Dilin Her Zaman Çekici Bir Tarihi Var

Dil, yaşamımızın merkezi. Her zaman çekici bir tarihi var. Dilbilim, paleoantropoloji, sinirbilim, ruhbilim gibi birçok bilim dalı bu tarihe ışık tutmamızı sağlıyor. Bu yazıda dilin ortaya çıkış noktasını ve gelişimini sizlerle paylaşacağız.

Karşımızdakinin beyninden geçenleri nasıl bilebiliriz? Düşünceler beyinde nasıl bir şekil alır? Anılar ve hayaller bu haritanın neresinde durur? Yoksa tüm düşündüklerimizde gizli bir teknik mi saklı? Konuşmak tüm bunlar için yeterlidir. Dil, bize bu iletişim için kapı aralar. Belki de, hem biyolojimizi hem kültürel oluşumuzu bize gösteren tek araçtır. Her ne kadar doğuştan gelen bir içgüdü olsa da, dilin genetik yanı sadece programlanmış bir dürtü olmasıdır. Dile asıl şeklini veren, ona kimliksel ve toplumsal bir boyut kazandıran şey kültürdür.

Dilin Her Zaman Çekici Bir Tarihi Var

Homo sapiens [Bilen insan] Homo loquens’tir [Konuşan insan].” – Cécile Lestienne

 

Gizemli Anadil

İlk Klan

Aşırı gelişmiş korteksli bir beyin, bir çene ve bir dil yetisi tüm atalarımızı aynı dili konuşmaya mı zorluyordu? Bir anadil var mıydı?

Laurent Sagart, EHESS’de (Ecole des hautes études [Sosyal Bilimler Yüksek Okulu]) araştırma yöneticisi bir dilbilimci. Dil yetisi ve dil birbirinden farklı şeylerdir. Dil kültüre bağlıdır, diyor. Kendi toplumsal-kültürel çevremiz hangi dili konuştuğumuzu etkiliyor. Anadil kesinlikle genlere bağlı değil.

Modern öncesi farklı insan grupları Avrupa ve Afrika’da ön-diller dediğimiz, günümüz dilinden daha basit, gelişmemiş dilleri konuşmuş olabilirler. Sonrasında gelen proto-diller ise modern dillerin atası olarak biliniyor. İnsanın dil yetisi, bizim bildiğimiz biçimiyle, 100.000 yıldan daha yakın bir tarihte ortaya çıkıyor. Anadil sorunsalıysa dilbilimcilerin dünyasında hala bir tabu.

B. Perat: Salon de Paris (1866)

1866’da Paris Dilbilim Derneği, dillerin kökenine dair hiçbir bilimsel bildiriyi kabul etmeyeceğini söylemişti. Çünkü yeterince bilimsel veri bulunmuyordu.

Türümüz Homo sapiens sapiens’in doğuşu bir izolasyon dönemine işaret eder. Eğer bir anadil varsa bu topluluktan ortaya çıkmış olmalı. Her şey bu topluluğun büyüklüğüne bağlı olarak gelişmiş gözüküyor. Bu grupta kaç ön-dilin varlığından söz edebiliriz? Eğer türleşme öncesi izolasyon döneminde tek bir ön-dil konuşulduysa tek anadil var demektir; eğer çeşitli ön-diller konuşulduysa birçok anadil bu şekilde ortaya çıkmıştır. Buna cevap verebilmemiz şimdilik olanaksız.

Kökenlerin Sözcükleri

Ethnologue sitesindeki verilere göre, yedi yüz dil ailesi bulunuyor. Dilbilimci Joseph Greenberg ve Merritt Ruhlen bu yedi yüz aileyi on iki makro-aileye indirgemişti ve tüm bunların 50.000 yaşındaki bir anadilden türediğini öne sürmüştü. Greenberg’in başarısı bin sekiz yüz Afrika dilini dört ana makro-ailede- sınıflandırmasından geliyor. Bütün Amerika yerli dillerini de üç makro-ailede topluyor. Avrasya’nın kuzeyindeki dilleri de tek bir makro-ailede Avrasya ailesinde toparlıyor. Bunlar tartışmalı olmakla birlikte daha sonraki sorulara olanak sağlamasıyla önemli adımlar. Merritt Ruhlen de bir anadilden ortaya çıkmış ve çok az değişime uğramış sözcüklerden oluşan küçük bir sözlüğün varlığından söz ediyor. Bu sözcüklerden bazıları şunlar:

Bir: tik                                              Anne: Aja

İki: pal                                             Göğüs: Maliq’a

Diz: bu(n)ka

Çocuk: mako

Su: aq’wa

– Stalin döneminde Sovyet resmi dilbilimcisi Nikolay Marr aynı kuramı şu şekilde sunmuş: Bu anadil ona göre dört heceden oluşuyor: “sal”, “ber”, “yon”, “roch”

Hint-Avrupa ve Ural Dil Aileleri

Afrika Beşiği

Dillerin oluşumu konusunda ne biliyoruz?

Gruplar arttıkça ve birbirinden ayrılmaya başladıkça dillerin çeşitliliği de artmış. Dil de dinamik bir evrim içerisinde varlığını sürdürüyor ya da yok oluşa yöneliyor. Dillerin evrim hızından bahsedersek de, bunun değişiklik gösterdiğini söyleyebiliriz. Bazı diller çok yavaş gelişiyor. Örneğin; İzlandaca. Bu hızın nedeni dilbilimciler için bir merak konusu. İdeolojik tutuculuk olmaması ve bazı sözcüklerin tabu kabul edilmesinin bu değişimi hızlandırdığını düşünüyorlar.

Dillerin çeşitlenmesi konusunda başvurabileceğimiz kaynaklar ise arkeologların bulduğu insan kalıntıları ve genetikçilerin takip edebildiği gen frekans ve mutasyonları.

Elimizdeki en iyi senaryo şu: Modern dillerin ortaya çıkışından önce Afrikalı bir insan topluluğunda bu farklılaşma başlamış olmalı. Bunun yansımalarını Nijer-Kongo aileleri, Khoisan dilleri ve Nil-Shara dillerinde görebiliyoruz. Sonrasında, bir grup, Afrika’dan çıkıp Yakındoğu’ya yerleşiyor. Bu grubun kalıntılarına da İsrail ve Mısır’da rastlayabiliyoruz.

Related Articles