Barzaniler ve PDK-I’nın Kürdistan’ın geneline yansımaları-1

Dünya Savaşı’ndan sonra Irak’ı işgal eden İngilizlerin Güney Kürdistan’ı denetime almaları çok kolay olmadı. 1922’de Şeyh Mahmut Berzenci önderliğindeki Kürt güçleri, İngilizlere karşı direnişe geçtiler…

Bölgede doğan otorite boşluğundan da yararlanan Berzenci Hareketi, İngiliz Güçleri ve Arap işbirlikçiliğinin ortak saldırıları karşısında yenildi. Süleymaniye merkezli Berzenci Güçleri dağlara çekildiler. Bu alanlarda zaman zaman yaşanan çatışmalar 1924 yılına kadar sürdü. İngilizler Irak’taki varlıklarını daha fazla garanti altına almak için bağımsız bir Irak Devleti’nde karar kılacaklardı. Ancak bu bağımsızlık, elbette ki manda rejimi olmayı aşmayan bir bağımsızlık olacaktı. İngiliz ve Araplar arasındaki bu antlaşmada Kürtlere yer yoktu. Bu arada çevresine dönük saldırılarını sürdüren Şeyh Ahmet, bu yeni saldırılarına Zebari ve Bradosti aşiretlerini de kattı. İngilizlerle ilişkileri sıcak olan Bradost aşiret lideri Şeyh Reşit’in bulunduğu Lolan’a Barzanilerin saldırılardan dolayı, İngilizler Şeyh Ahmet’e yöneleceklerdi. Barzanilerin Bradostlarla olan çelişkileri benzer bir şekilde Berwarilerle de yaşanmıştır. Hiç şüphe yoktur ki çelişki ve çatışma alanı hükmetmeyle bağlantılı bir konudur. Zira ilk günden başlayarak Barzaniler, bulundukları yerlerde yayılmayı kendilerine esas almışlardır. 1930’larda Irak Devleti’nin Kürdistan’da karakollar inşa etmesi üzerine Barzani kardeşler – Şeyh Ahmet ve Molla Mustafa- direnişe geçerler. Ancak direniş başarısız kalır. Bunun üzerine Mustafa ve Sıdık Barzani Irak’ın güneyinde bulunan Nasıriye’ye sürgün edilirler.

İSYANLAR

Her yenilgiyle sonuçlanan direniş ve isyan, beraberinde birçok tahribatı getiriyor. Geçmiş tarihlerde alıştığımız Kürdistan’ın savaş alanına dönmesi ardından viran olması nasıl ki toplumsal yapının gelişimine ket vurmuş ise; bu dönemde de her yenilginin ardından gelişen ‘Sel Hareketleri’ Kürdistan’ı tarumar etmiştir. Her yenilgi beraberinde; kan, gözyaşı, sürgün ve katliamları daha da ağırlaştırmıştır. Bu da kendi içine çekilerek sinmeyi, ürkmeyi ve güvensizliği yaratmıştır. Barzaniler, 1937 yılına kadar sürgünde yaşarlar. 1937 yılında Barzan’da yeniden bir direniş gelişir. İsyanın amacı Barzaniler’in sürgünden geri dönmelerini sağlamaktır. Bunun üzerine Irak Devleti, sürgünleri Nasıriye’den kaldırarak Süleymaniye alanına kaydırır. Süleymaniye, Kürt direnişçiliğinin ve aydınlanma hareketinin gelişkin olduğu bir alandır. Barzaniler özelde de Mustafa Barzani, burada Hiwa Hareketi’yle ilişkilenip etkilenecektir. Daha sonra Barzani’nin Mahabad’a gitmesindeki en temel etkileyici güç, Hiwa Hareketi’nin kendisidir. Hiwa Hareketi’nin kendi dönemindeki birçok harekete göre çok daha gelişkin yönleri bulunmaktadır. Araştıran ve inceleyen, bilimsel bir yaklaşımı esas alıp belli bir ideolojik çizgiye sahip olan Hiwa Hareketi, ilk başlarken bir öğrenci hareketi olup daha sonra da dediğimiz gibi Doğu ve Güney’de kurulacak olan hareketlere ilham kaynağı olacaktır.

1943’te Güney Kürdistan’ın Barzan Bölgesi’nde Molla Mustafa Barzani bir isyan başlatır. Irak Ordusu’nun Erbil ve Bahdinan bölgelerini terk etmesine yol açan isyan, 1945’te İngiliz Hava Kuvvetleri tarafından bastırılır. Barzani ve peşmergeleri İran’a çekilirler. Barzani, Demokratik Kürdistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunda yerini alır. Cumhuriyet yıkıldığında peşmergeleriyle beraber Sovyetler Birliği’ne geri çekilme yapar. Irak KDP’sinin kuruluş girişimlerine önayak olacak isim Molla Mustafa Barzani’dir. Sovyetler’de bulunduğu için Hamza Abdullah’ı görevlendirecektir. Hamza Abdullah yukarıda dile getirilen ve yine bunun gibi birçok hareketi bir araya getirir. Güney’in o dönemlerde etkili bir ismi de İbrahim Ahmed’dir. Bunu bilen M. Barzani, İbrahim Ahmed’in de partide yer almasını ister. İran KDP’sinden etkilenme kesindir. Ancak daha önemli olan etken ise, Barzani’nin Sovyetler’de bulunuyor olmasıdır. Sovyet desteğinin alınabilmesi için biraz sol söylemlerin kullanılması gerekmektedir. İlkel milliyetçilikle bir destek alınamayacağı açıktır. Alelacele kurulan I-KDP’nin plan ve programdan yoksun olması, yukarıda söylenenlerin doğruluğunun ispatıdır. Hâlbuki her partinin ciddi bir siyasal programı vardır. I-KDP’nin öyle ciddi bir hazırlığı yoktur. Böyle olmadığını bizler genel Kürdistan Sorunu’na gösterilen yaklaşımlardan görüyoruz. Bu durumdan olacak ki; kimi önemli şahsiyetler partinin kuruluşunda yer almayıp Irak Komünist Partisi’ne katılacaklardır. Bazı sancılara ve rahatsızlıklara rağmen I-KDP, resmen 16 Ağustos 1946 tarihinde Hamza Abdullah öncülüğünde kurulur.

Belki de I-KDP’nin kuruluşunun en önemli ismi olarak Hamza Abdullah’ı belirtmek yanlış olmaz. İbrahim Ahmed partide önemli bir yere sahiptir. Yine Nuri Ahmed Taha’yı da bu kuruluştaki rolünden dolayı anmak gerekiyor. Ancak I-KDP’yi sadece Irak için düşünmeleri, esas itibarıyla bir parçalanmanın da başlangıcıdır. Ve bu parçalanışın tarihin ilerleyen aşamalarında ne kadar büyük tehlikelere sebep olduğu herkesçe görülecektir.

TEK PARÇA İÇİN KURULAN İLK PARTİ

Unutmayalım ki Kürdistan’da sadece bir parça için kurulan ilk parti I-KDP’dir. Kurulan I-KDP -o zaman Mahabad’da bulunan Molla Mustafa Barzani başkanları olarak seçerek- yalnızca aşiret reislerini yani feodalleri esas alan bir parti olmasıdır. Şeyh Latif, Şeyh Mahmut Berzenci’nin oğlu, Kaka Ziyad Ağa bunlardan sadece birkaç tanesidir. Her ne kadar bu yaklaşım etkili olan aşiret reisleri aracılığıyla bütün aşiretleri mücadelenin içine çekme amacıyla yapılmış olsa da sonradan görüleceği gibi gerçekleşen durum feodal kültürün kökleşmesi olacaktır. “Üçüncü konferans, Ocak 1953’te Kerkük şehrinde düzenlendi. I-KDP, sol bir öğreti ve programı benimsedi. “Marksist Leninist bir parti” olduğunu kamuoyuna duyurdu” (E. B) denilse de KDP-I’nın özünde parçacı yaklaşımlarıyla Kürdistan tarihine en ciddi darbeyi vurması bakımından da ele alınması önemli olacaktır. İsmi demokrat parti olsa da çizgisi aşiretçiliği ve Güneyciliği aşmayan bir içeriğe sahiptir. Abdullah Öcalan’ın deyimiyle “ilkel milliyetçi” bir yapıya sahiptir. Molla Mustafa Barzani bir aşiret reisidir. Bu durum doğallığında I-KDP’nin nasıl yürütüleceğini de ortaya koymaktadır. Nitekim I-KDP’de en etkili isimlerden olan Hamza Abdullah, Ali Abdullah, Doktor C. Abdülkerim en üst yönetimi temsil edeceklerdir. Bir altlarında ise İzzet Aziz, Mustafa Xoşnav, Nuri Ahmet Taha gibi isimler vardır. Barzani I-KDP’nin yürütülüşünde direkt hazır olmasa da ona yakın isimler Barzani’yi ve çizgisini hâkim kılacaklardır. Barzani’siz I-KDP 1958’e kadar devam eder. Rızgari adında bir dergi çıkartılır. Ancak kuruluşundan sonra giderek İbrahim Ahmed etkili olmaya başlar. 1951’de yapılan I-KDP’nin II. Kongresi’nde (Mart Konferansı) İbrahim Ahmed, Hamza Abdullah’ı üst kuruldan düşürür ve onun yerine geçer. I-KDP’nin önemli kurucu isimlerinden -belki de kurumsallaştırılmasında demek daha doğru olur- asıl anılması gereken isim İbrahim Ahmed’dir. Kendisi 1951 yılından 1964’e kadar partiyi yürüten kişi olmuştur. Partinin genel sekreterliği görevini üstlenir. 1955 yılında Hamza Abdullah ile İbrahim Ahmed arasındaki çekişme, ayrılma noktasına kadar gider. Hatta; “1956’da iki eğilim birleşerek “Kürdistan Birleşik Demokrat Partisi” (KBDP) ismini aldı. Genel Sekreteri Hamza Abdullah’tı. Xebati Kurdistan (Kürdistan Mücadelesi) isimli gazeteyi yayınladı. (E. B).” Öyle görülüyor ki o zaman Hamza Abdullah daha çok sol eğilimli iken İbrahim Ahmed daha çok milliyetçi bir çizgidedir. I-KDP ikiye bölünse de sonraları Molla Mustafa Barzani ayrılanları yeniden parti çatısı altında birleştirir. Dediğimiz gibi bir dönem kendisini I-I-KDP-Özel olarak isimlendiren Hamza Abdullah, 1958 yılında Barzani’nin Irak’a geri gelmesiyle bundan vazgeçer ve sorunlar bir ölçüde “giderilmiş” olur.

BAĞDAT PAKTI

1950’lerde Ortadoğu’nun güvenliğinden, yani Sovyet etkisinin ve komünizmin Ortadoğu ülkelerine sızmasından kaygılanan ABD, bu bölgedeki hükûmetleri kendi aralarında örgütlenmeye teşvik etti. Başlangıç olarak önce Türkiye ile Irak arasında Bağdat’ta bir karşılıklı işbirliği antlaşması imzalandı (26 Şubat 1955). Antlaşmaya göre iki ülke ortak savunmaları için işbirliği yapacaklardı; antlaşma Arap Birliği’ne üye devletlere ve işbirliği yapmak isteyen Ortadoğu devletlerine açık tutuluyordu. Bundan yararlanarak antlaşmaya önce İngiltere katıldı (1955). Aynı yıl içinde onu Pakistan ve İran izledi. Böylece üye devletlerin sayısı beşi buldu ve bakanlar düzeyinde bir daimi konsey kuruldu. Bağdat Paktı Sovyetler’den çok Araplarda tepki uyandırdı. Özellikle Mısır, bu paktı Arap Birliği’ne karşı en ağır darbe saydı. Bu yüzden Irak’tan başka hiçbir Arap devleti bu antlaşmaya katılmadı.

1958’de Irak’ta patlak veren devrim, Irak Krallığı ile birlikte Bağdat Paktı’nı kuran bütün yöneticileri de yok etti. Yeni Irak hükûmeti 1959’da Bağdat Paktı’ndan çekildi. Değişen bu koşullara uymak için Pakt’ın merkezi Bağdat’tan Ankara’ya taşındı ve adı Merkezi Antlaşma Teşkilâtı CENTO, (Central Treaty Organization) olarak değiştirildi. Bu arada ABD’ye Pakt’a katılması için öneride bulunulduysa da ABD bunu uygun bulmadı, ama pakt üyesi üç Ortadoğu devleti ile birbirinin aynı olan ikili antlaşmalar yaptı. Önceleri Bağdat Paktı olan, sonra tutmayınca CENTO olarak isim değiştiren bu örgütün başka bir önemli görevi de Kürtler arası olası birlik çalışmalarını engellemek ve gelişme emareleri gösterecek herhangi bir Kürt hareketinin önünü almaktı. Bu bağlamda uluslararası güçlerin desteğiyle kurulan bir anti-Kürt Paktı oluşturulduğu açıktır. 14 Temmuz 1958’de iktidarı ele geçiren Abdülkerim Kasım monarşiyi yıkarak cumhuriyeti ilan etti. Bir devrim gerçekleştirdi. Kasım hükûmeti, 28 Temmuz’da yayımladığı geçici anayasada Kürtlerin Irak devleti sınırları içindeki varlığını ve ulusal haklarını tanıdı. I-KDP yasallık kazandı ve aynı yıl Molla Mustafa Barzani Sovyetler Birliği’nden döndü.

ABDULKERİM KASIM

Abdülkerim Kasım’a değinmek gerekiyor. Anne tarafından Feyli Kürtlerinden olan Kasım, iktidara geldiği ilk günden başlayarak Kürtlere yakın durmuştur. Kürtlere karşı var olan birçok yanlış yaklaşımı terk etmiştir. Abdul Cemal Nasır’ın Mısır’da geliştirdiği Arap milliyetçiliği, Kürtlere Araplarla birlikte yaşadıkları yerlerde büyük zararlar vermiştir. Daha sonradan da göreceğimiz gibi örneğin Suriye’nin Kürtlere karşı geliştireceği anti-Kürt politikaları, gelişen bu Arap milliyetçiliğiyle yakından bağlantılıydı. Kasım 1958 yılında iktidarı askeri bir darbeyle almış olsa da birçok yeni uygulamaya imza atmıştır. İlk işlerinden bir tanesi, Sovyetler’de bir nevi zoraki yaşayan Mustafa Barzani’yi Irak’a davet etmesidir. Sadece davet etmekle kalmayıp, bizzat havalimanında karşılamış, Irak’ın önceki Meliklerinin saraylarına yerleştirmiş, hükümet çalışmalarının ortağı haline getirmiş ve aldığı tüm kararlarda Barzani’yi haberdar ettiği gibi ortak bir anayasa hazırlığına kadar gitmiştir. Bu anayasanın 3. maddesine Kürtlerin ve Arapların Irak’ın ortakları olduğunu da eklemiştir. Daha önce yasaklanmış birçok sol-sosyalist partinin yasak kararını kaldırmıştır. Toprak reformu yapmıştır. Bunların içerisinde, IKP-Irak Komünist Partisi’ni de (1934 yılında kurulmuştu) serbest kılmıştır. Ağalığı kaldırmıştır. Tüm yayınlara serbesti getirmiştir. Hukuku katı işleme yerine ahlaki ölçülere daha fazla değer biçerek yeni bir siyaset tarzına imza attığını belirttikten sonra, CENTO Kasım’la dağılmıştır. İngiltere’nin kendi arka bahçesi haline getirdiği Irak’ı Kasım, adım adım bu bağımlılıktan ve “Muz Cumhuriyeti” olmaktan çıkarmayı hedeflemiştir. Bunun ilk adımı olarak da Irak petrolünü millileştirmiştir. Abdul Cemal Nasır’ın Suriye ile geliştirdiği Birleşik Arap Cumhuriyeti’ne (BAC) katılmamıştır. Nedeni olarak da Irak’ın homojen bir yapıya sahip olmayıp Arapların dışında çok farklı halkların yaşadığını ifade etmiştir. Kasım’ın mevcut bölge iktidarları ve uluslararası sisteme kıyasla çok ileri olan düşünce ve pratikleri birçok çevreyi rahatsız edecektir. Öncelikli olarak Irak’ta adım adım örgütlenen BAAS’çılar Kasım’ın bu duruşuna karşı çıkacaklardır. Milliyetçiler de rahatsızlıklarını dile getirirler. Toprak reformu ise Kürtlerin aşiret reislerini rahatsız edecektir. Toprak reformlarını kabul etmeyen çevrelere sert yönelen Kasım’a birçok çevre karşı çıkacaktır. Özcesi, gerçekleştirdiği birçok uygulamadan dolayı Kasım’a karşı geniş bir cephe oluşur. Bu cepheye Barzani de 1960 yılında katılır. 1961 yılında tüm bu gerginliklere I-KDP’nin yayın organı Xebat’ın kapatılması da eklenince, I-KDP ile Irak Rejimi arasında şiddetli çatışmalar başlar. Kasım daha önce izlediği ılımlı ve yer yer demokratik diyebileceğimiz çizgiyi terk ederek, otoriter bir doğrultuya kayar. Buna en iyi örnek; Kasım’ın 1962 yılında I-KDP’ye yardım ettikleri gerçekçesiyle Kürt cahşlarını ve Zebarileri, Süryani halkının üzerine salması gösterilebilir. I-KDP bu arada 11 Eylül 1961 tarihinde daha sonra “Şoreşa Êlûnê” diye adlandıracakları karşı harekâtı başlatır. Kısa bir süre sonra 8 Kasım 1963’te Irak’ta BAAS’çı ve milliyetçiler askeri bir darbe ile Kasım’ı iktidardan düşürürler. Yerine General Abdulselim Arif gelir. Başa geçen BAAS Rejimi Irak’ı “İki ulustan oluşan bir devlet” olarak tanımlar. Kürtlerle ilişkilerini yeniden gözden geçirme sözü verir. Partinin bilgisi dışında Barzani, iktidarı ele geçiren milliyetçi çevrelerle ilişkiye geçer. İbrahim Ahmed ile Celal Talabani -birisi partinin birinci sekreteridir, diğeri ise polit-büro üyesidir- bu anlaşmayı kabul etmeyerek Molla Mustafa ile görüş ayrılığına düşerler.

“Baasçılar, 9 Mart 1963’te çok açık biçimde ‘Kürt halkının ulusal haklarını ademi merkeziyetçi esasa göre tanıdıklarını’ ilan etmişlerdi… Ancak biz de biliyoruz ki: Baas hükümet, General Kasım’ın Kürt meselesini ‘nihai olarak çözümünden daha fazlasını yapma becerisinde olduğunu göstermek amacıyla, beş ay zarfında 3000 Kürt köyünü yerle bir etti, yüzlerce köy ahalisini tehcire tâbi tutup Arap çoğunluğun yaşadığı güney bölgelerine sürgün etti.

9-10 Eylül 1963’te Bağdat Hükümeti saldırıya geçip Süleymaniye halkını katletmeye başladı. 176 erkek, kadın ve çocuk ensesinden kurşunla vurularak öldürüldü. Bu katliamdan önce insanlara, toplu mezarlar kazdırılmış ve kazılan mezarlara doldurulmuşlardır. Ertesi gün şehir ahalisinden 100 kişi daha, Baas milisleri tarafından vurulmaktadır. Süleymaniye, Kürt direniş bölgesinin önemli alanlarından birisidir.”

(E. B.)

“Moğolistan Halk Cumhuriyeti, 3 Temmuz 1963 yılında, “Irak Hükümeti’nin Kürt halkına karşı uyguladığı kitlesel imha siyasetinin” BM Genel Kurulu’nun 18. Dönemi Çalışmaları gündemine alınması için resmi başvuruda bulundu. Bunun üzerine Irak Hükümeti, Moğolistan’ın başkenti Ulanbatur’daki diplomatik temsilciliğini askıya aldı.”

Yine belirtelim ki, Suriye devleti 6 bin askeriyle Irak’ta BAAS rejim güçleriyle birlikte Kürt direnişini kırmak için Kürtlere karşı savaşmıştır. Her ne kadar bu uzun süre inkar edilmiş olsa da, “21 Ekim 1963 tarihinde Irak Cumhurbaşkanı Mareşal Abdülselam Arif, Zaho mıntıkasında yerleştirilmiş bulunan Suriye birliklerini ziyaret etmesini zamanın gazeteleri yazmıştı.”

KASIM ENGİN / ANF

Related Articles