Barış İçin Bir Umut : Rojava

Birinci Dünya Savaş’ından dört yıl sonra, 1922’de Orta Doğu’ya dışardan yapılan müdahaleyi tarihçi Fromkin, kitabının da adı olan ‘tüm barışları sonlandıracak tek barış’ stratejisi olarak nitelemişti. O zamanın Avrupalı ve Amerikalı güçleri Orta Doğu’ya uyguladıkları stratejinin esasını din üzerinden geliştirdiler. 1922’de Britanya ve Fransa Türkiye’yi Osmanlı İmparatorluğunun devamı olarak muhafaza ederken bildiğimiz gibi çeşitli bir ulus-bir devlet yönetim modelini esas alan devletler kurdular. Suudi Arabistan, Kuveyt ve Iraq bu ulus devletlerden birkaçı. Din ve etnik çelişkiler, kaynağını Orta Doğu’ya dışardan dayatılan bu ulus-devlet stratejinden aldı. Siyasetin esası din üzerinden geliştirilirken devlet tanrı, dini de milliyetçilik oldu. Bu nedenledir ki, ulus-devlet ve milliyetçilik kar`ın en üst noktaya çıkarılmasına hizmet eden kimi metafizik özelliklere sahiptir. Bugüne kadar Orta Doğu’ya empoze edilen bu strateji kan dökerek acı yaratırken, tanrıların erkek olduğu bu yaşamlarda kadınların durumu ve hakları, farklı halkların, etnik azınlık ve kültürlerin ve de bireyin hak ve hukuku gözler önünde. Peki, bir umut var mı? Umut var, adı da Rojava.

Yukarıda özü belirtilen yönetim modelinin yarattığı çözümsüzlüklere ve haksızlıklara cevap olabilecek güçlü bir aday olarak duruyor Rojava.

Suriye’nin kuzeyinde savaşın ortasında ortaya çıkan Rojava modeli bu güçlü aday olma özelliğini hangi noktalardan alıyor:

Birincisi Rojava projesi dışardan değil bölgenin kendi dinamikleri üzerinden özgüç ve özsavunma ilkelerine dayanıyor. Doktrinin sahibi Öcalan, yaptığı araştırma inceleme ve halkla ilişkiler sonucu, bölgedeki modernite öncesi yaşamın doğasına uygun olarak, aslında ondan çok da uzak olmayan, bu oluşumu demokratikleşmenin esası olarak ele aldı.

Yaratılacak demokratik toplumda plural ve çeşitlilik politikaları esas alınıyor; çokdilli, çokkültürlü, farklı ulus, etnisite, kimlik ve dini inançlar bir zenginlik kaynağı.

Bu toplum, iç de ve dış da ekonomik, ekolojik ve barışçıldır.

Cinsler arası eşitlik ilkesiyle kadın, yönetimin her düzeyinde yer alır.

Topluma karşı sorumlulukları olan özgür birey-yurttaşlar vardır.

Tek şart bireyin bu özgür zihniyete ulaşması.

Rojava demokratik toplum projesi eski modernitenin tam tersi ya da ilerisi diyebiliriz. Eski’nin tekçi sistemi altında boğulan Helen kültürü, yok olmakla karşı karşıya kalan Yahudiler, büyük saldırılara uğrayan Ermeniler, Süryaniler ve yeni yaşamın savaşını veren Kürtler. Bölgeye reva görülen eski klasik modernist yaklaşım Filistin sorununun çözümünde başarısız kalmıştır. O halde bu Orta Doğu da çözüm yaratamayan eski modernite yerini yenisine bırakmalıdır. Zifiri karanlıkta ışık saçan Rojava’ya bir şans verilmelidir.

Kadınların ikinci sınıf muamelesi gördüğü, hiçbir demokratik değeri olmayan, Birleşmiş Milletler tarafından Yemen’de savaş suçlarından kınayan Suudi Arabistan gibi ülkelere kucak açan Avrupalı güçler bu ülkenin pozisyonlarını ticari çıkarları uğruna güçlendirmekteler.
Rojava’nın plural demokratik değerleri insanlık için bir şans. Bu nedenle Avrupa ve Amerika, uluslararası karar mekanizmalarına Rojava’nın katılmasını desteklemeliler.

Çünkü Rojava, tüm barışları tek bir barış için sonlandıran değil, herkesin barışıdır.

Related Articles