Erdoğan faşizmde el yükseltirken, Kürt siyasetinde uzlaşmacı çizgi

AKP iktidarından, iktidarı boyunca yaptığı katliamlardan hesap sorma cesareti olmayan bu politik figürler, konuyu ikide bir hendeklere getirip KÖH’ni bu savaşın sorumlusu yapmaya çalışmaları kendileri açısından belki günü kurtarabilir bir davranış olur ancak yukarıda belirttiğimiz gibi bu topyekün bir imha savaşıdır. Eninde sonunda kendilerini de vuracak bir savaştır.

Erdoğan 15 Temmuz darbesinin yıl dönümünde,  anmadan çok kutlamayı çağrıştıran kitlesel gövde gösterisiyle öncelikle içeriye ama genel olarak herkese tehditler savurdu. İdam söylemini yeniden ısıtarak sürünün önüne bir yem olarak atan Erdoğan, öncelikli işlerinin siyasi hasımlarının ‘kellelerini koparmak’ olduğunu açıkladı. Kendisiyle olanların sayısını 50 milyon olarak açıklayan Erdoğan, toplumun geriye kalan 30 milyonunu potansiyel koparılacak kelleler kategorisine mi sokuyor?

Erdoğan’ın 15 Temmuz 2017 tarihinde ki konuşmasından çıkarılacak en net mesaj şudur: Erdoğan bundan sonra gücünün yettiği herkesi ve her kesimi katletmek için en ufak bir tereddüt göstermeyecek. Erdoğan, Ekim 2014 MGK toplantısı kararlarıyla başlatılan savaşın ve şiddetin sarmalına girmiş ve artık bir geri dönüşü yok. Bunu bilmeyen ya da hala bilmezlikten gelenler, hala Erdoğan’ı 2019’da ki seçimlerde alaşağı edeceklerini düşünen apolitikleşmiş sinikleşmiş bazı ‘muhalif’ parti ya da kesimler. Oysa Erdoğan kendi iktidarının mutlakiyetliğini her konuşmasında bu kesimlerin suratına çarpıyor.

15 yıllık AKP iktidarı boyunca muhalefet vasfını kaybetmiş CHP ve Kılıçdaroğlu, AKP’nin Kürdistan’da yürüttüğü yıkım savaşına, Kürt seçilmişlerin tasfiyesine açık çek vermişken, bir anda tasfiye sepetine kendi milletvekili de atılınca son atımlık barut misali Ankara’dan İstanbul’a bir yürüyüş başlattı. Utangaç, Sinik, somut hiçbir talebi olmayan, faşizmin fikri akıntısına karşı olmayan, (Bozkurt işareti ve 1,5 km uzunluğunda bayrak) sadece çıkış ve varış noktalarının belli olduğu bir yürüyüş. Sloganı “Adalet” olan ama kimin, kime, nasıl, ne için ve tür bir adalet talebi olduğu bile belli olmayan bir yürüyüş. AKP faşizminin canını yaktığı herkesin ilgi, katılım ve coşkuyla beklediği ama bittiğinde dudaklarda bir büzülme bırakan mitingle sona eren bir yürüyüş. Ve buna Kürt uzlaşmacılığının atfettiği kutsallık.

Siyaseten CHP ve Kılıçdaroğlu’nun bu yürüyüşten sonra nasıl bir muhalefet hattı izleyeceği ya da muhalif kalıp kalmayacağı havada asılı kalan büyük bir soru işaretidir.

Madalyonun bir başka yüzü de AKP’nin Kürdistan’da başlattığı imha savaşı (anlamayanlar için söyleyelim burada sadece PKK’nin imhası değil, onunla beraber bir bütün olarak bir halkı etnik, fiziki, kültürel, demografik olarak ortadan kaldırmak ya da bütün gelişim damarlarını kesmekten bahsediliyor. Bu katliamın pazarlanması için alıcısı çok olduğu için PKK etiketi yapıştırıldı.) başlar başlamaz bazı Kürt siyasi figürleri (ya da öyle görünenler) Bunların içinde savaşın bütün maliyetini ve vebalini KÖH’ne çıkaranlardan tutundan da, AKP barbarlığının faturasını PKK’ye çıkarmaya çalışanlara kadar her renkten teslimiyetçiliğin bini bir para. Bu şahsiyetlerin ağızlarında sakız ettikleri bir başka konu da hendek mevzusu.

AKP iktidarından iktidarı boyunca yaptığı katliamlardan hesap sorma cesareti olmayan bu politik figürler, konuyu ikide bir hendeklere getirip KÖH’ni bu savaşın sorumlusu yapmaya çalışmaları kendileri açısından belki günü kurtarabilir bir davranış olur ancak yukarıda belirttiğimiz gibi bu topyekün bir imha savaşıdır. Eninde sonunda kendilerini de vuracak bir savaştır.

ŞU HENDEK MEVZUSU

AKP ve Erdoğan rejimi müzakere sürecinde bile Kürdistan’da gençleri keyfi olarak gözaltına alıp, göstermelik mahkemelerle yargılayıp, (“Adalet” yürüyüşçülerinin dikkatine) mahkum ediyordu. Bir yandan da bütün Kürdistan’da devasa bütçelerle son hızla Kalekol inşaatlarına devam ediyordu. Nitekim 28 Haziran 2013’te Diyarbakır Lice ilçesine bağlı Hêzan-Kayacık’ta kalekol yapımını protesto eden ve “Barış İstiyoruz” pankartıyla yürüyen kalabalığa askerlerin ateş açması sonucu Medeni Yıldırım hayatını kaybetti. Bunun gibi sayısız örnek vermek mümkün ancak AKP’nin savaş politikalarına karşı koy(a)mamış siyasilerin bugün PKK’yi AKP’nin suç ortağı yapma söylemi en hafif deyişle çarpıtmadır.

Yine müzakere heyetinden Sırrı Süreyya Önder, 09.12.2016 tarihinde Birgün gazetesine verdiği mülakatta şunları söylüyor: Uzun süredir çiğnenen sakızlardan biri hendek, barikat, vesaire ile ilgili bir şey anlatacağım. İlk hendek Lice’de kazıldı ve 2 uzman çavuş oradaki halk tarafından rehin alındı. Sebebi neydi biliyor musunuz? Lice depreminde, bu devlet, oradaki köylülere “Size, deprem evleri, afet evleri yapacağım” demiş. O afet evleri hâlen bitirilmiş değil. İnşaatından vazgeçilmiş de değil, fakat barış süreci başlar başlamaz Lice’ye 6 trilyon bütçeli bir kalekol yapılmaya başlandı. İş içinden çıkılamaz duruma geldi. Hükümet, Sayın Öcalan’dan yardım istedi ve “bunu toparlayın” dedi. Sayın Öcalan bize iletti.

Hükümetten 2 bakanın koordinasyonuyla, şu anda tutsak olan İdris Baluken’le birlikte 3 kişi gittik, halkla görüştük. O iki uzman çavuşumuzu aldık. İkisinin de bir hafta sonra nişanı vardı, biri Kilisli, birisi Nurdağlı’ydı. Ailelerine teslim ettik. Ayrıca kalekol inşaatının durdurulması şartıyla burada bu tarz eylem ve etkinliklerin yapılmayacağı, itirazların yapılmayacağı sözünü aldık.

O gece Hükümet oraya bir tır gönderdi, o inşaatın bütün malzemeleri o tıra yüklendi. Ertesi gün halk açtığı hendekleri kendisi kapattı. Yeniden bir kalekol inşaatı başlayana kadar da orada hiçbir herhangi bir olay yaşamadık. 

Bu siyasiler kendileri öngörmemiş olabilir ama sokaktaki, köylerde ki yoksul halk AKP’nin niyetini çok önceden görmüşlerdi, biliyorlardı.

O hendekler kapatıldığı için bu ülke bugün bu durumda. Ve o hendeklerde canını veren gençler sizler ağızlarınızda sakız yapasınız diye direnmediler. Neden ve nasıl direndiklerini umarım bir gün sizde öğrenirsiniz.

KÜRTLER DE (PKK) SAVAŞ İSTEDİLER DİYENLER

Hendek konusu gibi bu kişilerin başka bir argümanı da AKP’nin imha savaşına PKK’nin de rıza gösterdiği yalanıdır. Kendilerinin siyasi yetmezliklerini, çekingenliklerini saklamanın en kolay yolu, nasılsa bütün günahlarını ihale edecekleri bir yapı var ve bu yapıya her türlü atış serbest. Nusaybin komplosu gerekçe gösterilerek AKP tarafından başlatılan savaşı ve Erdoğan faşizminin savaş, katliam kararlılığını Yine Sırrı Süreyya Önder 24 mart 2017 tarihli Cumhuriyet gazetesinde açıklıyor: Sayın Ahmet Davutoğlu, Efkan Ala ve Muhammed Dervişoğlu (Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı) kesintiye uğrayan süreci toparlamak için bir inisiyatif geliştirme amacı içindeydiler. Sayın Davutoğlu bu nedenle görevden alındı.

Meraklısı detayları okuyabilir ancak şunu bilmelidir politik olmak sadece bugün ki verilerle sonuç çıkarmak değil, çoğu zaman bugün ki kazanımın gelecekte yenilgiyi ya da bugün ki yenilginin gelecekteki zaferi içinde barındırdığını bilmektir.

 

Related Articles