Home / KONUK YAZARLAR / Eğer ‘görme’sek… – Özgür Amed

Eğer ‘görme’sek… – Özgür Amed

İnsanın anormal tarafı ile uğraşmayı seven, kurguyu hayata katmak yerine hayata kurgu katmayı tercih eden ve egemenin kutsalı ile sorunu olan Jose Saramago, “Görmek” adlı romanında, adı bilinmeyen ülkenin adı bilinmeyen bir şehrinde yağmur yağmaya başlayınca oy kullanmaya kimsenin gitmeyişini işler. Kitap, sandık başında halkı bekleyen görevlilerin telaşı ile başlar, gel gör ki saatler geçmesine rağmen kimse yoktur. Öğleden sonra yağmur durunca, saat tam dörtte seçmenler sanki emir almışçasına sandıkların başlarına koşarlar. Ama sandıklar açıldığında, kullanılan oyların yüzde 83’ünün boş olduğu ortaya çıkar.

Hal böyle olunca bunun bozguncu bir grubun, dahası uluslararası bir anarşist örgütün işi olduğunu düşünen hükümet hemen “olağanüstü hal” ilan eder. Yıllar önce kenti saran körlük salgınından kurtulan tek kişinin bu olayla bağlantılı olduğundan kuşkulanılır. Beyaz vebanın öteki kentlere de yayılmasını önlemek için başkent abluka altına alınır ve bir polis komiseri “suçluları” bulmakla görevlendirilir.

Kitap yer yer adeta Kürdistan koşullarını ve şuan içinde bulunduğumuz seçimin sath-ı mailini anlatır gibidir. Ama bir farkla! Saramago bu durumu kurgularken, biz gerçeği yaşıyoruz. Başkasının hayal dünyası bizim gerçeklerimize tekabül ediyor. 7 Haziran’ın akşamında, korku imparatorluğu ile ayakta nefes almaya çalışan neoliberal kaçkınlığın son projesi, açılan sandıklarla şoke olmuştu. Doğarak değil de ölerek çoğalmanın görüldüğü Kürdistan başta olmak üzere Türkiye halkı, yüzyıllık değişmez zihniyetin Dehak özentisine geçit vermedi. Halk, deyim yerindeyse paylarına düşen pandora kutusunu açmıştı. Adı belli bir mekânın ilçelerinde yüzde 84, 90 ve daha üzeri oranlarla sandığa gömüldüğünü gören AKP, çok geçmeden 2015 Temmuz’unda savaşı başlattı ve olağanüstü hal ilan etti.

Hayatlarındaki tek başarıları sömürü ve haksızlık olan, körlük salgınına bulaşmış, vicdanen bitmiş, sofrada paylarına aşağılıkça bir utançtan başka bir şey kalmamış bu eşraf, zümre, korkak linç sürüsü; halen her türlü faşizme rahmet okutuyor. HDP’nin başarısını bir veba olarak okuyan bu savaş kliği, 7 Haziran’dan beri başarının her tarafa bulaşmasını engellemek için abluka çalışmalarını nerelere tırmandırdığını hep beraber görüyoruz. Hikâyenin gerisini de zaten biliyorsunuz. Bu seçimde ellerinden ne geliyorsa olabilecek en çılgın şeylere girişecekleri bir gerçek.

Bu kitap üzerinden özetle varmak istediğim şey şu: Görmek en büyük erdemlerdendir. Gözün vicdanı vardır ve unutmaz. Gözün doğası doğruyu, güzeli görmeye meyillidir. Gerçeği ıskalamaz.

Ankara’nın ortasında modernitenin soğuk politikalarına, yol kenarlarına sıçramış beden parçalarını; Suruç’ta bir kültür merkezinde dökülen kanınız doğal bir kültür gereğidir diyenleri; Amed’de Lisa’nın bacakları ile buluşmuş yakıcı devlet zulmünü, Bismilli Elif’in masumiyetini, Dilek Doğan’ın katledilişini, Cizre’de buzdolabına sokulan 35 günlük Muhammed’in donmuş bakışlarını ve elbette bu koca kara parçasına çıplak bedeni sığmayan Ekin’i görmezsek, evet görmezsek 2 Haziran’ın önemi ıskalanır, veba da bize bulaşır. İçine sokulmak istendiğimiz abluka son hacmine ulaşır. Geriye boğulma kalacaktır.

Görmek hakikate kapı aralar. Paramparça edilmiş mezarlarımızı, lime lime edilip, çarpıtılmış yaşamımızı görmezsek tükeneceğiz. Görmek, bilinçle ilgili bir eylemselliktir. 25 Haziran sabahını ve sonrasını da görmezsek sadece bakmakla yetineceğiz.­

About Editor Editor

Check Also

Bizim Marx – Antonio Gramsci

Marx, bize kategorik buyruklar, mutlaklar ve karşı gelinemez normlarla yüklü, zaman ve uzam kategorilerinin dışında …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *