Bayık: Efrîn’le bütünleşme NEWROZU

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, bu yılki Newroz’un Efrîn direnişiyle bütünleşme Newrozu olacağını belirterek, herkesi sokakları doldurmaya çağırdı.

Erdoğan’ın savaşı sürdüreceğini söylemesinin, sadece propaganda olmadığını; AKP-MHP iktidarının ayakta kalmasının tek yolunun Kürt düşmanlığına dayalı savaş olduğunu vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Hem soykırım amaçlı Kürt düşmanlığı hem de iktidarını ayakta tutma bir araya gelince bu savaşın önümüzdeki dönem de yaygınlaşarak süreceğini söylemek gerekir” dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Efrîn’i işgal girişimi ve iki ayı bulan direniş çerçevesinde Türk devleti ile Kürtlerin savaşının seyriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Bayık’ın Yeni Özgür Politika gazetesinde dün yayınlanan söyleşinin ikinci ve son bölümü şöyle:

Türk hükümeti seçimlere kadar savaşın sürebileceğini; Efrîn’i işgal girişimiyle oy oranlarının bile arttığını söylüyor. Efrîn’deki savaş ne kadar sürebilir?

AKP-MHP faşizmi Efrîn’e hem Kürt düşmanlığından hem demokrasi düşmanlığından dolayı saldırmıştır. Ama bu saldırının hareket ettirici önemli bir saiki de etkeni de AKP-MHP faşizminin iktidarda kalma hesabıdır. Aslında böyle bir hesap AKP-MHP faşizminin Efrîn işgaline daha fazla angaje olmasını beraberinde getirmiştir. Tayyip Erdoğan iktidardan düşeceğini görmüştür. Kendisini iktidarda tutacak tek adımın dışa yönelik bir savaş olduğunu görmüş ve en zayıf olarak gördüğü Efrîn’e saldırmıştır. Nasıl ki 30 Ekim 2014 Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Kürt halkını çökertme kararı alarak iktidarını ayakta tutma politikasına yönelmişse, benzer bir yaklaşımı Efrîn işgalinde de ortaya koymuştur. Efrîn işgaliyle AKP-MHP’nin iktidarda kalma amacı arasında da doğrudan bağ vardır. Efrîn işgal girişiminin oy oranını arttırdığını söylüyorlarsa zaten amaçları buydu. Daha önce de Bakurê Kurdistan’da ve Türkiye’de Özgürlük Hareketi’ne yönelen saldırılardan sonra bu tür değerlendirmeler yapmışlardı. AKP iktidarı şu anda tamamen Kürt düşmanlığı üzerinden iktidarını sürdürmek istiyor. Efrîn işgalinin önemli bir nedeni de budur.

Efrîn’deki savaş ne kadar sürebilir sorusunun cevabı önümüzdeki dönemde belli olacaktır. Efrîn’deki savaşın ne kadar süreceği sadece Türk devletinin tutumuna ya da oradaki direnişçilerin direnme iradesine bağlı değildir. Bunlar en temel etkenlerdir ama uluslararası alandaki politikalar, bölge politikaları da Efrîn’deki savaşın seyrini değiştirebilir, ne kadar süreceğini etkileyebilir. Kürtlerin birliği, Kürtlerin her alanda Efrîn’le dayanışması, bu yönlü bir mücadele içine girmeleri de Efrîn’deki savaşın süresini etkileyebilir. Kaldı ki Türk devleti Efrîn’den sonra Minbiç diyor, bütün Rojava demokratik sistemini hedef göstermiş bulunuyor. Bu yönüyle Türk devletiyle Kürtlerin savaşı kısa sürede bitmeyecektir. Bir kere bu gerçekliğin görülmesi gerekiyor. AKP-MHP faşizmiyle Kürtlerin savaşı daha sürecektir.

Şu açığa çıkmıştır; soykırımcı, Kürt düşmanı AKP-MHP faşizmi ve bu iktidar kırılmadan Kürtlerin sadece Bakurê Kurdistan’da değil, bütün Ortadoğu’da özgür ve demokratik yaşama kavuşmaları mümkün değildir. Bu açıdan Efrîn’le başlayan işgal harekatı ve buna karşı direniş şu ya da bu biçimde Efrîn’de olur, Rojava’nın diğer alanlarında olur, Medya Savunma Alanlarında olur, Bakurê Kurdistan’da olur. Özcesi direniş her yerde sürecektir. Bu bakımdan gelinen aşamada AKP-MHP faşizminin saldırılarına karşı mücadeleye zaman biçmek doğru değildir. Aksine AKP-MHP faşizmine karşı mücadelenin süreklileşeceğini görmek ve buna göre tutum almak gerekir.

Kürtlere yönelik savaş yayılarak devam ederken hem Kuzey Kürdistan hem de Türkiye’de yoğun bir baskı var; cezaevleri taşmış durumda…

Erdoğan savaş politikasını sürdürecektir. Zaten sürdüreceğini söylüyor. Bu sadece bir propaganda değildir. Şu anda AKP-MHP iktidarının ayakta kalmasının tek yolu savaş politikalarıdır ve Kürt düşmanlığıdır. Hem soykırım amaçlı Kürt düşmanlığı hem de iktidarını ayakta tutma bir araya gelince bu savaşın önümüzdeki dönem de yaygınlaşarak süreceğini söylemek gerekir. Zaten Türkiye’de yaygın tutuklamaların nedeni de budur. Bu kadar yaygın tutuklama yapması, Kürt yurtseverleri tutuklaması, bütün siyasetçileri zindana atması savaş politikasıyla bağlantılıdır. Savaş politikası olanlar böyle yapar. Eğer Kürtlere karşı yoğun ve sürekli bir savaş politikası olmasaydı, böyle yaygın tutuklamalara ihtiyaç duymazlardı.

Kürtler ve demokrasi güçleri, bunun karşısında ne yapabilir?

Buna göre de Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin hazırlık yapması gerekir. Eğer AKP-MHP faşizmi demokrasi güçlerine saldırarak, Kürt halkına saldırarak ayakta kalıyorsa, ayakta kalmak için böyle bir politika yürütüyorsa, o zaman demokrasi güçlerinin de Kürt halkının da Kürt özgürlük güçlerinin de bu gerçeği görerek AKP-MHP faşizmine karşı ortak politikalar üretmeleri ve mücadeleye hazırlıklı olmaları gerekir. Bu da Kürt halkıyla demokrasi güçlerinin ortaklaşması, AKP-MHP faşizmine karşı mücadeleyi yürütmesi anlamına geliyor. Çünkü Kürt düşmanlığıyla demokrasi düşmanlığı madalyonun iki yüzü gibidir. Gelinen aşamada Kürtlerle Türkiye’nin demokrasi güçlerinin ortaklaşması ve ortak mücadele yürütmesi kaçınılmaz hale gelmiştir. Bunun dışında herhangi bir politika izlenmesi AKP-MHP faşizmine hizmet eder. Ya da AKP-MHP faşizminin sürmesine yol açmak olur. Bu yönüyle Kürtler ve Türkiye’deki demokrasi güçlerinin AKP-MHP faşist iktidarının yolunu kesmeleri gerekiyor. Bunun yolu da demokrasi ittifakı ve ortak mücadeledir.

Bazı aydınlar Türk devletinin şu anda Ermeni Soykırımı öncesindeki halinin tüm özelliklerini gösterdiğini söylüyor. Durum böyle midir? 

Bu değerlendirme çok isabetlidir. Gerçekten de şu andaki AKP-MHP iktidarı bir soykırım iktidarıdır. Şu gerçeğin herkes tarafından bilinmesi gerekir; milliyetçilik dinle maskelendiğinde bunun sonucu soykırımdır. Ermeni Soykırımı da Yahudi Soykırımı da milliyetçilikle dinin birleştirilmesiyle gerçekleşmiştir, Kürt soykırımı da milliyetçilikle dinciliğin birleştirilmesiyle gerçekleştirilmek istenmektedir. Sadece milliyetçilikle, milliyetçi ideolojilerle soykırımı yapmak kolay değildir. Sadece milliyetçilikle soykırımı gerçekleştirmede zorlanırlar. Çünkü toplumsal ahlak bunlara karşı direnir ama dincilik milliyetçiliğin yanına alınarak toplumdaki değerler, yani inanan insanların değerleri çarpıtılarak soykırımın önü açılır. Aslında dinciliğin milliyetçilikle birleştirilmesinin amacı soykırımın önünü açmaktır. Çünkü gerçek anlamda inananlar, gerçek anlamda dindarlar soykırım politikalarını kabul etmezler, rahatsız olurlar, buna alet olmak istemezler ama dincilikle milliyetçilik birleştirildiğinde din saptırılır, inançlı insanların değerleri saptırılır ve soykırıma, şovenizme hizmet ettirilir.

Erdoğan’ın bozkurt işareti yapması da bunun için mi?

Elbette Erdoğan’ın milliyetçiliği kendisine bayrak yapması bu nedenledir. Bozkurt işareti de yapmıştır. Şu anda MHP de tamamen Erdoğan’a tam destek vermektedir. Türk-İslam sentezini Erdoğan’la gerçekleştirmişlerdir. Türk-İslam sentezi denen soykırım politikası, AKP-MHP ittifakında somutlaşmıştır. Kürtlerin bu gerçeği görmesi gerekiyor. Hala AKP iktidarının kuyruğuna takılan, demagojilerine inanan Kürtler varsa onlar bilerek ya da bilmeyerek Kürt soykırımına ortak olmaktadırlar. Bir nevi intihar etmektedirler.

Ermeni Soykırımı da Osmanlı’nın dağılma sürecinde gerçekleşmişti. Ermeni Soykırımı gerçekleştirilerek Osmanlı İmparatorluğu ayakta tutulmak isteniyordu. Şimdi de AKP-MHP iktidarı soykırımcı ulus devleti Kürt soykırımıyla ayakta tutmaya çalışıyor. Demokratik temelde, Kürtlerle birlik kurarak, Kürtleri Türkiye’nin parçası yaparak Türkiye’nin sorunlarını çözme, Türkiye’nin önündeki engelleri aşma yerine geçen yüzyıllardan kalan Kürt halkının soykırımına dayalı politikalarla sorunlarını aşmak istiyorlar.

Bu sonuç verir mi?

Kuşkusuz bu sonuç vermeyecektir. 21. yüzyılda bu politika sahiplerini de boğacaktır. Bugün Erdoğan Enver Paşa olmuştur. Enver Paşa’nın sonu ne olmuşsa Erdoğan’ın sonu da farklı olmayacaktır. Erdoğan’ın izlediği politika bundan farklı bir sonuç doğurmayacaktır. Aslında şu anda AKP-MHP faşizminin uyguladığı politika hem Türkiye gerçekliğine, hem Ortadoğu gerçekliğine, hem de dünya gerçekliğine uymayan, tarihin hem Türkiye’de, hem Ortadoğu’da, hem de dünyada akışın tersine kürek çeken bir karakterdedir. Bunun sonuçları da er geç AKP-MHP faşizminin siyaset sahnesinden silinmesiyle birlikte ortaya çıkacaktır.

Rojava konusunda ABD’de farklı yaklaşımlar olduğu söyleniyor, sahaya yansıyan bir durum var?

Pentagon ile Dışişleri bürokrasisi arasında bazı farklılıkların olduğundan söz ediliyor. Bu durum sahaya nasıl yansıyor, bu konuda kesin net bir şey söylemek mümkün değildir. Efrîn işgaline onay verilmesi, Kürt politikasında tutarlılıktan uzak çelişkili bir yaklaşımın olduğunu ortaya koymaktadır. Öyle ABD’nin politikalarında Pentagon ile Dışilişkiler arasında köklü farklılıklar olacağını söylemek doğru bir değerlendirme değildir. Kuşkusuz detaylarda bazı farklılıklar olabilir ama işin esasında ABD gibi küresel bir gücün politikalarında bütünlük olur. Şu bir gerçektir; DAİŞ’e ve El Nusra’ya karşı mücadelede YPG’liler Pentagon ile yani askeri güçlerle ilişkiliydiler. Bu bakımdan DAİŞ’e karşı mücadelede Kürtlerin oynadığı rolün önemini en iyi askerler bilir. Dolayısıyla Pentagon bilir. Diğer çevreler, Dışilişkiler ya da başka güçler sahada olmadıkları için DAİŞ nasıl yenilgiye uğratıldı, El Nusra nasıl yenilgiye uğratıldı, Kürtlerin Suriye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde rolü ne olabilir konularında Pentagon’dakiler, yani sahadakiler daha gerçekçi değerlendirmeler yapabilirler. Bu tür söylemleri bu çerçevede ele almak doğrudur.

Efrîn’e saldırıyla birlikte Güney Kürdistan’ın hemen hemen bütün kentlerinde kitlesel gösteriler oldu. Bu durumu Güney Kürdistan açısından nasıl yorumluyorsunuz?

Efrîn’e yönelik saldırı karşısında Başûrê Kurdistan halkının tutumu gerçekten değerlidir. Halk o kadar duyarlılık göstermiştir ki, Başûrê Kurdistan’daki siyasi güçler de halkın bu duyarlılığı karşısında yetersiz de olsa bir tutum almak zorunda kalmışlardır. Bugün hala Efrîn işgaline karşı eylemler yapılmaktadır. Başûrê Kurdistan halkı şunu görmüştür; Kürt halkı birlik olmadan, Kürdistan parçaları birbirini desteklemeden Başûrê Kurdistan’daki kazanımları da korumak mümkün değildir. Kürt halkı, tüm parçalarda kazanımlarını ancak birbirine destek olarak koruyabilir. Başûrê Kurdistan halkı artık Kürtler arasındaki birliği ve Kürtlerin kendi içindeki demokrasisinin önemini görmektedir. Kürtler birlik olmadan ve bulundukları alanlarda Kürt demokrasisini ortaya çıkarmadan, bu temelde bölge ülkelerinin demokratikleşme mücadelesine güç katmadan özgür ve demokratik yaşama kavuşamayacaklarını görmüşlerdir. Efrîn’e sahip çıkmaları aslında kendilerine sahip çıkmalarıdır.

Şöyle bir şey olabilir mi, Cizre yıkılacak, Nusaybin yıkılacak, Şırnak yıkılacak ama Kürdistan’ın diğer parçaları buna sessiz kalacak? Efrîn yıkılacak, Kürdistan’ın diğer parçaları buna sessiz kalacak? Başûrê Kurdistan’da kazanımlara saldırılacak ama diğer parçalar buna sessiz kalacak? Böyle bir yaklaşımla Kürtler ne bulundukları parçalarda ne de Ortadoğu’da özgür ve demokratik yaşama kavuşabilirler. Bu açıdan Kürt halkı son on yıllarda yaşananlardan önemli sonuçlar çıkarmışlardır.

Öte yandan şu da görülmüştür; Türk devleti sadece Bakurê Kurdistan halkının değil, tüm Kürtlerin düşmanıdır. Türk devletinin Kürt düşmanlığında öncü olduğu çok iyi anlaşılmıştır. Bu, hem Bakurê Kurdistan’daki politika ve uygulamalardan, hem Kerkük krizi sırasındaki tutumdan hem de Efrîn işgalinde ortaya çıkmıştır. Bu açıdan Efrîn işgaline karşı duyarlılık göstermişlerdir. Türk devletinin bugün Efrîn’de bu politikayı yürütürken yarın da Başûrê Kurdistan’da bu politikayı yürüteceğini görmektedirler. Çünkü Türk devleti, AKP iktidarı defalarca ‘Kuzey Irak’ta yaptığımız hatayı Suriye’nin kuzeyinde yapmayacağız’ diyerek nasıl bir zihniyet ve politika içinde olduklarını açığa vurmuşlardır. Efrîn’e sahiplenme bir yönüyle de Türk devletinin bu gerçeğini anlamanın sonucudur.

Avrupa’da Kürt halkı ve dostları iki aydır gece gündüz ayakta, işgali protesto ediyor. Avrupa’daki halka mesajınız nedir? 

Avrupa’daki halkımız Kürdistan’daki mücadeleye her zaman duyarlı olmuştur. Ne zaman ki Kürdistan’da bir saldırı olmuşsa, halkımız zorluklarla karşılaşmışsa Avrupa’daki halkımız Kürdistan’da yürütülen özgürlük ve demokrasi mücadelesine sahip çıkmıştır, direnişlere sahip çıkmıştır. Bu yönüyle Avrupa’daki halkımız dün olduğu gibi bugün de üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmektedir, rolünü oynamaktadır. İşgalin ağırlığı, saldırının büyüklüğü düşünüldüğünde bu direnişin, bu mücadelenin daha da etkili hale getirilmesi gerekiyor. Çünkü Avrupa bir yönüyle de dünyanın kapısıdır. Oradan bütün dünyaya seslenmek mümkündür. Avrupa’daki halkın mücadelesinin etkisi sadece Avrupa’da değil, bütün dünyada yankı bulmaktadır. Avrupa’daki siyasal ve toplumsal yaşamın böyle bir özelliği vardır.

Her ne kadar Almanya başta olmak üzere çeşitli devletler, Türk devletini memnun etmek için Kürtlere ve Kürt kurumlarına görülmedik saldırılar yapıyor, yasaklamalarda bulunuyorlarsa da yine de Avrupa’daki halkımızın örgütlülüğüyle, bilinciyle, mücadelesiyle bu tür politikaları aşan bir örgütlenme ve mücadele yaratma gerçeği bulunmaktadır.

Avrupa’da sadece Kürtler değil, Türkiye halkları da Avrupa’nın sol ve demokratik güçleri de Kürtlerle birlikte bu protestolara katılmaktadırlar. Kürtler 20. yüzyılda olduğu gibi, tanımlandığı gibi avukatsız halk olma durumundan çıkmışlardır. Kürtler bugün dünyaya açılmışlardır. Dünyanın her yerinde Kürtler vardır ve bu temelde de Kürtler hem sömürgeci güçleri teşhir etmektedirler hem de özgürlük ve demokrasi mücadelelerinin, siyasal mücadelelerinin ne anlama geldiğini halklara ve demokrasi güçlerine anlatma imkanı bulmaktadırlar. Bu çalışmalar temelinde Efrîn işgaline karşı protestolara sadece Kürtler değil, dostları, demokrasi güçleri de katılmaktadır. Onların dayanışmaları da bizim için çok değerlidir. Kürt halkı sadece Kürt halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini vermiyor; bütün insani değerleri, evrensel değerleri savunuyor. Bütün dünyadaki özgürlük ve demokrasi güçleriyle aynı değerler etrafında birleşiyor. Bu yönüyle de halkımızın Avrupa’daki dostlarla, özgürlük ve demokrasi güçleriyle ortak mücadele vermesi de Kürt halkının özgürlük mücadelesine güç katmaktadır.

Avrupa’daki halkın vicdanının ayağa kaldırılması, siyasi güçlerin duyarlı hale getirilmesi gerekiyor. Bu yönüyle eylemler daha etkili hale getirilmeli. Bunu Avrupa’daki halkımız zengin yöntemlerle gerçekleştirebilir. On yıllardır Avrupa’da örgütlenmeleri ve mücadeleleri var. Bu konuda büyük deneyimleri var. Geçmişte de Kürt halkının zorluklar yaşadığı dönemlerde birçok zengin ve etkili eylem yöntemleriyle halkımızın direnişinin sesini tüm dünyaya duyurmuşlardır ve bu etkili eylemleriyle halkımız üzerindeki soykırım saldırılarını teşhir etmişlerdir. Bugün de Avrupa’daki halkımız ve dostlarının bunu yapacak bilinçleri ve kurumları vardır. Bu açıdan rutin eylemleri aşan, daha zengin yöntemlerle eylem biçimlerini devreye koyarak gece gündüz ayakta olmaları gerekiyor.

Newroz yaklaşıyor. Yoğun savaş ve devlet terörüne rağmen nasıl karşılanmasını bekliyorsunuz?

Bu yılki Newroz, Efrîn direnişiyle bütünleşme Newrozu olacaktır. Sadece Avrupa’daki değil, Kürdistan’ın tüm parçalarındaki Newroz bu karakterde kutlanacaktır. Şu anda özgürlük ve demokrasi mücadelesinin merkezi Bakurê Kurdistan’dır. Efrîn’e, Rojava’ya saldırıyla Bakurê Kurdistan’daki mücadele arasında bağ vardır. Bakurê Kurdistan’daki Kürt sorunu çözülmediği için Rojava’ya da Başûrê Kurdistan’a da düşmanlık yapılmaktadır. Efrîn’deki işgal, Bakurê Kurdistan’daki savaşın Efrîn’e taşınması olmaktadır. Bu açıdan Efrîn’e saldırı tüm Kürdistanlılara saldırıdır. Zaten artık Kürdistan’ın hiçbir parçasının kaderi Kürdistan’ın diğer parçaların kaderinden kopuk değildir. Özellikle Bakur ile Rojava’nın kaderi birbirine çok bağlanmıştır. AKP iktidarının başından beri Rojava Devrimi düşmanlığı yapması bu nedenledir. Tüm bu saldırılar Bakurê Kurdistan’daki özgürlük mücadelesini tasfiye etme politikasının bir parçası olmaktadır. Çünkü Kürt özgürlük mücadelesini Bakur’da tasfiye etmeden diğer parçalardaki özgürlük mücadelesini etkisizleştiremeyeceklerini bilmektedirler. Bu açıdan 2018 Newrozu’nda hem Efrîn’i sahiplenmek hem de Bakur’da mücadeleyi güçlendirmek ve geliştirmek çok önemli olmaktadır.

Bugün Ortadoğu ve Kürdistan tam da Newroz’un tarih sahnesine çıktığı 2630 yıl öncesi dönemdeki bir durumu yaşıyor. Tayyip Erdoğan, Kürt halkının ve Ortadoğu halklarının başına bela olan Dehak haline gelmiştir. Tayyip Erdoğan, Kürdistan’ın varlığını ortadan kaldırmak istediği gibi, Ortadoğu’da despotizmin, diktatörlüğün ve faşizmin bekçiliğini yapmaktadır. Zihniyet ve politikalarıyla uluslararası komployu yeni koşullarda canlandırmak istemektedir. PKK ve Kürt düşmanı her güçle ilişkilenmesi bu amaç doğrultusundadır. Bu açıdan bugün Dehak’a karşı ayağa kalkma zamanıdır. AKP-MHP faşizmine karşı ayağa kalkmak, acil ve hayatidir. 2018 Newrozu’nu her yerde böyle karşılamak, AKP-MHP faşizmine karşı mücadeleyi yükseltmek gerekmektedir. 2018 Newrozu, dayatılan soykırıma karşı var olma bilinci ve mücadelesiyle karşılanmalıdır. Kawa’yı ve halkları Dehak’a karşı harekete geçiren tehlike ve bilinç ne idiyse bugün de aynı bilinç ve iradeyle Newroz’da sokaklar, meydanlar doldurulmalı, günümüzün Dehaklarına karşı mücadele yükseltilmelidir.

Related Articles