Home / YAZARLAR / AHMET HALUK ÜNAL / Demokratik Çoğulcu bir Kültür Reformu için

Demokratik Çoğulcu bir Kültür Reformu için

Yeni bir parlemento ve Başkanlık seçiminin arifesinde, muhalefetin hiç bir kesiminde değinilmeyen bir konuda, “uzaklardan” bir tartışma başlatmak, bir öneri paketi sunmak, belki ülke içindeki kimi politika yapıcılarının dikkatini çekebilir.

Önemli olan yazıdaki görüşlerin benimsenmesi değil, bu tartışmanın fikri mutabakat ya da aşkınlığa sebeb olmasıdır.

Elbette böyle bir tartışma bütün kültür, sanat emekçilerinin katılımıyla yapılabilmeli, en geniş katılımla ülkemizin “Alternatif Kültür Politikaları” tanımlanabilmeli.

Henüz bu alanda ne yazık ki HDP de dahil kimse tek cümle sarfetmedi.

Açıklanacak beyannamelerde, başkan ve milletvekili adaylarının kitlelerle iletişiminde bu alanda da söz kurmaya başlamamış olmak hiç bir gerekçeyle affedilemez.

Çünkü, kültürel mücadele alanı, bütün siyasi, askeri, diplomatik süreçlerin noktasının konulduğu alandır.

Kültürel mücadelede kazanamayan, diğer alanlardaki bütün kazanımlarını da yitirmeye mahkumdur.

Kültürel mücadele tarafı olduğumuz değerler mücadelesinin ta kendisidir.

Kültür reform programı tartışmasına gelmeden önce bir kaç genel belirlemeyi yapmadan geçmek metnin anlaşılmasında bazı eksikler yaratabilir.

Türkiye’de kültürel mücadele tarihen iki ana akım arasında gelişti.

Kolay anlaşılırlık amacıyla birisine Kemalist modernizm diğerine ise İslamcı modernizm diyelim, şimdilik.

Bu akımların her ikisi de “kamusal alanı” özgürlükçü, çoğulcu bir tarzda düzenlemek yerine, kendi kültürel kodlarını bu alana egemen kılmanın mücadelesini verdi.

Her ikisi de bir madalyonun iki yüzü gibi, eril, tekçi, devletçiydi.

Birinciler kapitalist moderniteye sırtlarını dayamış olduklarından küresel güçlerin, “kültürel şebekelerin” ve kültür sermayesinin desteğini arkasına aldı.

Elbette bunun bir “tutarlılığı ve sirayet ediciliği” vardı.

Yelkenlerini küresel rüzgarlardan, akıntı yönünde şişirdiler.

İkinciler ise, bu açıdan çok daha saçma bir denklemin üzerinde durmaya çalıştılar. Bir tür oksi moron.

Onlar da, bir yandan küresel sermayenin neoliberal politikalarını uygularken, kamusal alanı islami eğilimle işgal etmeye, ötekileri bu alandan kovmaya çalıştılar.

İslamcı bir aydınlanma hayali, böyle bir hayali görenlerin kaçınılmaz başvurmak zorunda olduğu İbni arabi, İbni Haldunların kuşağına dokunamadığı gibi; bu konuda ana sütunlardan biri olabilecek alevi bektaşi kültürünün, malum nedenlerle, yakınından bile geçemediler.

İkinci eğilimin birinciler karşısında bizzat Erdoğan’ın ağzından yenilgi itirafı yapmasının sebebi kabaca bu paradokstur.

Görülmüştür ki, İslamcılığın Kapitalist modernite karşısında ne bir direnci ne de üretebileceği bir alternatif söz konusudur.

 

Kültür tanımı

Madem ki, kültür programı için bir tartışma zemini kuracağız, ve programın ana başlıklarını ortaya koymaya çalışacağız, önce referans olarak genel geçer bir kültür tanımını hatırlamakta yarar olabilir.

Kültür,insanlığın ürettiği, yarattığı bütün maddi ve manevi değerlerin toplamıdır.

Ne yazık ki, hemen hemen bütün sözlüklerde yer alan bu tanım ansiklopedik bile sayılamaz.

Çünkü tarihsel olarak insanlık bu değerleri devralmak ve yeni değerleri yaratmakla kalmamış, değişik çıkar birlikleri ve kimlikler içinde (cins, din, halk, mezhep, sınıf) bu değerleri yeniden ve yeniden anlamlandırmış ve kurgulamıştır.

Bu nedenle kültür, binlerce kurgunun toplamından oluşan bir çokluktur, aynı zamanda.

 

Tüketim Kültürü

Yukarıda ifade ettiğim bütün kurgular  kapitalizm zemininde bir kez daha derin bir restorasyondan geçmiş ve hepsinin merkezine para/kar yerleşmiştir.

Yani kapitalizmin yarattığı en büyük devrim, insanlığın binlerce yıl ürettiği kültürel kurguları, yeniden para ve kar merkezli olarak kurgulamış, kültür dediğimiz hazineyi dinlerin elinden alıp, yeni din milliyetçilik ve yeni tanrı Para’ya teslim etmiştir.

Ki, bu da beş bin yıllık gelenekle uyumlu olarak eril bir tanrıdır.

Bu gün kendisine demokrat diyen herkesin, para tanrısının tebası olmaktan çıkıp, yeniden insan merkezli bir kültürel kurguyu güncelleme çabasına katılmasından başka bir çaremiz yok..

Seküler mahallenin kültürel reform programını tam da bu hedeflere göre kurgulamak zorundayız.

 

Kültür Bakanlığı’nın yeniden yapılandırılması.

Kültür Bakanlığı, Kemalist Türkçü ideolojinin toplumda yaygınlaştırılıp derinleştirilmesi amacıyla kurulan bir devlet organı.

Neoliberal politikalarla birlikte Kültür ticaretin konusu haline gelince, Turizm Bakanlığı ile birleştirildi.

Bizim ilk işimiz bir geçiş süreci yaklaşımıyla, Kültür Bakanlığını Turizm’den ayrıştırmak olmalıdır.

İkincisi, Kültür Bakanlığı bütçesininin büyütülmesidir. Bunun için hiç tereddüt etmeksizin milli savunma bütçesini küçültmeyi düşünmeli; en etkili ülke savunmasının, uğrunda savaşılacak ve ölünecek bir ülke yaratmak olduğu unutulmamalıdır.

Üçüncüsü, kuruluş yasasında amaç maddesine sivil veya üniformalı bürokrasinin halka hizmet için varolduğunu, halkın cebinden toplanan parayla maaşını aldığını çok iyi anlamasını sağlayacak bir kuralı yazmaktır.

Dördüncüsü, bu kurumda görev almanın tek ölçütünün liyakat, mesleki yeterlilik olmasını sağlamaktır.

Kültür Bakanlığının asgari amacı, Anadolu’nun bütün kültürel birikimini korumak, bütün kimliklerin özgürce kendisini geliştirmesini ve topluma tanıtmasını; sanatın ve sanatçının hiç bir sınırlama olmaksızın, özgürce kendisini geliştirmesinie ifade etmesini ve bu doğrultuda öz örgütlenmelerini yaratmasını sağlamak olmalıdır.

Sonuncu ve önemli değişiklik de Bakanlığın faaliyetlerinin kültür ve sanat emekçilerinin öz örgütlerince denetimini sağlamaktır.

 

Kültürel varlıkların korunması

Kültürel varlıkların korunması, bakımı ve tanıtımı, özel ve kapsamı karmaşık bir alandır.

Bu alanda doğru ve verimli bir faliyet için ülkede yaşayan bütün kültürel topluluklarla, yani kültürü yaratanların torunlarıyla, bu kültürü bilimsel olarak değerlendirecek bütün uzmanlık örgütlerinin geniş, demokratik bir işbirliğine ihtiyaç duyulacağı açıktır.

Bir kaç bürokratla bir kaç uzmana teslim edilemeyecek kadar önemli olan bu alanda, liyakata dayalı, yetkin, bilimsel bir meclisin yönetimine ve bütçelendirmesine imkan verilmek zorundadır.

 

Sanatçılara özgürlük ve bağımsızlığın anahtarı olan öz yönetim araçlarını sunacağız. 

Sanatın bütün alanlarında, Sinema, plastik sanatlar, müzik, sahne sanatları, edebiyat vb sanatçıların öz örgütlenmelerinin sağlanması, her tür yasanın işleyişinin de güvencesi olacaktır.

Sanatçıların insan olmaktan gelen temel haklarının korunması ve geliştirilmesi.

Sağlık, konut, işsizlik parası, emeklilik vb. haklarını güvence altına almak gereklidir

Sanatçıları Kültür endüstrisinin vahşi politikaları karşısında korumak, onları ucuz iş gücü olmaktan kurtarmak, özgürlük ve bağımsızlığın temelidir.

Bütün ülkedeki çalışma yasalarında yapılacak köklü değişikliklere parelel olarak, bütün profesyonel sanatçıların sendikalaşma hakkı da bu temelin harcında olmak zorundadır.

Üretim sürecinde sanatın ve sanatçının desteklenmesi.

Yine Kültür Endüstrisi’nin tekelci, popülist politikaları karşısında, sanatın değerini, derinliğini ve insana faydasını artırmanın tek yolu, sanatı ve sanatçıyı üretim sürecinde kamusal fonlarla desteklemektir.

Bu konuda ilk kırılması gereken anlayış, devletle kamunun farklı kavramlar olduğudur.

Hazine, devletin (sultanın) değil kamunun, yani halkın kasası olduğunun anlaşılmasını sağlamamız gerekir..

Halk bu parayı, kendisinin tek tek veya birleşerek de olsa yapamayacağı büyüklükte “ ulusal” yatırımları gerçekleştirmek için toplar ve planlar.

En büyük yabancılaşma bu alanda yaratılmış, devlet kasası/parası diye bir kategori yaratılıp, halka kendi parasına dilenci olma hakkından başkası bırakılmamıştır.

 

Türkiye Sanat Kurumu

Türkiye Sanat Kurumu, bütün temel sanat alanlarındaki kurumlaşmaların çatı organizasyonudur.

Bu kurumlaşmaların çerçevesini ve işleyiş şemalarını elbette bizzat ilgili alanlarda faliyet gösteren sanatçılar yapmalıdır.

Bir iğretileme ve örnek olarak yazmak gerekirse, Sinema Kurumu, Edebiyat Kurumu, Müzik Kurumu, Sahne Sanatları Kurumu vb. genel bütçedeki kültür bakanlığı bütçesinden pay alan ve bu payı kendi bağımsız inisiyatifleriyle kullanan kurumlar olmak zorundadır.

Bu kurumlar, ülkedeki sanat politikalarının oluşturulmasına, üretim sürecinde sanatçıların ve sanat tüketicisinin desteklenip geliştirilmesinin yol ve yöntemlerine, seyircilerin öz örgütleriyle birlikte karar vermelidir.

Kurumun, çok kültürlü, çok dilli, ademi merkeziyetçi bir yapıyla kurulması, adalet ve eşitlik ilkesi bakımından önemli bir temel teşkil edecektir.

 

Belediyeler ve kültür sanat politikaları

Belediyeleri tartışmadan bu konuyu tartışmanın güçlüklerinin farkındayım.

Ama HDP’nin programı yerel yönetimlere öz yönetim modelini önerdiği için, bu yaklaşımın uzantısı olarak devam edebileceğim kanısındayım.

Cumhuriyetin kuruluşundan bu güne Kültür Bakanlığı bütçeleri de Belediye bütçeleri de  büyük ölçüde birer arpalık konumundadır.

Bunun değişmesi için Kültür Reformu, belediyelerin kültür ve sanat alanındaki faliyetlerinde köklü bir zihniyet ve model değişimini hedeflemelidir.

Elbette bu değişimin temeli, belediyelerin küçük birer devlet  olmaktan çıkıp, halkın yerel yönetimlerine dönüşmesidir.

 

Yerel yönetimlerin kültür ve sanat meclisleri kurulmalıdır

Her yerel yönetim kendisini temsil ettiği yerelin kültürel çokluğunu, zenginliğini geliştirmekle yükümlü görmek zorundadır.

Bu da her yerel yönetimin kendi hakikati üzerinden özgül bir kültürel politika oluşturmasını gerketirir.

Yerelde varolan bütün inançlar, halklar, kimlikler kendilerini özgürce, sınırsız olarak ifade edebilmeli; “ötekilerle” birarada ve barış içinde yaşamanın imkanlarını zenginleştirebilmelidir.

Barışı ve dialogu kuracak olan, birbirini tanımak ve anlama imkanlarının zenginleşmesidir. Bu da kültürel ve sanatsal üretimin zenginleşmesine bağlıdır.

Bunun gerçekleşebilmesi için, yerelde kültür ve sanat alanındaki bütün örgütlenmelerin temsil edileceği bir meclis, belediyelerin kültür ve sanat politikalarını belirlemelidir.

Ayrı bu meclislerin aldığı kararlar,  kültür bakanlığının yıllık planlamalarına, fon destek politikalarına da temel teşkil etmelidir. (Bu yapının İl kültür müdürlükleriyle resmi ve organik bir ilişkisinin kurulması ise çok daha etkili sonuçlar verecektir.)

Yerelde nitelikli sanat üretiminin, genç sanatçıların yetiştirilmesinin, bütün kimliklerin özgürce kendisini ifade edebilmesinin de garantisi yine yerel yönetimlerdir.

Profesyonel sanata katkının yanısıra, amatör sanatçıların da eğitiminin, gelişiminin, özgürce kendisini ifade edebilmesinin güvencesi olmalıdır.

 

Fikri mülkiyet hakları

Her ne kadar, AB ile görüşme süreci tamamlanmış bölümlerden biri olsa da, 15 yıldır İslamcı Türkçü zihniyetin engellemeleri bir yandan, kültür sermayesinin engellemeleri diğer yandan, adına uygun bir yasanın çıkması engellenmiştir.

AB standartlarında bir yasanın nasıl dejenere edilebileceğinin mükkemmel bir örneğini yaşadık.

Elbette AB yasalarını kutsamak doğru değil.

Ama bilmeliyiz ki, her alanda olduğu gibi bu alanda da AB standartları, o alanın emekçileriyle AB sermayesinin mücadelesi sonucu oluşan demokratik kazanımları ve dengeleri temsil etmektedir.

Sonuç olarak; FMH’larının ülkemizdeki durumunu sevgili Av. Sabri Kuşkonmaz’ın veciz cümlesiyle özetleyeyim; “haklısın, mahkemede belki alırsın.”

Oysa fikri mülkiyet hakları, bütün yaratıcıların en temel gelir kaynağı olmalıdır.

Bu yasanın da bütün sanat alanlarının temsilcilerinden oluşan bir mecliste, bakanlığın dayatmacı, devletçi, merkeziyetçi zihniyetinden uzakta yeniden düzenlenmesi ve yasalaşması sonn derece acil ve yaşamsal bir konudur.

 

About Ahmet Haluk Ünal

Ahmet Haluk Ünal

Check Also

Tarihin en muhteşem kitabı: Ömer Hayyam’ın Rubaileri

1909’da Londralı iki ciltçiye dünyanın en muhteşem kitabını hazırlama görevi verilmişti: Ömer Hayyam’ın Rubaileri. Atlas …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *