Demokratik Konfederalizm ve Kuantum Alan Teorisi!

Kürtler, Ortadoğu’nun fay hattıdır. Kürtler, Ortadoğu’nun fay hattı olduğu gibi, hiç bir katarın da yükü değildir.

Kürtler derken de bahsedilen; tarihin de tıpkı bireyler ve toplumlar gibi organizmalar halinde öz-gücü ile örgütlendiği, mikro ölçekte ışık hüzmelerini oluşturan fermiyon ve bozonların karekteristik özelliği gibi canlı olduğunu kabul gören düşüncelere sahip olan Kürtlerdir. Yani onun, bunun, şunun Kürdü olmadığı gibi sadece kendi kendisinin de değil.

Bu düşünceye sahip olanların özelliği; milliyetçi olmadığı kadar her halk ve inancın özgünlüğünü kendi içinde kabul eden bir enternasyonal, toplum olduğu kadar da, özgür-iradeye sahip bireydirler. Üçüncü Yol olarak da bilinen bu düşünce kuramı tek bir ırk ya da inancın özgürlüğü için değil, tüm ezilen halk ve inançların hem nesne hem de öznesi olarak tüm alanlarda yaşam buluyor ve çıkar gütmeden ilerleyebiliyor. Bunun son örneğini hem Rojava ve hem de Kerkük-Musul’a kadar ilerleyen güçlerden biliyoruz.

Bu akım, paradigmasal temelde bir yerde de Mikro fizikte Kuantum alan teorisini esas alarak, Makro evreni toplumsal yaşamına uyarlayıp Demokratik Konfederalizm’i, esas aldığı ahlaki-politik toplum ile ete-kemiğe büründürerek kuramlaştırdı. Bunu yaparken de ne Pozitivizm’den gıdasını alan ne de Post-Modernizme kayan olmadı. “Çok parçacık” olarak da bilinen kuram literatüre “Parçacık Alan Kuramı, yani Kuantum Alan Teorisi” olarak girdi. Bu kuram, “hareketli parçacık sistemlerinin kuantizasyonuyla ilgilenen parçacık mekaniğiyle benzer olarak, alanların hareketli sistemlerine parçacık mekaniğinin uygulamasıdır”.

Demokratik Konfederalizm Kuantum Alan Teorisinin, toplumsallığa uyarlanan karşılığıdır. Ortadoğu ve hatta Dünya’nın gündeminde olan bu kuram, Coğrafya ve ülkelerin kangrenleşmiş olan (Filistin ve Kürdistan gibi) sorunlarına çözüm olabilecek tek yönetim biçimidir. K.A.Teorisinde “Alanların hareketli sistemleri” ile Coğrafyalarda ülkelerin “değişen-değiştirilmek istenen toprak parçalarını” birbirine eşitleyebiliriz. Buna göre bu hareketli sistemlere (ve toplumlara) “dıştan müdahale yerine” kendi öz varlıklarıyla hareket etmelerinin olanakları tanınırsa süreç, kaosa evirilse de çözümü kendi içinde bulabilir. Demokratik Konfederalizm, Ortadoğu özgülünde Dünya’nın diğer sorunlu coğrafyalarında da yürürlüğe alınan Oryantalist bakış ile gelen çözüm modellerinin gereksizliğini, kendi öz-güç formülüyle çürütebiliyor.

Aslında biz bunu Rojava özgülünde de gördük. Rojava, yani Kuzey Suriye denilen coğrafyada mücadele yürütenlerin ‘kuantumsal sıçrayışlarına” şahit olduk. Bu sıçrayış, mikro ölçekte deney çalışmaları yürüten Kuantum alan teorisyenlerinin de önlerini açtı ki, Kürdistan’ın en küçük parçası, direniş içerisinde olan Kuzey ve Doğu parçalarının önüne geçip, olduğu yerden sıçrayarak dünyanın gündemine oturmayı başardı. Ne bir alan parçacık ve dalgasız, ne bir parça ve/veya dalga, alansız yaşayamaz.

Kuantum alan teorisine göre tarih, ne dün ve bugün, ne de yarın değildir. Tarih, an içinde yoğunlaşarak olduğun alanın, nesnel ve öznel koşullarına göre birey ve toplumu ahlaki-politik çizgide tutabildiğin oranda vardır. Aksi ise cansızdır. Cansız bir tarihten doğru olan zihniyet, bir gün öncenin koşullarıyla hareket eder ki bu, nesnel ve öznel yaşamda doğmatizmin kendini yaşatmasına, büyüyerek de canavarlaşmasına ve tüm değerleri yutmasına olanak tanır.

Kürtler, öyle günlük olarak yapılıp bozularak değiştirilen politikaların konusu olmaktan çoktan çıkmış durumda. Bırakın Kürtleri çepe-çevreleyen işgalci ülke yönetim erklerini, Hegemonik güçlerin dahi direkt karşıt bir pozisyon aldığında ileriye dönük hiç bir hesabının tutmayacağı bir düşünce gücünden bahsediyoruz. Bunu söyler ve yazarken de abartmıyoruz. Yazılan ve söylenen abartı değilse, gerçek yaşamda karşılığını bulmak zorundadır. Öyle ki ‘Kürtler’, bu gerçekliği defalarca ispatlamışlardır.

Dünya-Sisteminin kurumsallaştırdığı Kapitalist Modernite artık, Ulus-Devlet’lerle çıktığı yolun sonuna geldiğini, Sayın Öcalan’ın -hem de İmralı koşullarında- teorize ederek kuramlaştırdığı Demokratik Konfederalizm’in yarattığı etki alanından anlayabiliyor. Bu nedenledir ki bütün dünyayı kendisinin sanan İsrail’den, Ortadoğu üzerine entegre işgal girişimleri olan Rusya ve ABD’ye kadar bu güçler bile Ortadoğu’da Kürtler’den azâde bir sistem oluşturulamayacağını çok iyi biliyor. Bırakın “alavere dalavere Kürt memet nöbete” diyen ülkelerin Kürtleri artık kullanmaya çalışma çabasını, Hegemonik güçler bile artık Kürtleri, müttefik-ötesi olarak görüyor.

Kürtler, ne kimi toplum mühendislerinin dediği gibi “ABD askeri”, ne de kimi analistlerin yanlış çıkarımıyla “Rusya’nın katarında” yer bulan bir güç değildir. Kürtler, bir dönem ABD  ve bir başka dönem de Rusya’ya yanaşmıyor. Her iki ülke de özgür-iradeli Kürdün yanında durmayı kendileri için daha uygun ve Kürtsüz kurulan masaların da anlam ifade etmediğini görüyorlar. Hem ABD, hem de Rusya ihtiyaç duyduğu, soluk almak istediği için Kürtlerin yanındadır ki bu ülkeleri Kürde çeken yan ise sadece özgür-iradeli oluşlarıdır.

Çekim merkezi olan Kürt değil; halklar ve inançların adalet, eşitlik ve özgürlüğü için mücadele yürüten özgür-iradeli bir gücün ta kendisidir ki bu güç, demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasına inanan milyonlardır.

19.12.2017

Mehmet Serhat Polatsoy

Related Articles