Home / KONUK YAZARLAR / Bildiklerimizi bize satıp ücretini isteyenler-Özgür Amed

Bildiklerimizi bize satıp ücretini isteyenler-Özgür Amed

Erdoğan, AKP’nin ‘seçim manifestosunu’ geçen hafta açıkladı. Hangi bölgeden bahsetti bilmiyorum ama „Türkiye, bölgesinin en önemli gücü haline geliyor“ dedi. Bahsettiği Kulp tarafları ise tartışılır elbet! Bir de tabi „yeni dönemde” böyle böyle olacak, ahdim olsun olacak dedi. Yandaşları bile çıldırdı, 16 yıl geçti, tüm vaatleri yeniden sıralamak ve yapacağız demek nedir diye!

Haa bir de bağımsız yargı falan dedi. Tamam, bu trajik kısmı geçiyorum.

Açıklamaların satır başlarını okudum, amonyak koklasaydım daha iyi olurdum. Manifesto başlığı var ama maalesef eski tas eski hamam! Ne dendi ne vardı falan konularına girmeyeceğim. Öyle bir kötülük yapmaya hakkım yok, başka bir hikâye anlatacağım.

Bilinen bir hikâyedir. Adamın biri bir köye gider. Soluğu bir köylünün kümesinin önünde alır. Direk söze girer bu beklenmeyen ziyaretçi: „Eğer size tam olarak kaç tane tavuğunuzu olduğunu söylersem, bana bir tanesini verir misiniz?” Daha köylünün cevabını beklemeden hemen tablet bilgisayarını açmış, GPRS’i çalıştırmış, 3G cep telefonu vasıtasıyla uydu fotoğraflarını sistemine bağlanmış ve piksel  sayıcıyı devreye sokmuş: „Sizin yüz otuz iki tane tavuğunuz var”… Ve yine köylü daha bir şey demeden hakkı olduğunu düşündüğü bir tavuğu hemen almış.

Karşısındakini dikkatle izleyen köylü bu durum karşısında sus pus oturmak yerine söze girmiş:

„Eğer ne iş yaptığınızı söylersem, bana tavuğumu geri verir misiniz? Pekâlâ, o halde söylüyorum. Siz bir uluslararası uzmansınız. Bunu anladım çünkü buraya hiç kimse sizi çağırmadan geldiniz, izin istemeden benim kümesime daldınız, zaten bildiğim şeyi bana söylediniz ve bunun için benden ücret aldınız.”

Bu hikâyenin manifesto ile yakından ilgisi var. Çünkü aynı yere çıkıyor. Bu hikâyenin manifesto hali de anca bu kadar olur. Öyle ya herkes söyler AKP yapardı. Oysa her şey sil baştan kısırdöngü ve tekrar. Tam da en baştaki hikâyenin tekrarı… Tüm bunlar yetmezmiş gibi utanmadan da bize oy verin diyorlar. Kendilerini insanların en faydalısı ilan eden bu „yolsuzlukla, yoksullukla mücadele” edenlerin çaldıkları tavukların sayısını ise bilen yok. Ben bilmiyorum en azından.

Köleliği yazgımız, çaresizliği huyumuz olarak lanse eden AKP, mercedesten inip Diyanet’in uçağına sığınma maharetine sahip bir parti. Yüksek yalanlar eşliğinde irtifa kaybeden 16 yıllık icraatlar, tehlikeli sözcüklerle, kör-milliyetçi tutkularla oynayıp duruyor. Ateşin içinde ısınan ama bunu küresel ısınmaya bağlayan AKP, daha nereye gidecek bilinmiyor. Nihai nokta için tarih yeterince örnek sunuyor ama daha beteri için de her zaman potansiyel vardır ve bunu akılda tutmak lazım. Bu yolda kendilerine bol şans dilerken, bu korkunç atmosferin çıkış alternatifini de hatırlayalım. „Tek sermayemiz kalbimizdir” diyen güzel kalpli Xelil’in hatırlattığı üzere, HDP’nin şemsiyesi altında buluşan tüm halkların da tüm sermayesi avuçlarına sığacak kadar olan kalpleridir. O atan kalbin çabasıyla yaşam güzelleşip yüceltiliyor. Tek sermayesi ikiyüzlülük olanların ise yaratacağı bir güzellik yoktur, olamaz.

Hikâye ve manifestoya dönersek, istemeden bizim kümese dalıp, bildiğimiz şeyi tekrar bize söyleyen ve bunun için de karşılığını isteyenlere oyumuz yok. Olmamalı…

About Editor Editor

Check Also

Bir Ailenin Gönüllü Sürgünü- Ayça ve Kemal Kocatürk

11 Mayıs akşamı Kulturbunker´da önce genç bir kadının parmakları bir piyanonun tuşlarında gezmeye başladı. Sonra …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *