama Erdoğan içeride, ekonomideki kötüye gidişle birlikte çok fazla sorun yaşıyor, her anlamda tam bir istikrarsızlaşma var. Yüksek dozda milliyetçiliğe ve hatta belki sahte bir zafere ihtiyacı var, böylece içeride bunu kullanabilir. Erdoğan, başarısız olacak ve büyük bir yenilgi yaşayacak ama tek yapmak istediği, 2019’a kadar biraz zaman kazanmak ve kendisini ve müttefiklerinin sahip olduğu aşırı milliyetçi tabanı konsolide etmek için her türlü Kürt karşıtı duyguyu kullanıyor. “Terörist düşmanlara karşı savaştayız, etrafımız bu iç ve dış düşmanlarla çevrili…” İşin üzücü yanı bu neredeyse her zaman işe yarıyor.

Efrîn’de Kürtler direniyor, direnecek. Kobanê tarzı bir başka deneyim yaşanıyor. Erdoğan Efrîn’de bir tür zafer arasa da Efrîn siyasi olarak kendi mezarına dönüşebilir.

Tarık Ali: Türkiye’deki Kürt şehirlerine karşı Erdoğan tarafından uygulanan baskı, şehirlerin yıkımı, bir zamanlar ziyaret ettiğim Diyarbakır’ın tarihi merkezinin yıkımı, yani bunlar daha önceki Türk hükümetlerinin yaptıklarından çok daha kötü.

Yani daha öncekilerin korkunç şeyler yaptığını biliyoruz. Kürtlerin kendi dillerini konuşma becerisini yok ettiler, en azından denediler. Kültürlerini yok ettiler, onları tamamen marjinalize ettiler ve üstüne de hepimizin cumhuriyetin eşit vatandaşları olduğunu iddia, ettiler ama elbette Kürtler eşit olarak görülmüyordu. Şimdi Erdoğan bunu daha da ileri götürdü.

Hişyar Özsoy: Kürt bölgesinin şiddetli yeniden sömürgeleştirilmesi dediğim bir süreç bu. Kürt şehirlerini yıkmak için tanklar ve hava saldırıları kullandılar. Bu, insanlığa karşı işlenmiş bir suç. Sivil yerleşim alanlarında özellikle kendi şehirlerinizde tank kullanamazsınız. Ama bu yapıldı. Mesela Şırnak ilinde şehrin yüzde 70’i yok edildi, tüm binalar yıkıldı ve artık yok. Yaklaşık 2000 insan öldürüldü ve bunların 800’ü sivildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu tek başına yapmadı. İşin ilginç kısmı bu şehirleri yok eden insanların çoğu aslında şimdi hapiste. Çünkü aynı zamanda…

Tarık Ali: Darbeye katıldılar.

Hişyar Özsoy: Evet. Özellikle en büyük yıkımın yaşandığı Sur, Cizre ve Nusaybin, bu şehirleri yıkanların hepsi şimdi hapiste.

Tarık Ali: Tüm bu anlattıklarınızın bir başka yönü var; şehirlerin yıkılması, sivillerin öldürülmesi, işkence, tecavüz, bunlar Avrupa’dan çok uzak olmayan bir ülkede gerçekleşti. Ve genel olarak Avrupa Birliği liderleri sessiz kaldı. Avrupa Birliği liderliğinden bu baskıya karşı sözlü olsa bile büyük bir karşı çıkış gelmedi.

Avrupa Birliği’ne karşı ciddi olalım. Avrupa Birliği’nden bahsettiğimizde söz konusu olan küçük devletler değil Almanlar, Fransızlar ve İngilizler ve onların arkasında ABD var.

Hişyar Özsoy: Bence iki nokta var. Mülteci krizi Avrupalılar için çok büyük bir olaydı. Erdoğan’dan korktular, tüm bu mültecileri Avrupa’ya göndermekle tehdit etti. Rüşvet verdiler tüm o paraları “evet, lütfen tüm o mültecileri orada tut” diyerek verdiler ama kesinlikle haklısınız, bir aday ülkeye, Avrupa Birliği’nin bir parçası olmaya çalışan ülkeye karşı tüm bu Kürt şehirlerini yok ettiği, insanlığa karşı suç işlediği için güçlü bir tepki olmadı. Avrupalılar ne yazık ki büyük oranda sessiz kaldılar. Avrupalı politikacıların çoğu, konuştuğum üst seviyedeki bürokratların birçoğu Erdoğan’ı 1930’ların Hitler’ine benzetti. Bana örnekler verdiler. “Bunu yapıyor, Hitler de 1930’larda tam olarak bunu yaptı.” Bunu bilmiyor değiller.

Tarık Ali: Bunu biliyorlar. Bana söyler misin, konuştuklarımıza göre Erdoğan’ın sonsuza kadar devam edemeyeceği konusunda çok iyimser görünüyorsun, eninde sonunda, yani bu seviyede çok iyimsersin.

Hişyar Özsoy: Bence Erdoğan’ı atlatacağız, biz halkız, o ise tek başına. Ne kadar güçlü olursa olsun halklar her zaman kişileri yener, ilk mesele bu. İkincisi Erdoğan ülkede siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarı sağlayamaz ama 2002’den başlayarak 10 yıl boyunca neredeyse 2011, 2012 yılına kadar Erdoğan ülkeye istikrar getirdi, yaşam standartları bir şekilde yükseldi.

Tarık Ali: Yolsuzluk da öyle… Kendisi, ailesi, ortakları çok daha zenginleşti.

Hişyar Özsoy: Kesinlikle. Ama Erdoğan daha fazlasını isteyen bir toplum yarattı ama taleplerini tatmin edebilecek durumda değil. Bence asıl sorun bu çünkü orta sınıflar, liberaller hatta sola meyilli insanlar bile 2007-8’de Erdoğan’ı destekliyordu. Birçok liberal hatta hepsi Erdoğan’ı destekledi.

Tarık Ali: Bir illüzyon yarattı. Ona tapıyorlardı.

Hişyar Özsoy: Kimse onu eleştiremezdi bile ve siyasi olarak alternatifinin olmamasına rağmen tek yapmamız gereken bir araya gelmek. Bence onu da atlatacağız. Bu konuda iyimserim.

Tarık Ali: Biz de öyle. Çok teşekkür ederim.

Hişyar Özsoy: Ben de bu fırsat için teşekkür ederim.

690

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

About Editor Editor

Check Also

Karl Marx’ın etkisi: bir karşıolgusal analiz – Branko Milanovic

Karl Marx’ın iki yüzüncü doğum günü vesilesiyle Marx’ın sayısız eserine ve yaşamına adanmış birçok konferans …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *