Batı Medeniyeti Nasıl Çöker?

Tarih boyunca birçok medeniyet büyük savaşlar, yıkımlar yaşamadan kaybolup gitmiştir. Zaman içinde ortadan kaybolmalarına sebep olan problemlere karşı mantıklı çözümler bulamayabilirler.

İktisatçı Benjamin Friedman modern Batı toplumunu, tekerlekleri ekonomik büyümeyle dönen sabit bir bisiklete benzetir. Bu ilerleme yavaşlarsa ya da durursa, toplumumuzu oluşturan sütunlar da (demokrasi, bireysel özgürlükler, toplumsal hoşgörü vs.) sallanmaya başlayacaktır. Dünyamız gittikçe çirkin bir yer olmaktadır. Hareket halindeki tekerleri geri çevirmenin bir yolunu bulamazsak sonumuz toplumsal çöküş olur.

Bu gibi çöküşler insanlık tarihinde birçok defa yaşandı ve her ne kadar büyük olursa olsun hiçbir medeniyet, toplumu sona iten zafiyetlere dayanamadı. Bugünkü durum ne kadar iyi gidiyor olursa olsun bu, her an değişebilir. Tarih de bize bu çöküşe katkı sağlayan etmenleri söyler. Peki bunlar nedir? Görünür olmaya başladılar mı? İnsanlığın artık sürdürülemez ve belirsiz bir yola girdiği aşikâr ama dönüşü olmayan noktaya varmamıza ne kadar kaldı?

Geleceği tamamen tahmin etmek imkânsızken matematik, bilim ve tarih Batı toplumlarının çok da uzun ömürlü olmayacağına dair ipuçları veriyor.

Maryland Üniversitesi’nde sistem bilimci olan Safa Motesharrei, yereli ya da küreseli sürdürülebilir kılan ya da çöküşe sürükleyen mekanizmayı daha detaylı anlayabilmek için bilgisayar programlarını kullanıyor. Ulaştığı sonuçlara göre önemli olan iki etmen var: Ekolojik gerileme ve ekonomik katmanlaşma. Ekolojiyle alakalı olan kısım yeraltı suları, toprak, ormanlar, balık yatağı gibi doğal kaynakların tükenmesiyle ilgileniyor. Tüm bunlar iklim değişikliği tarafından da tetikleniyor.

Ekonomiyle ilgili olan kısım ise daha ilginç şeyler içeriyor. Elitler, sahip oldukları ve gittikçe artan refah koşulları ve kaynaklarıyla toplumu istikrarsızlığa ve nihayetinde çöküşe sürükler. Ayrıca sayıları elitlerden çok olan halk tabakasındaki kişiler için de çok az imkân bırakırlar. Nihayetinde çalışan sınıf kırılır çünkü onlara kalan refah yeterli değildir. Bu sınıfın çöküşü beraberinde elitlerin çöküşünü de getirir çünkü çalışan insan eksikliği yaşanır. Bugün gördüğümüz eşitsizlikler bu gibi dengesizlikleri işaret eder. Örneğin dünya nüfusunun yarısı günlük üç dolardan az bir gelirle yaşıyor.

İki senaryoda da taşıma kapasitesini oluşturan modeller aslında uzun süreli bir sürdürebilirliği planlar. Fakat eğer taşıma kapasitesinde aşırılığa kaçılırsa çöküş kaçınılmaz son olur. Tabii bunu önlemek için yapılabilecek şeyler de var. Motesharrei, “Eğer eşitsizlik, aşırı nüfus büyümesi, toplumsal kaynakların tüketilmesi ve kirlilik gibi meseleleri azaltmaya yönelik mantıklı kararlar alırsak o zaman çöküşten kaçınabilir ve daha sürdürülebilir bir plan çizebiliriz. Ama bu kararları almak için de geç kalmamalıyız” diyor ve bizi uyarıyor.

Sırayla hepimiz etkilenecek olsak da bu çöküşün ilk kurbanları en fakirler olacak. Örneğin Suriye günümüzün en yüksek doğum oranına sahip ülkelerinden biri. Haliyle nüfus patlaması yaşıyor. 2000’lerin sonunda yaşanan kuraklık, yeraltı sularının kullanımında aşırılığa kaçılması ve verimsiz tarım üretimi gibi insan eliyle yapılan hatalar sonucu daha da şiddetli bir hal aldı. Bu kriz sonucu başta genç erkekler olmak üzere birçok insan işsiz kaldı. Bunun ardından şehirlere yaşanan göçle, şehirdeki kaynaklar ve altyapı yetersiz gelmeye başladı. Etnik çatışmalar arttı, insanlar şiddete başvurdu. Ülke 2011 yılında içsavaşa sürüklendi ve çökmenin eşiğine geldi.

Oldukça tehlikeli bir döneme girdiğimizin işareti sadece Suriye örneği değil. 2008 ekonomik krizi, IŞİD’in yükseliği, Brexit, Amerika seçimi gibi olaylar da topluma bir uyarı niteliğinde.

Tarihe dönüp baktığımızda geleceğe dair bazı ipuçlarını yakalamak mümkün. Örneğin Roma İmparatorluğu’nun yükselişini ve çöküşünü düşünebiliriz. Milattan önce 100 yılına gelindiğinde Romalılar Akdeniz’in ötesine kadar yayılmışlardı. Bu bölgeler deniz yoluyla kolaylıkla işgal edilebilecek yerlerdi. Aslında orada ilerlemeyi durdurmaları gerekiyordu ama her şey yolunda gitti ve yeni yerleri işgal ettiler. Deniz ulaşımı oldukça ekonomikti ama kara üzerinden yapıldığında yavaş ve pahalıydı. Bu süre içerisinde toprakları da genişlediği için harcamalar artıyordu. İmparatorluk daha sonraki yüzyıllarda sahip olduğu otoriteyi korumaya çalıştı ama üçüncü yüzyılda içsavaş ve işgaller baş göstermeye başladı. Bu sefer merkez bölgeleri kaybetmemeye çalıştılar ama bir yandan da hazine tükenmiş, harcamalar artmıştı. Bunun ardından Vizigotların başkenti yağmalamasıyla çöküş kaçınılmaz oldu.

Çevre ve toplum profesörü Joseph Tainter’e göre bu çöküşten bizim de çıkarmamız gereken dersler var. Üçüncü yüzyıl itibariyle imparatorlukta yenilikler yaşandı. Ordu iki katına çıktı, süvariler birliği oluştu, bölgeler alt yönetimlere bölündü ve hepsinin kendi bürokrasisi, yargısı ve savunma gücü vardı. Nihayetinde imparatorluk gittikçe büyüyen bu karmaşayla baş edemedi. Çöküşe sebep olan şey savaş değil mali güçsüzlüktü.

Modern Batı toplumlarının çöküşünün insanların ve kaynakların merkez topraklarına geri çekilmesinden önce olacağı düşünülüyor. Daha fakir toplumlar çatışmalar ve doğal afetlerle bölünmeye devam ettikçe büyük göçmen dalgaları da barınmak için daha istikrarlı yerler aramaya başlayacak. Batı toplumları da bu göçlere kısıtlamalarla ve hatta yasaklarla karşılık verecek. Duvarlar inşa edilecek, ordular büyütülecek, sınırlarda güvenlik artırılacak.

Diğer ülkelerdekinin yanı sıra Batı toplumlarının içindeki bölünmeden de bahsetmek gerek. Zengin ve fakir arasındaki uçurum her geçen gün yükseliyor ve bu da toplumu istikrarsızlığa sürüklüyor. Zenginler gitgide zenginleşirken, açlık sınırında yaşayan insanların sayısı her geçen gün artıyor. Yani çökecek olan şey aslında “eşitlik.”

Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere gibi ülkelerde insanlar tatminsiz ve korkuyor. Böyle olunca da bir gruba ait olmak istiyor. Kimliklerini ait oldukları dini, ırksal ya da milli gruplar içinde oluşturuyor. Ardından bu gruplar arasında kaos, şiddet, çatışma baş gösteriyor.

Diğer bir yandan Batı medeniyetinin çöküş sebebi şiddet olmayabilir. Tarih boyunca birçok medeniyet büyük savaşlar, yıkımlar yaşamadan kaybolup gitmiştir. Zaman içinde ortadan kaybolmalarına sebep olan problemlere karşı mantıklı çözümler bulamayabilirler. Bugün korudukları değerlerden vazgeçebilirler. Bazı görüşlere göre batı medeniyetleri çökmeyecek ama toplumlarının sahip olduğu o ılımlı ve dostane hava ortadan kalkacak. Eşitsizlik geri dönülemez bir hal aldığında insanlar isyan edecek. Bununla baş edebilmek için de liberal toplum gidecek ve Çin’deki gibi güçlü hükümetler ortaya çıkacak.

Batı medeniyeti henüz ümitsiz bir vaka değil. Kararlar alınırken mantık ve bilime başvurarak, başarılı bir liderlikle ve iyi bir amaçla insanlık daha da gelişebilir. İklim değişikliği, nüfus artışı, enerji sorunu gibi krizler için ciddi önlemler alınabilir.

Çeviren: Deniz Saldıran

(BBC Future)

Related Articles