ANAYASALARI HALK YAPAR MECLİS DEĞİL

Yazıya başlamadan şu savı ileri sürelim

1- Evren Anayasası Kürtleri sistemden tamamen kopardı

2- Kabul edilirse, Erdoğan Anayasası Alevileri, Liberalleri, Batıcı İslamcıları ve bir kesim Kemalisti sistemden koparıyor

3- Türkiye çok taraflı, karmaşık ve kaotik bir çatışma sürecine girer

Şimdi Türkiye Meclisinde Anayasa tartışmaları ve oylamaları sürüyor. Oylamadan ziyade niyet ve gayret babında görülüyor ki AKP’nin tümü, MHP’nin bir bölümü ve CHP’nin milliyetçi kesimleri bu süreci destekliyor. HDP ve CHP’nin içindeki demokrat kesim ise karşı çıkıyor.

Ama bu Anayasa talebi ve buna yaklaşım daha ziyade iktidarı ele geçirme niyeti üzerine şekillenmektedir. Yani halkın tümünü kapsayacak, onların ortak vicdanı olacak, güç ilişkilerini adil şekilde düzenleyecek, hukuk, yasalar ve kurumlarla teminat altına alacak bir özden, bir felsefeden uzaktır.

Dünyanın hiçbir yerinde bu tür anayasalar tutmamıştır. Anayasa olmamıştır. Darbecilerin çıkarcların güçlerinin tükendiği an, yasaları da rafa kalkmıştır.

Anayasa yapımı gerçek bir halk mücadelesini ve uzun bir tarihsel süreci gerektirmektedir. ABD’de koca Kuzey-Güney savaşı gerçekleşti. Büyük bir iç savaştı ve ancak Anayasa gibi ortak bir uzlaşmayla sonuçlandı. Fransız devrimi ilk elde şeklinememiştir. Güç mücadeleleri, Cumhuriyetler ve Anayasal süreçler sonucunda bir düzeye varmış ve şekillenmiştir. Halen de tartışılıyor, değişiyor ve şartlara göre yenileniyor. Almanya’da mezhep savaşları, birleşme süreci, birinci ve ikinci dünya savaşları gibi bir süreç sonunda bugünkü Anayasa ortaya çıkmıştır.

Anayasalar denge yasalarıdır. Bütün azınlıkları, farklılıkları, çoğunluğun hakimiyeti karşısında korur. Her türlü iktidar, sermaye, din, ideoloji, etnik imtiyazlara, militarizme karşı öteki tüm kesimleri korur ve bu güç sahiplerini de sınırlandırır. Eğer böyle olmazsa Anayasa olma özelliği kalmaz. Kapsayıcı olmayınca, kendini bir şemsiyenin koruması altında hissetmeyen kesimler başka arayışlara yönelirler. Kendilerini korumaları ve bunun için örgütlenmeleri, mücadele etmeleri, alternatif sistemlerini oluşturmaları gerekir. Bu bazen ülkenin bölünmesine, bazen uzun süreli savaşlara, bazen ekonomik ve toplumsal krizlere yol açar. Sonuçta her zaman kronik bir problem meydana gelir.

Türkiye’de şu an ki Anayasa tartışmaları yukarıda belirttiğimiz ihtiyaç duyulan tüm anlayışlara ve gerekliliklere terstir. Bir gücün mutlak iktidarını temin altına almayı öngörmektedir. Bundan dolayı birçok toplumsal kesim zarar görmektedir. Kürtler başta olmak üzere tüm etnik kimlikler, Aleviler başta olmak üzere tüm farklı inanç kesimleri, seküler kesim başta olmak üzere farklı düşünce ve yaşam tarzına sahip olan tüm toplumsal yapılar bu sistemden rahatsızdır. Bu sistemde yer bulmaları mümkün değildir. Öyle veya böyle tepkilerini ortaya koyacaklardır.

Nihayetinde Kürtlerin direnişinin bir nedeni de bu sistemin hiç bir noktasında kendilerinin temsilinin olmayışıdır. İktidar sahiplerinin bu tavrı ve yaklaşımı sürdükçe bölünme dahil Kürtler her opsiyonu kullanacaklardır. Bu bir zorunlu tercihdir. Çünkü Kürtlerin varlıklarını teslim etmeleri, varlıklarından vazgeçmeleri mümkün değildir. Diğer farklı kesimler için de böyledir.

Haliyle Türkiye’de henüz gerçek bir Anayasa tartışması ve çalışması yoktur.

Anayasa mecliste değil sokakta, cephede, meydanlarda halkların mücadelesiyle şekillenir.

Related Articles