Aliev rejiminin kirli bohçası açıldı

Neoliberal diktatörlüklerin işledikleri suçların dosyaları yavaş yavaş açılmaya başlandı. Bu çerçevede geçtiğimiz günlerde Azerbaycan uluslararası medyada iki önemli haberle baş köşeye oturdu. Bunlardan biri (1)yaz başında yayınlanan Bulgaristan merkezli bir dosyaydı. Bulgaristan’ın Trud gazetesi haberi ilk yayınlandığında fazla ilgi görmezken, haberi yapan Dilyana Gaytandzhieva’nın Ağustos sonunda işini kaybetmesi ve ülkesinin istihbarat örgütü tarafından sorgulanması basına yansıyınca haber yeniden dikkatleri çekti.

Haberi özetleyecek olursak kısaca şöyle: Gaytandzhieva tarafından yapılan araştırmaya göre Azerbaycan devlet şirketi Silk Way Airlines kullanılarak 350 uçak dolusu ağır silah ve cephane, son üç yıl içinde, diplomatik koruma altında, dünyanın çeşitli yerlerindeki silahlı gruplara ya da devletlere gönderilmiş. Bilginin, sızıntının kaynağı olarak Bulgaristan’daki Azeri elçiliği gösteriliyor.

Gaytandzhieva’nın yayınladığı dosyalarda, Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı ve Azerbaycan’ın Bulgaristan Büyükelçiliği arasındaki yazışmalar da var. Bu dokümanlar arasında, silahlar için Bulgaristan ile aralarında Suriye, Irak, Birleşik Devletler, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve İsrail dahil birçok diğer Avrupa ülkesine iniş ve/veya transit geçiş düzenlenen diplomatik izin belgeleri bulunuyor. Gaytandzhieva’nın iddiası şu Batılı silah şirketleri hem Suriye savaşında hem de dünyanın çeşitli yerleri (mesela Kongo, Burkina Faso, Pakistan) DAİŞ, El Nusra gibi gruplara silah transferi yaptılar. Bunu bazen de dolaylı yollarla Suudi Arabistan, BAE gibi ülkeler üzerinden gerçekleştirdiler.

Bu iddialara Azeri yönetiminden bir yanıt gelmedi. Yukarıda dile getirilen iddiaların tamamının doğruluğunu bilmemiz olanaksız. Hatta Gaytandzhieva’nın Esad yönetimine yakın olduğu (dolayısıyla Rusya’ya)bu nedenle maniplasyon yapabileceği iddiaları yazılıyor. Burada bir diğer dikkat çeken şeyse Katar ve Türkiye’nin çetelere silah sağlamadaki rolleri adeta unutulmuş. Bunun yerine Aliev’in Kürtlere de silah sevkiyatı yaptığı ve bunu Aliev’in Kürt kökeninden dolayı yaptığı da iddia edilmiş.

Sabit olan bir gerçek ise şu: bir biçimde silah şirketleri Ortadoğu’daki savaşta en azından silah satarak rol oynadılar. Bunu çeşitli devletlerin işbirliği ve teşvikiyle, kaçakçılıkla ancak sağlayabilirlerdi, MİT tırları örneğinde olduğu gibi. Belgelere bakıldığında diplomatik dokunulmazlık altında bazı uçuşların yapıldığı gözüküyor. Bunun nedenleri açıklanmak zorunda. Olayın bir diğer yönü ise böyle bir silah trafiğinin varlığından istihbarat örgütlerinin haberdar olmamasının olanaksızlığı. Sonuçta adı geçen ülkeler de Aliev yönetimiyle bu anlamda ortak sayılır. Bu da zülfü yare dokunan bu habere dönük Batı medyasının ilgisizliğini belli ölçülerde açıklıyor. Hata bırakın ilgisizliği yer yer Aliev rejimi adına mazeret üretmeye çalıştıkları da dikkatten kaçmıyor. Aliev rejiminin bu işten aklanarak çıkmaya niyeti var mı bilmiyoruz ama suskun kalarak sadece, gazeteciliğin yapılamadığı ve muhalefetin olmadığı ülkesindeki insanları milliyetçi yalanlarla kandırabilir.

Batı medyasının yakinen ilgilendiği diğer habere geçecek olursak özetle şöyle: Azerbaycan’ı yöneten elitler, 2,9 milyar dolar değerinde gizli bir fonu Avrupalı siyasetçilere ve gazetecilere para dağıtmak, lobicilik faaliyetleri yürütmek, lüks ürünler satın almak ve kara para aklamak için kullanmış. Uzun bir çalışmanın sonunda Aliev rejiminin suçlarını sergileyen kapsamlı bir rapor hazırlanmış. Bu raporu Avrupa’nın bir çok ülkesinden medya kuruluşlarının bir araya gelerek oluşturduğu Organize Suç ve Rüşvet Kaydı Projesi (Organized Crime and Corruption Reporting Project ) adı altında  bir ekip kamuoyuna sundu. Raporun odağını kara para aklama ve rüşvet dağıtmak gibi suçlar olsa da örneğin 2004 yılında Budapeşte’de Ermeni subay Gurgen Makarian’ı öldüren Azeri Ramil Safarov’un,(2) 7 milyon dolar karşılığında Macaristan tarafından Azerbaycan’a iade edilmesi gibi dikkat çekici olaylar da var.

Bütün bu ortaya saçılan suç belgelerine karşı Aliev “ Bu iddialar gerçek dışı gülünç, bunun sorumlusu Ermeniler ve Soros’tur” deyip kenara çıkmanın yolunu arıyor. Yani benzeri antidemokratik rejimlerde de olduğu gibi “olağan düşmanlar” üzerinden demogajiye başvurarak yaptıklarının unutulacağını sanıyor. Muhtemelen milliyetçilik hastalığına tutulmuş bir kısım Azeri Aliev’in sözlerini alkışla karşılamıştır. Zamanlamayı manidar bulup niye şimdi diye soranlar da vardır kuşkusuz. Çünkü en azından Azerbaycan yönetiminin Avrupa kurumlarında rüşvet dağıttığı daha önce basına defalarca yansımıştı. Hatta Erdoğan rejimi adına da Avrupalı parlamenterleri etkilemek için rüşvet verdiği de bilinmekteydi. Sahiden niye şimdi? Birinci ve ikinci haber arasında mantıksal bir paralelelik olsa da aynı merkezler tarafından kotarılmadığı açık. Ama ortak zemini sağlayan bir şey var. Postmodern savaşın Suriye cephesindeki gelişmeler. Burada kaybedenlerin ve kazananların bütün bu savaşın “günah keçileri”ni yaratma ve “bedel” ödetme zamanı. Bu zemindeki çatışmaların burada kalmayacağı, devamının geleceği şimdiden görülebilir. Rıza Zarraf davasının kapsamının genişlemesi, yeni tutuklama kararları da aynı paralelde ilerleliyor. Ancak şunu da unutmamak lazım “hesaplaşanlar” bir anlamda eski ortak hem de suç ortağı bu yüzden yeniden uzlaşmaları da süpriz olmamalı.

(1)Haberin linki burada merak edenler okuyabilir: https://trud.bg/350-diplomatic-flights-carry-weapons-for-terrorists/

(2)Safarov olayının geçmişiyle ilgili bilgi burada bulunabilir: https://m.bianet.org/bianet/dunya/140670-yeni-bir-ulusal-kahraman

Aykan Sever

Related Articles