Boş teneke kutularının senfonisi

Bugün yazıya yardımcım Groucho’nun anlattığı bir fıkrayla başlayayım : Bir mizahçılar kulübünde fıkralar sayıyla sınıflandırılıyormuş. Biri “beş” diye bağırmış ve genel bir kahkaha kopmuş. Bir diğeri” otuz dört!” diye haykırmış…Herkes gülmekten iki büklüm olmuş. Tesadüfen yolu oraya düşen biri de denemeye karar vermiş. “Yirmi altı!” diye bağırırken ağzı kulaklarına varıyormuş! Mezar sessizliği, kimse gülmemiş. Adam anlamamış ve meslektaşlarından birinden açıklamasını istemiş.”Dostum “ diye yanıtlamış adam “anlatmayı ne kadar bildiğin önemli!”…

Geçenlerde bazı sosyalistlerin geçmişte Kürt halkının da hakkına hukukuna sahip çıkma derdinde olduğu ama bugünlerde rejimin anaforuna kapılıp böyle şeyleri unuttuklarından söz ettiğim yazının yankısına bakınca yukarıdaki fıkradaki anlatamayan kişinin durumuna düştüğümü hissettim.

Bunların bir kısmından ses gelmişti ama beklediğim kesimlerden değildi. Boş teneke kutunun sağa sola çarpmasından mütevellit bu gürültünün kaynağı maalesef bugün politikayı uzaktan seyreden, geçmişini nostaljiye indirgeyenler. Benim ya da başkalarının söylediğini şöyle anlamışlar “Bugün Türkiye solunu küresel güçler biçimlendirmek istiyor, bunu da Kürtlerin yanında durmazsanız, solcu olamazsınız diyerek yapıyorlar.”

Elbette siyasetle doğrudan uğraşmayan insanların kendilerini bir komplo girdabında hissetmesi normal, ki uğraşanların bile bu zaaftan sıyrılamadığını düşünürsek. Halbuki insanlar komplolar yerine doğrudan olguları gözlemlese belki daha sağlıklı olur. O yazıda tartışma konumuz Efrin’le ilgili bir kısım solun neden “işgal” diyemediğinden başlıyordu. Bir kısım sol “işgal” demediği gibi (bu hamleyi engellemek kudretini hiç tartışmıyorum) bu işgalin, yağmanın görüntüleri açıktan paylaşıldığı, Cihadist çeteler TC bayrağı eşliğinde görüntü verdikleri halde en ufak bir protestoyla karşılanmadı.

Evet bir kısım “sol” işgal demediği gibi küresel güçler de öyle bir şey söylemedi. Küresel güçler aksine Erdoğan rejimine şu ya da bu nedenle bu işgal ve yağma harekatında destek verdiler. Çünkü onlar için Kürtler bir halk değil, sadece kart. Aynen Filistinlilerin de olduğu gibi. Emperyalist güçlerin böyle bakması normal, çünkü onlar kendi yarattıkları kan ve yağmayla beslenen canavarın bir uzvu. Ama siz, dünyayı değiştirmek, kardeşçe yaşanabilecek bir yer haline getirme arzusunda olduğunu sandığımız siz ne sanıyorsunuz, siz ne ad veriyorsunuz Kürt halkına? Haksızlığa, zulme uğradığı açık olan Kürtlerle birlikte mi dünyayı değiştirebilirsiniz yoksa “ben her iki tarafa da mesafeliyim” diyerek mi?

Çetelerle “barış” konferansı düzenleyenler

Küyerel Düşünce Enstitüsü’nün konferanslar dizisi kapsamında düzenlenen “Çatışma Çözümleri Deneyimleri İmkânlar-İmkânsızlıklar” konulu Şubat konferansı Enstitü ve Friedrich Ebert Stiftung Türkiye Temsilciliği desteğiyle İstanbul’da gerçekleşti.

“Çatışma Çözümleri Deneyimleri: İmkanlar – İmkansızlıklar” konulu konferansta Prof. Dr. Fuat Keyman, HDP Milletvekili Prof. Dr. Mithat Sancar ve İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç konuştu.(1)

Yukarıdaki hadise bir ay kadar önce olmuş. Aşağıdaki haberden kimin ne dediğini okuyabilirsiniz. Benim ilgilendiğim mesele konferansı katılımcıları. Elbette herkes istediği kurumun sponsorluğunda(hele bu işe Sovyetler Birliği’nin memuru olarak başlayıp, Cem Boyner, Fetullah Gülen ve Erdoğan’la devam etmişseniz) istediği kişiyle istediği mevzuyu tartışabilir. Yalnız konuştuğunuz mesele gerçekten “çatışma çözümü” ise kimlerle konuştuğunuz önemli. Ben en azından İHH isimli vakfı Erdoğan’ın bir aracı olarak DAİŞ, El Nusra gibi çetelerin desteklenmesinde oynadığı aktif rolden anımsıyorum. İkinci figürse değerli gazeteci Koray Düzgören’in anımsattığı(2) Fuat Keyman. Keyman Efrin’in işgaline “Türkiye, jeopolitik güç ve çıkar mücadelesi yapan diğer aktörlerden farklı olarak güvenlik ile insani durumu, ahlak ile realizmi birleştirdi.” yorumunu yapıyor. Keyman’a tebrikler, ne de olsa prof, rejime “entellektüel” bir tarzda yamanmanın yolunu bulmuş. Burada soru/sorun çok yönlü, konferansa iştirak edenler ve düzenleyenler için geçerli: rejimin tüm zulmüne dahil olmuş ve hala bunun savunan kişilerle barış için birlikte çözüm bulabileceğinize gerçekten inanıyor musunuz? İnanmıyorsanız niye onlara Kürt halkının üzerine basarak konuşma imkanı veriyorsunuz?

Konferansı düzenleyen Küyerel Estitüsü’ne gelince, bu ara aralarından Nabi Yağcı’nın bir tür öz eleştiri de içeren kitabı yayınlandı. Henüz bitirmedim, okuyorum. Her yenilenin hele solun geçmişine öz eleştirel yaklaşması şart. Buna fazlasıyla geç kalındığını söyleyebiliriz. Ama yukarıda sergilenen tutuma bakacak olursak pek geçmişten ders çıkarılmadığı, gerçekten “çözüm” aranıp aranmadığı bence fazlasıyla şüpheli.

Not: ArtıGerçek yazarı Muhammed Salar bir önceki yazıdaki Said-i Nursi ile ilgili sorularıma yanıt vermemiş, Ermeni Soykırımı ile ilgili ise “Ermeni katliamında rol almamıştır.”demiş. Canı sağ olsun da anlattıklarının hiç birinden ben Sad-i Nursi’nin ne büyük bir şahsiyet olduğu ile ilgili bir şey öğrenemedim. Ha diyorsa ki “senin gibi “ateist, deist, ve hatta hatta sümme haşa anarşist kalın kafalılara anlatacak bir şeyim yok!” o zaman şu “hakiki müslümanlığı” gidip Erdoğan’ın taraftarlarına vaaz etse daha yerinde olur. Ülkeyi hapisaneye- mezbahaya çeviren, bunları alkışlayan, namazını niyazını da eksik etmeyen kişileri bir deneyebilir. Yine de merak ne yaparsınız: öteki despotları geçtim de Said-i Nursi’nin Menderes’i nasıl ve ne zaman titrettiği meselesine takıldım kaldım.

Medya Dedektifi
07 Nisan 2018- Londra

(1)https://www.kuyerel.org/gundem/turkiye/catisma-cozumleri-ve-deneyimleri-imkanlar-ve-imkansizliklar-konferansi

(2)https://www.artigercek.com/keyman-a-gore-afrin-de-olanlar-ahlaki-realizm?t=1522857256

Related Articles