Çin’in Ortadoğu’ya artan ilgisi – Aykan Sever

Çin Komünist Partisi (ÇKP)19. Ulusal Kongresi’yle birlikte Şi Cinping düşüncesi, Çin tipi sosyalizm gibi sözlerle tanımlanan yeni bir dönemi başlattı. Bu yönelim içeride baskıcı iktidarı parti ve liderin etrafında kenetlemeyi hedeflerken, dış siyasette de emperyalist hiyerarşideki ikincil pozisyonu geride bırakmaya çalışacağının göstergesi olarak değerlendirilmeli.

“Kızıl bayrağı var, ne demek emperyalist!” falan diyenler çıkabilir. Bu şaşkın akıllara Çin’den verilen bir yanıtı paylaşayım sizlerle:

“Adı komünist olsa da, devlet güdümlü eş-dost (ahbap-çavuş) kapitalizmini benimsemiş ve bu noktadan uzaklaşmak gibi bir ideolojik kaygısı olmayan bir partiyi, çoğu retorik düzeyinde olan bazı Marksist esintilere bakarak, Marksist veya Maoist bir parti gibi değerlendirmek ve bu noktadan hareketle eleştirmek gereksiz bir uğraştır”.(1)

O yüzden biz de bu gereksiz kısımla fazla oyalanmayıp kongre sonrası Çin’in dış politikadaki bazı adımlarına göz atalım. Çin ekonomi politiğinin temel dinamiklerinden  biri Çin Denizi üzerinden dönen enerji-mamul mal ve ham madde akışı ağı diğeri ise Tek Kuşak Tek yol diye anılan ama gerçekte yine büyük bir ağ olmayı hedefleyen Çin-Orta Asya-Ortadoğu-Avrupa(buraya zamanla Afrika’da eklenebilir) arayışlar. Başta ABD olmak üzere elbette bu politikaların önünde engel olmaya çalışan güçler var. ÇKP ise anlaşılan 19. Kongre sonrası daha atak politikalarla bu sorunları aşmaya çalışacak.

Zimbabve’de darbe

Bu doğrultudaki ilk hamle Zimbabve’de yapılan kansız darbeydi. Kısaca ifade edecek olursak Çin yönetimi kendisine bağımlı olan bir ülkenin yönetiminin yani Mugabe’nin, 2015 sonrası İngiltere ile flört etmeye başlamasına daha fazla tahammül edemedi.  Hızlı bir geçişle kendi istediği yönetimi şekillendirdi. Bu Çin için bir ilk oldu. Daha önce her tür yönetimle uzlaşan Çin bu kez “değiştirme”yi tercih etti. Bu Çin’in bundan sonraki politikaları için pekala bir örnek olabilir.

Çin’in son dönemde yoğunlaştığı bölge ise Ortadoğu. Geçtiğimiz hafta içinde Çin yönetimi Filistin’e destek açıklaması yaptı. Bu adeta Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağına dair orta atılan söylentilere bir yanıt olarak gündeme geldi. Elbette  Çin’in daha önce de Filistin’e ilgisi vardı. Bu konudaki olası gelişmeleri muhtemelen Trump’ın Kudüs konusunda Çarşamba günü yapacağı açıklamalar şekillendirecek.

Çin Suriye’ye asker gönderiyor mu?

Bir diğer haber Uygur cihadistlerle savaşmak üzere Çin’in bazı özel birliklerini Suriye’ye göndereceği haberleriydi. Bu haber önce uluslararası basında yer alırken, daha sonra Suriye yönetimince Çin tarafından böyle bilgilendirme yok diye yalanlandı. Fakat bölgeden gelen haberlere bakarsak bu tür bir gelişmenin olası olduğunu düşünebiliriz. Afrin’de gazetecilik yapan Özgür Serhat’ın Medya Haber Tv’de aktardığı bilgilere bakacak olursak, daha önceki yıllarda ağırlığı Çin’den Suriye’ye taşınan Uygurlar olmak üzere Hizbul Türkistani adı altında yeni bir grup burada MİT tarafından yeniden organize ediliyor. Grubun İdlip’de iki ayrı bölgede toplamda yaklaşık 5 bin 500 kişiden oluştuğu tahmin ediliyor. Özgür Serhat bu grubun TSK yerine Afrin’e saldırmak için kullanılabileceğini düşünüyor.

Çin’in bu tür gelişmeler karşısında ne tür bir tavır alacağını tabii bilemeyiz. Fakat pekala onların da Rusya gibi “teröristlerini uzakta etkisizleştirmek” gibi bir politikası olabilir. Kaldı ki savaşın bitmesi sonrası Suriye’yi Çin’den başka yeniden inşaa edecek başka bir aday yok. Bu yüzden Çin’in Suriye’de şu ya da bu biçimde boy göstermesi kaçınılmaz.

Perinçek’in çırpınışları

Fakat Pekin’de düzenlenen “Çin Komünist Partisi ve Dünya Siyasi Partileri Yüksek Düzey İstişare Toplantısı” na AKP ile birlikte katılmaktan kıvanç duyan Perinçek’in oradaki çığlıklarına bakacak olursak belki durum daha da “vahim”. Perinçek “Çinli yoldaşlara ‘Bir Kuşak Bir Yol İnisiyatifi’ konusunda tek bir soru sormakla yetineceğim. Çin Komünist Partisi ve Çin Halk Cumhuriyeti yöneticilerinin, ABD’nin Kürdistan girişimi konusunda bir analizi ve duruşu var mı?” demiş. Fakat anlaşılan boşuna yırtınmış. Uzun bir ünvana sahip olan Çinli yoldaş “ben siyasetten anlamam ekonomistim” deyip kendisinin oralarda ne derece ciddiye alındığını göstermiş.

Evdeki bulgurdan olmak…

Bir süredir Türkiye’de artan oralarda Çin sermayesinin etkinliği göze çarpıyor. Dünyanın en büyük bankası olan Çin Uluslararası Ticaret Bankası( ICBC) bu girişimin başını çekiyor. Geçtiğimiz günlerde Bank of China Turkey AŞ de eklendi. Yetkilerin verdiği bilgilere bakacak olursak Bank of China, Çin’in en büyük üçüncü, dünyanın yedinci büyük bankası konumunda bulunuyor.

Bizden söylemesi, bu işin ucunda Batılı sermayedarlardan kaçalım derken adeta lav gibi ilerleyen Çin sermayesinin kurbanı olmak da var.

(1)https://www.birgun.net/haber-detay/ckp-kongresi-cin-yuzyili-189871.html

Related Articles