Efrin’de üçüncü alan siyasetini daraltma çabaları – Kenan Bastu

Sistem kendi cephesinde tutarlı bir tavır içindedir. O, alternatif bir sistemin gelişmemesi için elindeki tüm imkanları kullanıyor. Kürtleri belirledikleri sınırlar içerisine çekip kendisine yedeklemek istiyor. Kürtler ise gösterdikleri direnişle bu belirlenen sınırları yıkmayı amaçlıyor. Bu direnişte esas belirleyici olanlar ise halkların ne oranda direnişe sahip çıkacaklardır.
Hani Rosa lüksemburg diyor ya, “ya barbarlık ya sosyalizm” Bende diyorum ki şimdi demokratik sosyalizm zamanıdır. Efrin direnişi barbarizme karşı insanlıkta ısrardır. 

Suriye müdahalesi ile birlikte Ortadoğu dengelerinde ciddi bir kırılma yaşandı. 20.y yılda döşenen ittifak taşları yerinden sarsıldı. Bu da azımsanmayacak bir boşluğun oluşmasına yol açtı.
Bir çok gücün kendisini yeniden Ortadoğu sahasında konumlandırmasına da yeni olanaklar yarattı. Ve öyle görülüyor ki, devlet örgütlülükleri bağlamında bu durumdan ve oluşan boşluktan en iyi yararlanan ( şimdilik) Rusya ve  İran Oldu.  Rusya tarihinde ilk kez Akdeniz’e inmeyi bu boşluktan yararlanarak başardı. Kaybeden kim diye soracaksak eğer bölgede bulunan iki emperyal güçten ABD istediği sonucu elde etmedi diyebiliriz. Bu bağlamda kaybeden olarak görülse de bölgede varlığını ve etkinliğini sürdürdüğü sürece direkt kaybedenler safındadır denilemez ama zayıflayan bir konumda görülebilir.
Denilebilir ki vekalet savaşları dışında asli unsurların savaşları daha yeni başlıyor. Vekil savaşçılar ise elimine ediliyor.
Ortadoğudaki kaos hala devam ediyor. Bölgenin şimdi daha riskli bir döneme girdiği de anlaşılıyor.
Zira 20 y.yılın efendileri olan uluslararası güçler, dengelerin salt Rusya eksenli kurulmasına razı olmayacaklar. Türkiye’nin Efrin’e yönelik başlattığı saldırıda tutundukları tavır aslında bunun işaretidir.
Türkiye ise burada oyun bozan bir figüran olmaya devam ediyor. Özellikle Kürt karşıtlığı temelinde geliştirdiği siyasi ve askeri hamleler, Suriye denkleminde emperyal güçlerin kendi çıkarlarına göre kurmak istedikleri dengelerde, karşıt güce dayatmalarda bulunacak politik manevra imkanlarını da sunuyor.
Rusya ve ABD bağlamında bu durumu irdelersek yazıya dökmek istediğimiz şey daha iyi anlaşılır.
Emperyal güçlerin Türk devleti ve bağlı çetelerinin Efrin’e saldırısı üzerinde bir birlerine karşı hamleler geliştirdiği de çok açıktır.
Demem o ki burada senkronize planlar olsa da birinci temel amaç Kürtleri kendi planlarına razı etmektir. Ben bu konuda her iki gücün de aynı hedeflere varmak için birlikte hareket ettiğini düşünüyorum.
Öte yandan Kürt hareketinin sekülarist karekteri emperyal güçlerin Ortadoğudaki varlığı için gereklidir. Bu durum aynı zamanda hem İran’a hemde diğer radikal unsurlara karşı bir tür fren görevi de görecektir. Fakat Kürt devriminin sosyalizan yönü sistem güçleri için bir sorundur. Bu yönü törpülemek ve düzenin kabul edebileceği bir sınıra çekmek istiyorlar. Hem Rusya hem de ABD bu konuda devrimi daraltma taktiğini izledikleri görülüyor.

Rusya’nın Kürt Yaklaşımı
Rusya’nın Kürt hareketini Suriye rejimine eklemlemeye çalışmasının bir yönünü bu oluşturuyor. İkinci bir yönü  ise kurmak istediği Suriye barışı için sorunsuz bir geçiş istiyor(du). Ve aslında sıkça dillendirilen fırat’ın doğusu planı,  bu bağlamda anlam kazanıyor. Ki ABD ve Rusya’nın Vietnam mutabakatı da büyük bir ihtimalle bu çerçeve üzerine sağlanmıştır. Yani, Kürtler fırat’ın doğusuna geçmeyecekler ve fırat’ın batı’sındaki yapı ise düzen içine çekilerek şii ve sünni bloğa karşı bir set olarak elde tutulacaktır.
Dolayısıyla Rusya’nın yaklaşımı, Kürtleri zayıflatarak kendi planına mecbur etme yaklaşımıdır. Özellikle güçlü bir Kürt oluşumunu ki bu oluşumun Batı ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda Rusya için istenmeyen bir durumdur.
Rusya Suriye müdahalesi ile birlikte Ortadoğuda elde ettiği pozisyonunu korumak için birinci planını Kürtleri ya zayıflatmak yada Batıdan koparıp Suriye rejimine eklemlemek üzerinden oluştururken, ikinci bir planda tıpkı Halep’te yaptığı gibi Türkiye eliyle çeteleri Idlib’ten de çıkartmak ve rejimi kendi çıkarlarına daha fazla eklemleyerek eskiden olduğu gibi ülke düzeyinde muktedir bir güç haline getirmektir.
Rusya, Türkiye’ye Suriye toprakları üzerinden operasyon yetkisini verirken çokta meşru bir iş yapmadığının da farkındadır. Fakat böylesi operasyonlarla kendisinin ve dolaysıyla rejimin önünü açıyor. Halep’te yaptığı gibi Idlib’i de bu taktik sayesinde kontrolüne alacaktır. Çeteleri Türkiye eliyle Türk hassasiyeti doğrultusunda Kürtlere saldırtarak eritmeyi hedeflediğini görmek mümkündür burada. Bu açıdan Türkiye oldukça kullanışlı bir oyuncaktır.
Bu sürecte üçüncü bir Rus planının da devrede olduğunu unutmamak lazım. Bu plan ise NATO ittifakını zayıflatmaktır. Burada Türkiye üzerinden geliştirdiği en önemli operasyon bence budur. S-400 anlaşması, enerji geçiş hattı, nükleer santral yapımı bu çerçevede devreye giriyor.
Bilindiği gibi NATO Ukranya ve Gürcistan üzerinden Rusya’yı kuşatmaya çalışıyordu. Rusya NATO’nun bu kuşatma hamlesine karşı ittifak içerisindeki bir gücü yanına çekerek karşılık vermek istiyor. Türk aşırılığını bu nedenle tolere ediyor.
Görüldüğü gibi üç ayrı Rus planının her içinde de tıpkı matruşka bebekleri gibi her  çıktığında daha da küçülüp zayıflayan bir Türkiye öne çıkıyor. Rus liderliği Türkiye’nin zaaflı yanından yararlanarak kedisi için avantajlı bu durumu bir sonuca vardırmak istiyor.
Rusya planlarında durumu degerlendireceksek eğer Kürtler burada ikincil bir konumdadır. Belki tamamıyla gözden çıkarmamışlardır ama Turkiye’yi yanlarında tutabilmek için Türklere, Kürtlere saldırtma yetkisini de her zaman verebilecekleri de açıktır.

ABD Rus Çelişkisi ve Kürtler

ABD açısından da durum aşağı yukarı benzerdir. Yalnız Suriye’de Kürtleri tamamıyla kaybetmek istemez. Bu nedenle ABD’nin Kürtlerle ilişkilenişi daha stratejiktir. Fakat burdan da yine senkronize planlarım devrede olduğunu görebiliyoruz. Özellikle bölgede Rusya’nın kazandığı konum ABD ve Batı ittifakı açısından sorunlu bir konumdur. Ve bu konumu kendi lehlerine bozmak istemektedirler. Türkiyenin Efrin saldırısı bu konuda kendilerine bir zemin yarattı. Bu zeminden yararlanarak Rusya’nın Suriye’ye ilişkin geliştirdiği planı boşa çıkarmaya çalışacaklar. Özellikle ABD’nin adeta Türkiye’yi saldırganlığa teşfik edercesine ” Efrin bizin operasyon alanımız dışındadır” diyerek saldırıya göz kırpması, direkt Rusya’nın barış planını sabote etmeye yönelik bir hamle olarak okunmalıdır.

Burada da ikili bir plan vardır. Birincisi Rusya’nın İran’ı ve Turkiye’yi yanına alarak geliştirmek istediği Suriye barış planını boşa çıkarmaktır. Saldırıların olduğu bir dönemde Soçi’de barışı konuşmak kadar anlamsız bir şey olmayacaktı. Saldırıya uğrayan tarafın saldırganların masasında oturması kadar abes bir yaklaşım olamazdı ki nihayetinde Kürt tarafı katılmadı. Ve Soçi içi boş bir toplanma anısı olarak kalmaya mahkum edildi. Rusya’nın barış anlaşmasını yapıp bu anlaşmayı Cenevre’ye götürüp Batıya da onaylatma planı Rusya’nın kendi eliyle kurduğu oyunla bozulmuş oldu. Bu nedenle Soçi ile Suriye’de barış umudu bir süre daha ertelenmiş oldu.

ABD’nin ikinci bir planı ise Türkiye’yi yanında tutmaktır. Yani Rusya’nın oynamak istediği eli görüp ona göre gardını aldı diye biliriz. Bu yüzden de Türkiye’nin Efrin saldırısını güvenlik meselesi olarak okuyup yeni müttefik olarak seçtiği Kürtlere yardım etme sorumluluğundan  kaçarken aynı zamanda Kürtleri kendi planlarına mecbur bırakma yolunu da tercih etti gibime geliyor. Bu tutum bir anlamda üçüncü alan üzerinden Kürt hareketine siyaseti bıraktırma tutumudur. ABD ve AB’nin saldırılar karşısında oportünist bir tutum takınması bu durumla ilgilidir.
Yine burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise Efrin’e yönelik saldırının sistemsel boyutudur. Aslında sistem açısından ilk çatışma Kobane üzerinden gerçeklerse de bu çatışma şimdi daha net tarif edilebilir bir düzeydedir. Dikkat edilirse eğer merkez devletlerin tavrı Türk saldırganlığı karşısında aynıdır.

Dolayısıyla Efrin bugün kapitalist sistem ile demokratik komünal sistemin cenk alanıdır dediğimizde var olan sorunu abartmış sayılmayız. Tam tersine ezilen ve dışlanan tüm toplumsal kesimlere sorun ve saldırının doğru tahlilinde yardımcı olmak ve sistem karşıtı tüm güçlerin Efrin etrafında birleşerek mücadele etme gereğini hatırlatmış oluyoruz. Kobane ezilen halkların birleşik mücadelesiyle kazanıldı. Kadın öncülüğünde gerçekleşen toplumcu ve özgürlükçü demokratik devrim halklara umut oldu. Efrin ise umudu daha da büyütmek ve kalıcılaştırmak için oldukça önemli avantajlar sunuyor.

Sistem kendi cephesinde tutarlı bir tavır içindedir. O, alternatif bir sistemin gelişmemesi için elindeki tüm imkanları kullanıyor. Kürtleri belirledikleri sınırlar içerisine çekip kendisine yedeklemek istiyor. Kürtler ise gösterdikleri direnişle bu belirlenen sınırları yıkmayı amaçlıyor. Bu direnişte esas belirleyici olanlar ise halkların ne oranda direnişe sahip çıkacaklardır.
Hani Rosa lüksemburg diyor ya, “ya barbarlık ya sosyalizm” Bende diyorum ki şimdi demokratik sosyalizm zamanıdır. Efrin direnişi barbarizme karşı insanlıkta ısrardır.

Kenan Bastu

Related Articles