AYNAYA FRAGMANLAR-1

“Ayna” , üzerinde en çok düşünülen, yorumlar üretilen sözcüklerden biri kuşkusuz. İnsanın kendisini tanıması ve tanımlamasında olduğu kadar evrenle, kendi dışındaki varlıklarla kurduğu ilişkiyi açıklarken hemen tüm bilim ve sanat alanlarının odağındaki “kavramsallaştırma” aracı, bir “imge deposu” . Masal, epik gibi din dışı anlatılardan başlayıp dinsel metinlerin ve ardından günümüzdeki bütün felsefi, edebi metinlerin bir tür zenginleştirme elementi, ayna.  Arapça “ayn” kökünün, Türkçe “göz” anlamına geldiği düşünüldüğünde aynanın bu derece sembol üretmesinin çıkış noktası “görmek” eylemi. Ancak eylem, onu gerçekleştiren öznenin(göz) önemsenmesi ve çoğaltılmasına dayanak olarak kalmıştır, denilebilir.[1]

Göz-ayna ilişkisinde de “görmek-göz” ilişkisinde olduğu gibi yer değiştirme yaşanır: Ayna, görmenin değil yansıtmanın öne çıktığı/çıkarıldığı pasif özneye dönüşür. Gözün organ olarak çağrıştırdığı anlamı çok aşan bir anlam çoğalmasıyla, bir metafor nesnesi olmayı unutturacak ölçüde öne çıkar. Yansıtmaya bakarak atfettiğimiz “pasif” sıfatı ise aynaya, anlam çoğalmalarının temelini oluşturması yanında ona pek de üstünde durulmayan “masumiyet” özelliği kazandırır. Bataille, “Edebiyat ve kötülük” adlı yapıtında, edebiyatın her yönden özgür olduğunu anlatmak adına  “… bir düzen kurma düşüncesinden tümüyle bağımsız kalarak yasakların ihlal edilmesi oyununu açığa” çıkarabileceğini belirtir. Böylece onun  “tehlikeli, tekinsiz ve düzen yıkıcı” olduğunun kabul ve önerisinin hemen ardından da  “Edebiyat, inorganik olduğu için hiçbir şeyden sorumlu değildir. Hiçbir şey ona dayanarak oluşmaz. O her şeyi söyleyebilir.”[2] der. Edebiyat nasıl ki her şeyi söyler ama sorumlu değildir, ayna da edebiyat gibi her şeyi gösterir ama hiçbir şeyden sorumlu değildir. Bu durumda aslında yukarıda söylediğim “masumiyet” onu yasal anlamda kurtarabilecek ama hukuksal ve etik anlamda insanın gözünde yargılanmaktan kurtaramayacak bir yerdir; “pasif” bir mevzî.

SUÇ VE AYNA

Oysa ayna, sözcüğün hem gerçek hem de mecaz anlamıyla bir “suç” aygıtıdır. Aynadan geçmek, geçen insanda,  son ve somut halini oraya bırakması nedeniyle bir  “temas tedirginliği” yaratır. “Temas tedirginliği” dediğim duruma “iz bırakma” da denilebilir. Kişinin kendisiyle ayna aracılığıyla temas etmesi, bedeni üstünden başlayan“dün-bugün” karşılaştırmasına yönelmesi; aynanın “gerçek” anlamıyla bir “suç” varlığı olduğuna işaret eder. Görmek istediğimize bakma olanağı tanıyan “şey”,  görmeyi istemeyeceğimiz fiziksel karşılaştırmaları zihnimizde öylesine çoğaltmıştır ki kendimizi yargıladığımız bir mahkemeye dönüşmüştür artık.

İnsanın kendisiyle karşılaşması, kendisini bir başka kişi olarak uzaklaştırması nedeniyle bir yabancılaştırma eylemidir aynı zamanda. Bir başkasıyla karşılaşma,( tanışma) ise “şiddettir.”[3] “Ben” kendisini bir başkası olarak gözlemlediğinde dış dünyadan edindiği bilgiyi kendisini nesne kılarak deneyimler. Özne ile nesnenin (bakan ile bakılan, yargılayan ile yargılanan, suçlayan ile suçlanan) aynı varlık olması, o varlığın imgesel düzlemde parçalara ayrılmasıdır. Ayna, yaptığı bu karşılaştırmaların doğurduğu kırılmalar nedeniyle bir “suç” aygıtıdır.

Suç, masumiyetine Lacan’ın  6-18 aylık bebeklerde uyguladığı  ve “ayna evresi” dediği psikanalitik  deneyimlemede de sürer. Çocuğun ilk kez kendisini anneden bağımsız bir varlık olarak gördüğü ve özne- ben’in ortaya çıkış süreci denilen  “ayna evresi” ne göre çocuk “bağımsızlık” olgusunu örtülü olarak tadar. Bir şempanzenin kayıtsız kaldığı aynadaki kendi görüntüsü, çocukta şaşkınlık yaratmakla birlikte kendisinin farkına varma eylemidir. Ama bu farkına varma eyleminde tehlikeli bir büyülenme vardır. Benliğinin farkına varmıştır. “Onu büyüleyen de tam budur. Ama aynı zamanda ele geçiren:  o özerklik ve hakimiyet vaadi.”[4] Çocuk, kendisinin farkına varmıştır ve artık “hakimiyet” kavramıyla tanışması “suç” kavramıyla da tanışacağının simgesel bir işaretidir. Ayna başkalarına karşı da kendimize karşı da işleyeceğimiz suçların, cinayetlerin ilk adımı ve tanığıdır. Sürecin ileri safhası hayatımıza “yüzleşme” kavramını taşıyacaktır.

AYNA: KAÇAMAZSIN AMA YANILIRSIN

Dün ile bugün karşılaştırması aynayı korkulan bir varlık haline getirir. Yazılan binlerce şiirdeki insana dair korku ve tedirginlik, aynanın sağladığı yüzleşme; aynayı tarihsel bir kimlik kılar. Görüntünün üst üste binmesi ve birikmesi aynayı “tanık” yapar. İnsanoğlu bu sayede “Tarih saçmadır.” diyen Ford şirketinin kurucusu Henry Ford’a “Tarih, yaptıklarınız yanında söylemediklerinizdir, yapamadıklarınızla zayıflığınızdır.” diyebilme gücünü biriktirir.

Kaçma isteği, yüzleşmenin doğuracağı utanç yanında kendisiyle karşılaştığında benliğinin kuyusuna sonsuza dek düşme tehlikesine de dayanır. Aynaya bakamamak, aynayı kırma isteği… bütün bunlarla doludur. Bu durum epizotlara yayılmış ortak mesajı olan öyküler yaratmıştır. Bu epizotlardan birini düşünür Bloch’ tan okuyalım:

Siyah Adam

Biri tam da yanıldığı için kendine daha da fazla baktı. Bir akşam geç saatlerde bir beyefendi arkadaşlarıyla bir otele girdiğinde tüm yataklar doluydu; biri hariç fakat o odada da çoktan bir zenci-Amerika’dayız- uyuyordu. Beyefendi odayı yine de tuttu, sadece bir gece içindi ve sabah erkenden trene yetişmeliydi. Bu yüzden otel uşağına sabah hem kapıyı çalmasını hem de yatağında-ama siyah adamınkinde değil de doğru olanında- uyandırmasını önemle tembihledi. O gece oldukça sert şeyler içildi hem de öylesine ki arkadaşları centilmeni paketleyip odasına kaldırmadan önce yüzünü kurumla boyarlarken o bunun farkına bile varmamıştı. Neyse, sabah otel uşağı yabancıyı uyandırır uyandırmaz adam dosdoğru gara koşturur, trene atlayıp kompartımana dalar, akabinde kendisini aynada görür ve yaygarayı basar: Yahu bu salak vallahi de zenciyi uyandırmış.”[5]

İroni bazen aynadır; ayna da bazen ironi. Ayna, saklı olanı orada bırakmaz. Derin suların diplerinde,  rüyalarımızda ve kalbimizde hep bir ayna… Ayna ayna iyi ki varsın.

 

[1] Georges Bataille’in “Gözün Hikâyesi” metni, bize “göz”ün gerçek anlamını hareket noktası olarak verip ucu açık bir düşünme evreni sunması açısından ilginç. Görmek ile erotizm, insan ile şiddet olguları yan yana getirilirken çıplak gözün gördüğü her şey, öylesine mercek tutularak verilir ki okur onu dışbükey bir aynadan okur.

[2] Bataille, Georges, Edebiyat ve Kötülük, Ayrıntı Yayınları, s.21

[3] Bütün tanışma anları, olağan akışın dışına çıkıştır. Olağanın dışına çıkışsa yeni bir tarih ve yeni bir tarih yazımı anlamına gelir. Ayna, bu niteliğiyle eski-yeni her şeyin ortak imgesidir, bir çatışma imgesi ama.

[4] Özmen, Erdoğan, “Lacan, ayna evresi ve Marx, Birikim Dergisi içinde, sayı:156.

[5] Bloch, Ernst, İzler, İletişim yayınları, s.40

Related Articles