Aman dikkat! Gündemi çalmaya çalışıyorlar-Ferda Çetin

Devrin birinde sihirbazlıkla uğraşan bir adam varmış. Sıradan bir cambaz iken, mesleğini o kadar ilerletmiş ki giremediği kılık, yapamadığı oyun kalmamış. Sonunda karar vermiş; kendisi ve seyircileri için eğlendirici hale getirdiği el çabukluğu ve sahne dalaverelerini, tek başına devlet yönetme işine dönüştürmüş.

Oyun büyümüş, seyirciler çoğalmış.

Şimdi artık o küçük kasaba duvarlarına asılmış, ortasında ampül bulunan sirk afişlerindeki uzun bıyıklı adam, dünyanın huzurunda.

Reuters, BBC, Associates Press ve TASS gibi büyük ajanslar, bu oyunu tüm dünyaya taşıyor.

Fakat küçük kasabanın sirk çadırındaki sihirbazlık numaraları bu kez pek işe yaramıyor. Hokkabazlık, sahne dalavereleri, el çabukluğu ve illüzyon, kamera ve video kayıtları ile tespit ediliyor; film geriye sardırılarak ağır çekimlerle her şey görünür hale getiriliyor.

İnat bu ya, kasabanın sihirbazı, sirk çadırındaki eski ve bayatlamış numaralarla dünyayı da aldatacağını sanıyor. Her şey açık ve görünür olduğu halde; “hayır siz yanlış görüyorsunuz, o tarafa değil bu yöne bakın” diyor.

Amerika’da, İran’a yönelik ambargoyu delmek suçlamasıyla, TC devletinin, vatandaşlarının ve devlet bakanlarının yargılandığı büyük bir dava sürüyor. Dava, Türk devletinin İran ambargosunu delme, kara para aklama suçlamasıyla birlikte; uluslararası yasalarla, terörist örgüt ilan edilen İran Devrim Muhafızları’nı finanse etme suçlarını içeriyor.

Öte yandan Tayyip Erdoğan’ın ailesinin, doğrudan karıştığı bir vergi kaçırma ve kara para aklama davası gündemdedir. Erdoğan’ın oğlu, eniştesi, ağabeyi, özel kalem müdürünün; vergi kaçırmak, kaynağı belli olmayan parayı legal hale getirmek amacıyla, Man Adası’ndaki paravan şirkete yatırdıkları milyon dolarlar, belgeleri ile ispatlanıyor.

Tayyip Erdoğan, yardımcıları ve AKP basını, tam da böyle bir süreçte, derhal istifa gerektiren bu ağır suçları sıradanlaştırma, basitleştirerek geçiştirme çabası ve telaşı içine giriyorlar. Türkiye’de işe yarayan o bilindik numaraya başvurarak, asıl gündemi tali gündemlerle unutturma faaliyetine hız veriyorlar.

Türkiye’deki günlük gazetelerin birinci sayfalarını, aynı sayfada ve aynı anda görme imkanına sahip olan herkes, Tayyip Erdoğan faşizminin, “gündem oluşturma” işini nasıl bir organizasyon içinde yürüttüklerini de görecektir. Önce algı yaratılır, ardından da bu algı yönetilir.

New York’taki mahkeme ve davadaki ağır suçlamalar Türkiye’nin asıl ve temel gündemi iken, Tayyip Erdoğan ve AKP medyası, sözde ABD ve İsrail’e karşı Kudüs savaşı açıyor. Artık nasıl, hangi güçle yapacak ve kimden kurtaracaksa; “Kudüs’ü yine biz kurtaracağız” diyecek kadar da hokkabazlığı abartıyor.

Tayyip Erdoğan ve ailesinin baş aktörü oldukları Man Adası hırsızlığı gündeme girer girmez, içişleri bakanlığı ile AKP savcı ve hakimleri devreye girerek, CHP’li belediyelere operasyon başlatıyor. Yetmedi, televizyonlarda Rıdvan Dilmen gibi kullanışlı gerzeklerini devreye sokuyorlar; “Tayyip Erdoğan’a baktığım zaman, parkasız Deniz Gezmiş’i görüyorum.”

25 yıllık ömrünü haksızlık, hırsızlık ve yolsuzluklara karşı savaşla geçiren Deniz Gezmiş’i, bu dönemin en azılı faşisti ve hırsızına benzetmeye çalışmak, hiç kimseye inandırıcı gelmese de, asıl gündemi unutturmak için ve bir süreliğine etkili olabiliyor.

Faşistlerin, işkencecilerin, hırsız ve dolandırıcıların yaratmak istediği gündeminin peşine takılmak, benliğimizden, özgürlüğümüzden ve mücadele gerekçelerimizden kopmakla eş anlamlıdır.

Çünkü bir toplumun özgür olup olmadığının en önemli kriterlerinden biri de, kendi gündemini kendisinin oluşturup oluşturamadığı sorunudur.

Gündem oluşturma, demokrasinin belirleyici ve kapsayıcı işlevlerinden biridir. Sözcük düzeyinde bile gündemi kontrol eden sonucu da kontrol eder. Gündem oluşturma işini yönetenlere, toplum mühendislerine veya kendiliğindenliğe bırakmak, haklardan ve sorumluluklardan vazgeçmek demektir.

Tayyip Erdoğan ve AKP medyasının oluşturmak istediği gündemin peşine takılmadan, kendi gündemlerimizi yaratmak ve bu gündemleri ısrarla takip etmek; egemen sistemin bir parçası ve yöneten-yönetilen ilişkisinin nesnesi olmadığımızın ifadesi olduğu kadar, özgürlüğümüz için de bir zorunluluktur.

1202
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles