Barzaniler ve PDK-I’nın Kürdistan’ın geneline yansımaları-2

Barzani, İran rejimiyle sıkı ilişkiler içinde olduğundan, İ-KDP’nin birçok üyesini kısa sürede ya tutuklatır ya da bir yolla tasfiye ettirir…

BARZANİ TASFİYEYE BAŞLAR

Barzani Mart 1964’te Celal Talabani, Ali Asker’i ve merkezi üyelerini partiden ihraç eder. Bunların yerine kendilerine yakın olanları yerleştirmeye çalışır. 4 Nisan 1964’te ise Mawet’te toplanan Merkez Komite, hem Irak hükûmetiyle olan ilişki ve diyaloğu reddeder, hem de Barzani’nin görevlerini dondurur. Artık yollar ayrılmıştır. Yer yer uzlaşma arayışları olsa da ortaya çıkan çatlak daha da derinleşecektir. Aynı yılın Temmuz ayında Barzani, Merkez Komite üyelerini tutuklamak için peşmerge gönderdiğinde İbrahim Ahmed ve Celal Talabani İran’a geçerek bir yıl Hemedan’da kalacaklardır. İran ile I-KDP anlaştıkları için İbrahim Ahmed ve Talabani ciddi zorluklar yaşarlar. Tüm bu olup bitenlerden hem İbrahim Ahmed’in ve Celal Talabani’nin yetersiz, yanlış ve öz güvenden yoksun anlayışlarının payları da elbette görülmelidir. İbrahim Ahmed siyaseti bırakarak İngiltere’ye yerleşir. İran ise Celal Talabani’yle birlikte yaklaşık 300 kişiyi Dola Reqa’da gözetim altında tutar. Talabani’nin Irak’a sığınması yaşanır. Ve ardından 1966 yılında Celal Talabani, bir ara Irak hükûmetiyle birlikte Kürtlere karşı hareket eder. Talabani, KDP Şoreşger’i arkadaşlarıyla kurarak, I-KDP’ye karşı çatışmalarını bu tarihten itibaren güçlendirerek sürdürür. Molla Mustafa Barzani’nin İran devletiyle ileri düzeyde ilişki geliştirirken Doğu Kürdistan devrimcilerine karşı aldığı tutumu açmak Barzanileri anlamak açısından önemlidir.

Barzani, İran rejimiyle sıkı ilişkiler içinde olduğundan, İ-KDP’nin birçok üyesini kısa sürede ya tutuklatır ya da bir yolla tasfiye ettirir. Barzani, zamanla Pehlevi otoriteleriyle ilişkilerini geliştirdikçe İ-KDP’nin genç üyeleri Barzani’den tamamen kopmaya başlayacaklardır. Bunun üzerine, 1964’te Ehmed Tevfîq – Ebdullah Îshaq önderliğindeki yönetim tarafından toplanan İ-KDP’nin II. Kurultayı ılımlı bazı değişikliklere gider. 1964’te İ-KDP’nin saflarında partinin yeni politik programını eleştiren bir fraksiyon ortaya çıkar. Bir hatırlatma olarak belirtilecek olunursa, daha önce İ-PDK olarak bilinen PDK isim 1954 Kongresinde yapmıştı. “Devrimci Komite” olarak örgütlenmiş olan Kürtler zorunlu olarak 1967’de silahlı direnişe geçmek zorunda kalırlar. Bu esnada İ-KDP’ye karşı tamamen tavır alan Barzani Şah’a destek sunar. Silahlı direnişi başlatan birçok Kürt öncü yakalanarak idam edilir. İ-KDP öncülerinden Süleyman Muini, Mela Aware ve Îsmail Şehzade bizzat Barzanilerin eliyle birçok yoldaşlarıyla birlikte tasfiye edilir. Çok ilginç olan, ilginç olduğu kadar da nefret uyandıran bir durum da, hem Süleyman Muini’yi katlediliyor, hem de cenazesini İran devletinin istihbarat örgütü olan SAVAK’a teslim edilmesidir.

Daha sonra sıraya Tevfik Ahmed konulmuştur. Bu sürece ilişkin Tevfik Ahmed’in söyledikleri tarihin doğru anlaşılması açısından önemlidir:

“Beni de İran istihbaratına teslim edecekler. Molla Mustafa’ya şunu söylemeni rica ediyorum: ‘İran’ın Kürt Hareketi’ne 10 tank vermesi karşılığında, beni SAVAK’a teslim etmesine razı olurum! Sanırım 10 tank kadar kıymetim vardır; ben, buna değerim. Bu durumda ben teslim olmaya hazırım, kendisi de ne yapacağı konusunda serbesttir!” (E. B:)

Molla Mustafa’nın bu yaklaşımları Ahmet Tevfik’in kaçarak Saddam’a teslim olmasına kadar gider. Daha sonradan Ahmet Tevfik’in Saddam tarafından katledilişini de göz önüne getirdiğimizde Molla Mustafa’nın oynadığı rol daha iyi anlaşılır.

İKTDAR BAAS’A GEÇER

17 Temmuz 1968’de gerçekleşen kansız bir darbenin ardından, iktidar tamamen BAAS’çılara geçer. Hükümet programı konusunda başlayan anlaşmazlıklar üzerine BAAS yanlısı Saddam Hüseyin’in başında bulunduğu bir grup subay, Temmuz sonlarında diğer darbeci hizipleri safdışı bırakır. Devlet başkanlığı ve başbakanlığa getirilen El-Bekir, aynı zamanda yeni oluşturulan Devrimci Komuta Konseyi ve BAAS Partisi Bölgesel Komutanlığı Başkanı olarak kesin bir denetim sağlar. Hükûmete ağırlığını koyan BAAS Partisi, örgütlü yapısıyla hemen hemen bütün kurumları ele geçirmeyi başarır. Tabanını genişletmek isteyen BAAS, 1970’te Kürtlerle çatışmaya son vererek Irak Komünist Partisi (I-KP), I-KDP ve öteki bazı milliyetçi ve sol eğilimli siyasi güçlerle işbirliğine yönelir. Tuhaf gelebilir ancak Talabani ile Barzani’yi bir araya getiren güç yine Irak Devleti olacaktır. Daha doğrusu Saddam’ın kendisidir. Saddam Molla Mustafa Barzani için yazdığı bir mektubunda, şöyle demektedir:

“Ebu İdris (Molla Mustafa) kardeş… Gerek müzakere sürecinde gerekse 11 Mart Bildirgesi ilanından sonra hem bizzat size hem de I-KDP’deki yetkili kardeşlere şu kararlı arzumu özellikle vurguladım: Siz Kürtler, aranızdaki kin ve nefreti unutmalısınız. Bütün Kürtler, sizin önderliğiniz altında toplanmalıdırlar ki, 11 Mart Bildirgesi’nde yer alan maddeler hayata geçirilebilsin.” (E. B.)

ORTAK KARARLAR

1970’lere geldiğimizde BAAS Rejimi’nde isim değişiklikleri yine gündeme gelir. Yeni yönetim yayımladığı bir deklarasyonla Kürtlerle anlaşmaya varır. Geçmişte I-KDP’den kopan kimi muhalifler geri döner. Otonomi tartışmaları yoğunlaşır. 11 Mart 1970 tarihinde otonomi antlaşması imzalanır. Varılan ortak kararlar şöyle:

“1.Kürt dili resmi dil olacak. 2. Tüm yönetim kademelerinde Kürt ve Arapların hak eşitliği sağlanacak. 3. Geri kalmış Kürt Bölgesi’ndeki ekonomik, kültürel gerilikle mücadele edilecek. 4. Kürtlerin çoğunluk olduğu bölgelerde idari yapılanmaları oluşturulacaktır. 1957 nüfus sayımı esas alınacaktır. 5. Her türlü örgütlenme özgürlüğü Kürtler açısından sağlanacaktır. 6. Kürdistan’a özel bir bütçe hazırlanacaktır. 7. Kürtler ve Araplar eski yaşadıkları yerlere geri dönecekler. (Zorunlu göçertme ve yerleştirmeler) 8.Genel af ilanı yapılacak. 9. Toprak reformu yapılacak. 10. Anayasada Irak Kürtlerden ve Araplardan oluşur ve diğer halklarında hakları dikkate alınır şeklinde düzenlenecek. 11. Silah ve Radyo devlete devredilecek. 12. Başkan yardımcılarından biri Kürt olacaktır. 13. Yüksek komite bunları yerine getirmekle yükümlüdür. 14. Nüfus sayımına Kürtler nüfus oranı doğrultusunda yasama organlarında temsil edileceklerdir.”

“Sınırların belirlenmesi, peşmergenin olup olmayacağı, Bütçenin belirlenmesi gibi hususlar, 4 yıl sonra yine bir araya gelinerek ortak karar vereceklerini belirtilir. 4 yıl boyunca KDP Güney Kürdistan’da aynen 2003 yılından sonra olduğu gibi iktidardır. Yolsuzluklar ve bireysel zenginleşme diz boyu gelişir. I-KDP ile İsrail ilişkileri bu yıllarda daha fazla gelişecektir. Yine I-KDP ile ABD ilişkilerinin öyle görülüyor geliştirilmesinde Şah Rıza Pehlewi ısrarcıdır. Bunun nedeni ise Kürtleri Irak’a karşı çıkarma planıdır. Biliyoruz ki o yıllarda Sovyetlerle I-KDP’nin ilişkileri de çok güçlüdür. “Sovyetler Birliği, Kürt Hareketi’ne ilk mali yardımı yapan ülkedir. 1961 yılı sonlarında yıllık 360 bin dolar (yaklaşık 120 bin Irak Dinarı) değerinde para verilmişti. Bu ödenekler yıldan yıla artarak 1969’da yarım milyon dinara ulaşabildi. Yardımlar, 1972 yılına kadar sürdü. (Mesud Barzani, age., s. 395.).”

“Sovyetler uzun bir süre Kürt hareketine destek sunacaklardır. Ancak Barzanilerin İran, İsrail ve ABD ile ilişkilerini ileri düzeyde geliştirmeleri ve Irak’a karşı savaş açmalarıyla birlikte: “1974 sonbaharı ve 1975 başlarında Sovyet pilotlarının savaş uçaklarına binip Kürdistan’ı bombalamalarına Irak’a teslim edilmiş bulunan Tupolev-22 uçaklarıyla gerçekleşmişti.” (Oles Smolansky, age., s. 89.)”

1972-73 yılında yeniden Irak Hükümeti’nin petrolü millileştirmesi ile aynı yıllara denk gelen OPEC uluslararası petrol krizi batılı devletlerin ciddi bir şekilde rahatsız olmalarına yol açar. Bunun için alttan alta I-KDP’yi Irak devletine karşı tahrik etmeye başlarlar.

İran Şah’ının H Kissinger’e söylediği sözler gerçekten de çok dikkat çekicidir: “İran Şahı’ndan H. Kissinger’e: “Biz, Baasçılar ile komünistler ve Kürtler arasında bir ittifakı önlüyoruz.” Kissinger emin olmak için Şah’a soruyor: “Onların ittifak yapmasını önleme gücümüz var mı?” Şah, yanıtlıyor: “Evet…” (Temmuz 1973’teki görüşme kaydı.)”

Daha acayip olan sözler ise aşağıda:

“Cezayir başkanı Bumedy en’in Şah’ın; ağzından naklettiği ibare şuydu: ‘Kuzey Irak’taki Kürt Hareketi, elimin altındaki vana gibidir; istediğim zaman açar, dilediğimde kapatıveririm!’ Karar için bundan sonrası keyfinize kalmış ya hepten açık bırakırım ya da tümüyle kapatırım…” (Hamed El Cebburi’nin El Cezire televizyon kanalında yayınlanan “Çağa Tanık Olmak” başlıklı programındaki konuşması.)” (E. B.)

SADDAM’IN MEKTUPLARI

İlginç olan bir durum ise Saddam’ın bu durumu görmesidir ve Molla Mustafa Barzani’yi uyarma ihtiyacı duymasıdır. “Saddam Hüseyin, Molla Mustafa’ya 4 Temmuz 1972 tarihli bir mektup göndererek, onu İran tuzağına düşmeme konusunda uyarmıştı:

“Değerli Ebu İdris (Molla Mustafa) kardeşim, …Şunu iyice ve çokça düşünmeni rica edeceğim: Amerikalılar, İngilizler ve İran Hükümeti, seninle olan anlık amaçları bittiğinde sana, bize ve bilhassa senin şahsına ne yapacaklar acaba? Onların istedikleri, Kürt halkının çıkarına değildir. Keza onlar Kürtlerin (Irak’tan ayrılıp) bölünmeyle sonuçlanan bir savaşla yetinmiyorlar; tersine, sona ermeyecek bir savaş istiyorlar. Onların arzuları, her zaman tanımlayıp belirttiğimiz üzere, Kürt halkının bitip tükenmesi ve ardından Bağdat Hükümeti’nin düşürülmesi, peşinden kendilerine yakın unsurların iktidara doğru itilmesi (getirilmesi) ve nihayet büyük ve kapsamlı bir anlaşma sonucunda sizleri tümüyle yerle bir oluncaya kadar ezmeleridir. Biz, gidişatın bu şekilde olacağını düşünüyoruz. Bu tasavvur ve öngörülerim soyut şeyler değildir; sizin de boş bir zihinle bunu hesaba katacağınızı düşünmüyorum. Lakin bu mektupla demek istediğim şudur: Gerçekçi olmayan duygusal hayaller ve etkenlerin sizi, bazen gerçeği unutmaktan uzaklaştırmasına izin vermeyin…” (Mesud Barzani, Barzani ve Kürt Özgürlük Hareketi, Arapça basımı, s. 835.)” (E. B.)

“Gerçek şudur ki hem ABD hem de İran, aslında Kürt meselesinin hiçbir şekilde çözülmesini istemiyorlar. Zira Kürtler, sadece Irak ordusunu meşgul etmekle yükümlü kılınmışlardı. Böylece bu oyalama (taktiği), Şah ve Kissinger’e faydasını göstermiş oldu.” (Emile Guikovaty, Comment les Kurdes ont ete trahis-Kürtlere Nasıl İhanet Edildi-, Fransız L’Express dergisi, 8-14 Mart 1976.)”

OTONOMİ PLANI YAYIMLANIR

1974 yılında Irak Hükümeti’nin en kapsamlı otonomi planı yayımlanır. Bu planda Kerkük yoktur. I-KDP bu yasayı reddedecek ve I-KDP adına Rastaqin dedikleri kendi otonomi planını yayımlayacaktır. Bunun üzerine, BAAS ile I-KDP arasında çatışmalar yeniden başlar. I-KDP’nin yaklaşık 120 bin peşmergesi bulunmaktadır. İran açık destek vermektedir. ABD, İran üzerinden yardımda bulunacağını ve bizzat Nixon’un ağzından Kürtlerin yanında olduklarını iletir. Sonuç itibarıyla, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi tahriklerle yeni bir çatışma süreci gelişecektir. BAAS’ın yaklaşımı diğer toplumsal muhalefeti ortadan kaldırana kadar Kürtleri etkisizleştirme ve kendi yanına alma taktiğinden başka bir şey değildir. BAAS iktidarı hızla Arap hegemonyasını oluşturmaya dönük çabalar içine girmiştir. İç çelişkileri yanında İran’la sınır ihtilafına da giren BAAS Rejimi, İran’ın ABD ile sıkı ittifakını Sovyetler Birliği’ne yanaşarak dengelemeye yönelir. Bu durum, ABD ve bölgedeki müttefiklerinin feodal komprador karakterli Kürt Hareketi’ne ilgisini daha fazla artırır. Molla Mustafa Barzani, 9 Şubat 1972 tarihinde ABD temsilcilerine yazdığı mektupta, onların tarafında yer aldığını fakat karşılığını alamadığı ittifaka binaen sitemlerini şöyle dile getirmektedir:

“Biz Kürtler ABD’nin ve İran’ın şeref sözüne güvenerek düşmana karşı koyduk ve onunla savaştık (Irak)… Bize mükâfat olarak söz verilen özerklik nerede? Sayın başkan Kürtler söz verilen mükâfatın verilmesini benden bekliyorlar. Ben de sayın başkan, sizden bekliyorum. Halkım bütün güvenini ve umudunu bana bağladı, şimdi ben de bu umudu size bağlıyorum” sözlerini iyi anlayabilmek, daha önce ABD elçileri aracılığıyla ilettiği mesajları ve Kürdistan’da başka alternatif hareketleri tasfiye edebileceğini, “Barzani, her türlü siyasi konuda ABD Hükümeti’yle dayanışmaya, ABD politikalarını uygulamaya ve kendi bölgesindeki Amerikan karşıtı unsurları temizlemeye hazırdır” sözlerinin unutulmaması gerekiyor.

Yine, 1973 yılında, kendisiyle yapılan bir röportajında Jonathan C. Randal’ın aktardığına göre:

“Ben Amerika’ya güveniyorum. Amerika Kürtlere ihanet etmeyecek kadar büyük bir güçtür” diyor, Barzani.

Yine, Molla Mustafa Barzani’nin 1940’larda İngilizlere yazdığı mektuplar da unutulmamalıdır… “Ölüme kadar size verdiğim sözlerimde durmayı sürdürüyorum…”

(Yüzbaşı Hevlet’e gönderdiği bir başka mektubunda, “Emir buyurduğunuz takdirde ateş yakıp kendimi içine atarım…” sözlerini görüyoruz. (E. B.)

KDP KÜRT HALKI İÇİN YAKICI BİR SÜRECİ BAŞLATIR

Öz güçten ziyade uluslararası hegemonik güçlere bel bağlayan I-KDP, Kürt halkına sonuçları çok yıkıcı olacak bir süreci yaşatır. 1972’de artan gerginlik 1974’te çatışmalara dönüşür. 24 Nisan 1974’te Irak BAAS Rejimi, Kaledıze’yi bombalar. Çok sayıda Kürt insanı katledilir. Bu duruma karşı Bağdat’ta yaşayan yurtsever Kürt gençleri, karşı cevap vermek için misilleme eylemi yapma hazırlığına girerler. Bu öğrencilerin arasında I-KDP’nin gençlik hareketi üyesi olan Leyla Qasım da bulunmaktadır. Fakat henüz eylem hazırlığı içerisindeyken tutsak düşerler. Büyük işkencelere rağmen ser verip sır vermeyen Leyla Qasım ve arkadaşları, 13 Mayıs 1974’te idam edilirler. Çatışmalar devam eder. Ancak 6 Mart 1975 tarihli Cezayir Antlaşması’yla İran ve Irak arasındaki sorunlar -Irak’ın bazı adaları İran’a bırakması üzerine- çözüme kavuşunca, İran I-KDP’ye verdiği desteği geri çeker. “11 Mart 1974 tarihinde Kürt Devrimi’yle Irak Hükümeti arasındaki ipler tümüyle koptu. 16 Nisan’da Molla Mustafa, Spilek mıntıkasındaki Irak birliklerine karşı bir saldırı başlatma kararı aldı; karşı askeri operasyonlar başlayınca, Spilek’i ele geçirmek için yapılan saldırı başarısız kaldı. (Aqrawi, age., s. 376.)“

Öz güçten ziyade farklı güçlere bel bağlayan, özelde de İran’a dayanan I-KDP önderlikli hareket yenilir. “Aş Batal” diye bilinen olayda binlerce Kürt peşmergesi, silahlarıyla birlikte ya da silahlarını kırarak teslim olmak zorunda kalır. Bir kısım peşmerge de bu onursuz teslimiyeti hazmedemeyerek intihar eder. Kürt tarihinde çokça görüldüğü gibi aşiret usulü mücadele, evinden kopmama ve en önemlisi de dış güçlere dayanarak ayakta kalma hali, dış destek zayıfladığında ya da geri çekildiğinde mücadelede özgüven yitimine yol açan gerçeklik, en bariz bir şekilde 1975 “Aş Battal” olayında tekerrür edecektir. O yıllarda Avrupa’da I-KDP’nin sorumlusu olan İsmet Şerif Vanlı Aş Battal gerçekliği için, “Devrimin kendi liderliği tarafından tasfiye edilişi” diyecektir. Yine: “Böylesine trajik biçimde sona erebilen halk savaşının başka bir örneğini asla görmedim. Mücadele azminde olup da ellerinde mücadeleyi sürdürmeye yeterli imkânlar bulunan bir halkın salt önderliğe boyun eğerek savaşı bitirmesi örneğini!..” diye yazacaktı.

Cezayir Antlaşması sonrasında I-KDP’nin bir çırpıda tasfiye olması, nasıl ve ne düzeyde dış destekle ayakta kaldığını çarpıcı bir biçimde gözler önüne serer. Başka bir açıdan baktığımızda kendi öz gücüne karşı ne kadar inançsız olduğunu da görebiliriz. Öz dinamiklerine dayanmayan, hep birilerine göre örgütlenmiş olup birilerinden medet bekleyen tarz ve duruşlar eninde sonunda tasfiye edilmekten kendilerini kurtaramazlar. Birilerine dayanarak kendini örgütlemeye çalışmak olsa olsa işbirlikçilik olur. Her güçle elbette ilişki kurulabilir. Ancak ilişkinin de ötesine geçerek adeta birilerine yamanıp onların piyonu olma durumu olsa olsa bir trajediden başka bir şeye yol açmaz, açamaz! Bu arada Güney Kürdistan’da da adım adım farklı akımlar gelişecektir. Bu akımlardan birisi Süleymaniye ve Bağdat’ta Kürt Öğrenci Gençlik Hareketi tarafından kurulan Komeleyî Marksî Lenînî’lerdir. Esasta 1970’lerde kurulmuştur. Dört parça için mücadele etmeyi esas alan, halka yakın, aydın gençliğin içlerinde yoğun yer alan, kadro eğitimi gören ve çizgi olarak da sosyalist bir harekettir. Sekreterleri Şehab Şex Nuri daha tanınmış ismiyle Xale Şehab’tır. Şehab Şex Nuri ve birkaç yoldaşı İran Devleti tarafından yakalandıktan sonra Irak’a teslim edilirler. Irak bu aydın ve devrimci Kürt gençlerini idam eder. İdam öncesi Xale Şehab ve yoldaşlarının, “Kêm Bijî û kêl Bijî” yani “Az yaşa ama coşkulu yaşam” anlamındaki sloganları birçok çevreyi o yıllarda etkileyecektir. Xale Şehab’dan sonra yerine geçen Şasuwar Celal kod adıyla Aram Komala Hareketi’nin başına geçecek ve 31 Ocak 1978’de Karadağ’da şehitler kervanına katılacaktır. Ardından ise bugün Goran Hareketi’nin lideri olan Newşîrwan Mıstefa bu hareketin yani Komala’nın başına geçecektir. Komala Hareketi 1979 yılında gerçekleştirilen bir konferanslarında ismini değiştirerek Komeleyî Rençderanî Kurdistan yapacaklardır. Halepçe’de 16 Mart 1988 günü binlerce Kürt kimyasal silahlarla katledilirken, binlercesi ise ağır yaralanmıştı. Halepçe, Güney Kürdistan’da yaşanan trajediler arasında sadece bir “olay”dır.

Esasta konumuz KDP-I olsa da Güney’de halkımızın yaşadıkları acılara değinmek önemli olacaktır. Irak ile İran arasında vuku bulan savaş sırasında en az 1400 Kürt köyünün boşaltıldığı, çoğunun yakıldığı, milyonlarca sakininin ise sürüldüğü, göç etmek zorunda bırakıldığı çoğu zaman bilinmez. Şubat 1988’de başlayıp Eylül’e kadar süren ve en az 182 bin insanın katledildiği, binlercesinin ise kaybettirildiği soykırım sürecine Enfâl diyor Saddam Rejimi. Enfâl, Kuran’ın bir Sure’sinde, “Kutsal savaşın ganimetleri” anlamında geçmektedir. Kâfir bile kabul görülmeyenlerin mal varlıklarına zoraki el konularak, el koyanlar için helal olan bir eylem türüdür Enfâl. Enfâllerde 182.000 kişi katledilmiştir. Ve kaçının kaybedildiği, kimlere satıldığı, hangi çukura atıldığı dahi bilinmemektedir. Toplam 8 Enfâl gerçekleştirilmiştir. Her bir Enfâl diğerini arıtmıştır. 1,5 milyon insanın yerinden edildiği ifade edilmektedir. Ortada kaldırılan köylerin yerine “mucemmat” diye isimlendirilen stratejik merkez köylere geriye kalan Kürtler zoraki yerleştirilmişlerdir. BAAS Rejimi ilk Enfâl harekâtını Şubat 1988 yılında Cafati Vadisi’nde başlattıktan sonra peşi sıra birçok yere aynı sertlik ve acımasızlıkla kimyasal silahları kullanarak yönelmiştir. Ardından ise yukarıda ifade edilen Halepçe soykırımı gerçekleştirilmiştir. İkinci Enfâl 22 Mart 1988’de, Seyf Senan köyüne karşı gerçekleştirilmiştir. En sert Enfâllerden bir tanesi ise Germiyan’a karşı gerçekleştirilmiştir. En az on bin insanın ortada kaldırıldığı biliniyor. Sekizinci Enfâl harekâtı Behdinan Kürtlerine karşı 25 Ağustos 1988’de gerçekleştirilmiştir. Bugün Güney Kürdistan’da herkes biliyor ki Saddam son Enfal harekatını Behdinan’a karşı uyguladığında ve binlerce Kürdü katlettiğinde I-KDP peşmergeleri Mesut Barzani’nin talimatı sonucu bir çatışmaya girmemiş, Irak ordusuna karşı durmamışlardır. Tam tersine KDP-I peşmergeleri öncelikli olarak ailelerini alarak Kuzey’e kaçmışlardır. Tuhaf gelebilir ancak 3 Ağustos 2014’te Mesut Barzani’nin talimatıyla da KDP-I peşmergeleri Şengal’i bırakıp kaçmış, bunun sonucunda son yüz yılda Êzidîlere karşı DAİŞ tarafından gerçekleştirilen en büyük soykırım yaşanmıştır.

‘KÜRDİSTAN’IN ÜÇTE İKİSİ İNSANSIZLAŞTIRILDI’

BAAS Rejimi 6 Eylül 1988 tarihinde, “genel ve kapsamlı bir af” ilan ederek Enfâl harekatlarını “sözde” bitirdi. Ancak bizde biliyoruz ki 1991 yılına kadar birçok kez yüz binlerce Kürt yerlerinden yurtlarından zoraki edilmişlerdir. “Enfâl Harekâtları”nın bitmesinden iki yıl sonra, Kürdistan’ın üçte ikisi tümüyle insansızlaştırılmış, yüz binlerce insan yerinden edilmişti” diye yazmaktadır, Kerim Yıldız Irak Kürtleri adlı kitabında. Aynı çalışmasında: “Halepçe soykırımına kadar, dünyanın vicdanı Kürdistan’ın trajedisi karşısında kör, sağır ve dilsizdi. Alaska’da buzlar arasında sıkışıp kalmış bir balinanın kurtarılması, “iyi yürekli medeniyet”in gözyaşı oluyordu. Televizyonlar, basın sıkışmış balinanın hallerini anı anına bize duyuruyordu. Ama dünyanın bu köşesinde, bir halkın soykırıma uğramasından kimsenin haberi yoktu. Çünkü, soykırımcı petrol kuyularının üstünde oturuyordu. “Medeni dünyaya” enerji sağlıyordu. Çıkarlar gereği vicdanlar, tatildeydi” diye yazmaktadır. Sıkça uluslararası ya da devletlerarası sömürge Kürdistan ya da sömürge bile olmayan ülke denilirken, herhalde kast edilen gerçeklik bu olmalıdır. 1 Haziran 1976 tarihinde yukarıda dile getirilen hareketler yani Komala, Kürdistan Demokrat Sosyalist Hareketi ve Hêlî Gıştî, Yekîtîya Nîştîmanî Kurdistan’ı (YNK) bir cephe olarak ilan ederler. Haziran 1975’de üç örgütten oluşan YNK’de en etkili isim Ali Asker’dir. YNK’yi Şehit Aram küçük burjuva karakterli olarak gördüğü için katılmayacak, Aram’ın şehadeti ardından ise hareketin başına geçecek olan Newşîrwan daha sonra YNK’ye katılacaktır. PDK-I daha doğrusu Barzaniler’i iyi anlamanın en iyi örneklerinden birisi Ali Askerler’in katledilmesi olayıdır. Ali Asker ve yoldaşları, Güney Kürdistan’da yaşanan iç çatışmalardan dolayı çalışma zemininin bulunmadığını düşünerek 1000 kişilik seçme bir peşmerge gücüyle Kuzey Kürdistan’a geçerek direnişi başlatmayı planlarlar. Ne var ki, henüz daha Oramar’a bile ulaşamadan I-KDP’nin karşı örgütlemesi sonucunda yöre insanları Ali Asker ve arkadaşlarına saldırırlar. Bunun üzerine, Ali Asker güçlerini alıp Botan’a geçer. I-KDP’nin kendi dışındaki Kürt örgütlerini tasfiye etmedeki marifeti sonuç verir. Ne yazık ki bu süreç, Ali Asker ve arkadaşlarının tasfiyesiyle sonuçlanır. Saddam’ın daha doğrusu BAAS ajanlarının bölgede gezdiğini yöre halkına bildiren I-KDP, halkın Ali Asker ve arkadaşlarına yönelmelerine neden olur. 1978’de Taştamerge’de -Beytüşşebap zozanlarında- Ali Asker ve arkadaşlarının etrafı kuşatılır. Bu çatışmalarda yaklaşık 700 peşmerge katledilir. 300’ü esir edilir. Ali Asker, Tahir Wali Beg, Huseyin Baba Şex (Yezidi) ve Dr. Xalıt esir düştükten sonra katledilirler.

İŞBİRLİKÇİ PARTİ İSRAİL’İN İŞİNE GELİR

26 Mayıs 1976 tarihinde, Mesut Barzani, İdris Barzani ve Sami Abdurrahman, Kerim Sincari, Azad Berwari KDP Qiyadi Muwakat’ı (Geçici Kumanda) oluşturlar. I-KDP’nin bu tarihten sonraki sürece Mayıs Devrimi dediğini de ekleyelim. Bu tarihten itibaren Sami Abdurrahman, İsrail ile sıkı ilişki içerisine girer. Arap dünyası içerisinde kendisine bağlı bir Kürt işbirlikçi partisi, İsrail’in de işine gelir. I-KDP’nin başına resmi olarak 1 Mart 1979 tarihinde Molla Mustafa Barzani’nin ölümü ardından Mesut Barzani geçse de pratikteki esas isim 31 Ocak 1987’de vefat edene kadar İdris Barzani olacaktır. Mahabad’da Barzani’nin Qazi Muhammed’i nasıl yalnız bıraktığını halen yazanlar var. Kuzey parçasını ele alırken her iki Sait’in nasıl komplolarla tasfiye edildiğini yazmıştık. İ-KDP peşmergelerinin I-KDP’lilerce İran’a nasıl teslim edildikleri biliniyor. Her parçadaki Kürt örgütlerini, istihbarat örgütlerinin kontrolü altına almak için kurulan I-KDP’ler sır değil.

Aynı şekilde Irak sosyalistlerini nasıl katlettikleri de biliniyor. IKP sorumlusu Ecine Zaho’da I-KDP tarafından katledilen 12 komünist için, “I-KDP ile IKP ilişkilerini tahrip eden büyük felaket” olarak nitelerken, (I-KDP’nin önde gelen şahsiyeti) Dr. Mahmud Osman şöyle demişti:

“Son yıllarda halka karşı ve aynı şekilde Kürdistan’da bulunan Irak yurtsever güçlerinin mensuplarına karşı terör uygulandı. Mesela Barzani önderliğinin bilgisi dâhilinde Heza Zaxo komutanı İsa Suvar tarafından ikisi merkezi önderlikten olmak üzere Merkez Komitesi’ne bağlı teşkilat mensubu 12 komünistin katledilmesi olayında olduğu gibi, bu gibi olaylar Kürt halkının çıkarlarına aykırıydı. (Taqyim Mesirat-il Sawra.., s. 24.)” (E. B.)

KDP-I DOĞU’DA KATLETTİ

Ve tabii tüm bunlara bir de 1979 yılından itibaren Humeyniler’in yanında yer alarak binlerce Kürt peşmergesini, Kürt sivil insanını KDP-I’ın Mesut Barzani önderliğinde Doğu Kürdistan’da katletmeleridir. İran devletinin silahlarını alıp Kürt hareketlerini ve insanlarını marifet bilen KDP-I, Doğu Kürdistan’da gerçekleştirdiği bu katliamları ise güya Şino’ya naaşı gömülen Molla Mustafa Barzani’nin naaşının mezarında KDP-İ tarafından çıkartılması ile güya Doğu Kürdistan devrimci hareketlerin KDP-I’nın Doğu Kürdistan’da çıkmalarını istemeleri imiş. Halbuki öyle bir durumun olmadığını tüm Doğu Kürdistan hareketleri söylüyorlar. Esas olan, yıllarca şah ile ortak aynı cephede birlikte çalışan Barzaniler’in yeni işbaşına gelen Humeyniler’e ne kadar yakın durdukları ve şaha ise ne kadar uzak durduklarını göstermekten öteye bir şey değildir.

BARZANİ AİLESİ: DÜŞMANDAN KAÇAR, KÜRDE SALDIRIR

Yukarıda da ifade edildiği gibi 1930’larda İngiltere ile Irak devleti Barzan’ın üzerine gittiğinde Barzaniler Kürdistan’ı direnmeyerek terk etmişlerdir. Daha sonra 1944-45 yılında benzer bir şekilde direnmeyerek Kürdistan’ı terk etmişlerdir. Mahabad’da Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin üzerine İran devleti saldırdığında Barzaniler arkalarına bakmadan kaçmış ve Qazi Muhammed’in idam edilmesine yol açmışlardır. Yine Saddam’ın Kürt halkına karşı 1975 yılında geliştirdiği saldırıda Barzaniler direnmeyerek kaçmıştır. Hem de halka Aş Battal’ı dayatarak. Yine Saddam’ın Kürt halkına karşı geliştirdiği 8. Enfal Harekatı sürecinde de Barzaniler halkı savunmayarak kaçmışlardır. Yine 3 Ağustos 2014 günü de Şengal’de Êzîdîleri savunmayarak kaçmışlardır.

Dikkat edersek sömürgeci devletler karşısında direnmeyen bir Barzani Ailesi ile hep karşı karşıyayız. Sömürgeci devletler karşısında I-KDP ve Barzaniler-on binlerce silahlı güçleri olsa bile- tek bir direniş göstermeden hep meydanı terk ederlerken, Kürt halkına ve onun öncü devrimci güçlerine karşı ise hep en ileri düzeyde “babayiğit” kesilmişlerdir. Hatta babayiğit kesilmelerinin de ötesinde Kürt hareketler söz konusu olduğunda, o hareketlere yönelmekten tek bir geri adım atmayarak birçok öncü Kürt devrimcisini katletmesini de bilmişlerdir. Doğu Kürdistan’da Süleyman Muini ve arkadaşları, Kuzey Kürdistan’da Dr. Şıvan ve arkadaşları, Güney Kürdistan’da Ali Asker ve arkadaşları, Şengal’de PKK gerillalarına karşı, Rojava’da YPG ve YPJ güçlerine karşı çetelerin yanında yer alarak katletmeleri hep somut örneklerdir. Sömürgecilerine karşı tek bir mermi sıkmadan meydanları terk eden bir Barzani Ailesi ancak söz konusu Kürtler olduğunda ise en ileri düzeyde saldırganlıktan geri durmayan bir Barzani Ailesi. Daha somut olarak Mahmud Osman’ın ifade ettiği ancak Eyüp Barzani’nin kendi kitap çalışmasına aldığı bir durumu buraya almak, Barzanileri’n Kürtleri katlederken ne kadar mahir olduklarını görülmesi açısından iyi olabilir.

“Dr. Mahmud Osman, Molla Mustafa Barzani’ni bizatihi Barzan Şeyhinin oğlu olan Osman’a dönük operasyonunu: “Ne Molla Mustafa ne de oğulları hiçbir gün savaş cephelerine gittiler. Aslında planlı bir taarruzu, hücumu hazırlamış değiller. (Düşmana) okkalı bir darbeyi bile düzenlemediler. Partizan savaşlarına da katılmadılar. Barzani, sadece bir kez savaş cephesine gitmiş oldu ki, bu da Barzan yöresindeki Osman ile grubunu kovmak içindi” diye (Taqyim Mesurat-il Sawra) kitabında yorumlamıştır.”

Kaldı ki yıllarca I-KDP’nin Kürtler arası birlikler oluşturma çabalarını hep boşa çıkarması ve Ulusal Konferans ya da Ulusal Kongre planlamalarını hep teğet geçmesi, Rojava Kürdistanı’nda çıkan tarihi fırsata bu denli -hiç kimsenin anlayamayacağı tarzda ve anlamsız bir şekilde karşı çıkışı- ayrıca üzerinde durulması ve altının iyiden iyiye eşelenmesi gereken durumlardır.

KASIM ENGİN / ANF

Related Articles