Dünya ne yana dönüyor?

Dünya genelinde yaşanan politik gelişmelerin hızı ve karmaşıklığı giderek artıyor. Bunda ana faktör, elbette Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası şekillenen ve zımni bir biçimde var olan “tek kutuplu dünya” diye tabir edilen statükonun nihayete ermesi ve bunun sonucu geleceğe dair gündeme gelen yeni şekillenme arayışları. Bir de doğal olarak “güç ve pozisyon” sahibi olma derdindeki aktörlerin bolluğu göz önüne alınınca, hikaye daha bir karmaşıklaşıyor, olanı biteni tasvir etmek de.

Günümüz kültür endüstrisinde, suç, polisiye vb. kavramlarla anılan edebiyat türünde anlatım geçmişteki yalınlığında değil. Hikayeler (ör. Jean-Christophe Grangé) ilgili ilgisiz birçok kültürel öğeyle de beslenerek, adeta içinden çıkılmaz büyük bir matematik denklemine dönüştürülüyor. Bu durum kimilerince gelişme diye yorumlanabilir. Ama bana sorarsanız burada daha çok piyasanın görünmez eli devrede.

Günümüzdeki politik gelişmelerinin de (hız-karmaşa ve içerik itibarıyla) anlaşılabilmesi için adeta dedektiflik yapmak zorundasınız. Çünkü meselemiz toplu katliam, seri cinayet, zorla alıkoyma ve köleleştirme gibi suçlarla yakından ilgili. Şu an yerküre üzerindeki politik aktörlerin önemli bir bölümü “suç” işliyor ya da “suç işleme” planları yapıyor. Peki olanı biteni ve ne yapmaya çalıştıkları nasıl anlayacağız? Günümüzün Karındeşen Jacklarını engelleyebilecek miyiz?

Bir defa olayları anlamaya çalışırken, biz üst raflarda, çok satanlar arasında yer aramadığımıza göre olanı biteni alabildiğine sadeleştirerek sergilememiz şart. Bu konuda hala “eski usül dedektiflik” yöntemlerinin önemli ölçüde geçerli olduğunu söylenebilir. Neydi bu? Hala dünyayı üzerinde döndüren melanetler, parayı (para-sermaye hareketleri, enerji ve ticari ürün taşıma yolları gibi) ve silahı (ordular-silahlı grupların hareketleri, etnik ve dinsel gerilimler, dünyanın varlığını tehdit eden türde yeni konumlandırılan silahlar vb.) takip etmek şart. Tabii bu hareketlere yön veren, bir ideolojik motivasyon varsa, onu da anlamak, değerlendirmek, bugün sürmekte olan postmodern karakterli 3. yeniden paylaşımın savaşının ve artık varlığı istisnai olmaktan çıkan neoliberal diktatörlüklerin uygulamalarının ne gibi bir seyir izleyeceğini görmemize yardımcı olur.

Kısaca Astana görüşmeleri

Kimsenin köklü bir çözüm beklemediği Astana görüşmeleri, siz bu yazıyı okurken muhtemelen sonuçlandı. Katılımcıların elbette süreçten ne koparırsak kardır hesabıyla, aynı zamanda özel kaygılar dahilinde bu toplantıya iştirak ettikleri biliniyor. Fakat burada asıl oyun kurucu Putin yönetimi. Rusya El Nusra vb. unsurlara karşı daha köklü bir savaş açmadan önce cephesini genişletme uğraşında. Öyle ki sonuç bildirgesine yansır mı henüz bilmiyoruz, toplantıya katılan çeteleri de bu savaşta yanında görmek istiyor. Daha da önemlisi bir süredir bir ayağı NATO’da bir ayağı Rusya’nın yanında dans etmeye çalışan Erdoğan rejimini, kendi yanına çekme hesabında. O ne kadar başarılı olur bilinmez, ama bu gerilimli/şantaja dayalı pozisyon NATO nezdinde daha fazla sürdürülemez. Nitekim Trump yönetiminin Putin’le yakınlaşma içerisinde olma olasılığı önemli ölçüde ABD Savunma Bakanı James Mattis’in gerek ABD ordusu ile ilgili yaptığı açıklamalar gerekse de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le yaptığı görüşme sonrası, ABD’nin NATO ile ilgili taahhütlere bağlı kalacağını açıklamasıyla ortadan kalktı. Yani ABD dış siyasetinde Trump’ın seçim propagandalarının aksine Pentagon merkezli yaklaşım ağırlığını koruyacak.

Related Articles