AKP, İnşaat, Rant ve Çürüme II

Bir önceki yazıda(1), AKP’nin 15 yıllık iktidarı döneminde inşaat odaklı büyümenin nedenleri ve şartlarını irdeledik. Bu çalışmada ise inşaat sektörünün üretimin merkezine konulmasının pratik uygulamaları, kentleşmede yarattığı sorunlar, siyaset-rant ilişkisi incelenecektir.

 

Sermaye birikiminin en kestirme yollarından biri toprak rantından elde edilen kazançlardır. Zira diğer sektörlerde sermaye birikimi, göreli olarak daha uzun süreci gerektirir. Teknoloji, bilgi birikim, kalifiye işgücü ve pazar süreci daha uzun süreli üretim ilişkilerine gereksinim duyar. Ancak gayrimenkul ve toprak rantı, siyaset üzerinden kısa vadede büyük sermaye birikimine yol açar. Bunun için hükümetlerin, yerel yönetimlerin inşaat firmaları ile çıkar temelli etkili bir bağ kurması yeterlidir.

 

AKP hükümetlerinin son yıllardaki ekonomi politikaları oldukça eleştiri konusu olmaya başladı. Özellikle büyümenin karakteri ve kendisinden beklenen sonuçların ortaya çıkmaması bu eleştirilerin temel noktasını oluşturuyor. Bu eleştiriler, teknoloji ve katma değer yaratmayan, işsizliği azaltmayan, gelir dağılımını bozan, rant yaratan ve kalkındırmayan  inşaat odaklı büyümeyedir.

AKP, iktidara geldikten sonra hedefine koyduğu temel politikalardan biri özelleştirmeydi. Daha önceki hükümetler döneminde başlayan özelleştirmeler bu dönemde kesintisiz ve sınır tanımadan sonuçlandırıldı. Devletin ekonomideki rolü sınırlandırılırken, büyük altyapı yatırımları ve TOKİ enstrümanı ile inşaat sektörü üzerinden büyümede önemli rol oynadı.

Hemen belirtelim ki AKP hükümetleri tarafından tercih edilen politikalar, daha önceki hükümetler döneminden süre gelen, ekonomi politikalarının ve yapısal sorunların bir sonucudur. IMF ve Dünya Bankası (DB) kaynaklı istikrar paketleri, stand by anlaşmaları ve neo-liberal anlayışın sonucudur. AKP, bu tıkanmışlıkta bir gedik açmıştır. Kendi iktidarını sürdürmenin ve sermaye birikiminin kendi yandaşlarına aktarımı için fırsata çevirmiştir.

 

AKP iktidarı döneminde yüksek büyüme rakamlarına ulaşmasında inşaat sektörünün önemli rol oynaması tesadüf değildir. Sektörün ekonomi içerisindeki doğrudan payı %8 dolayındadır. Dolaylı payı ise kendisine bağlı  farklı sektörler hesaba katıldığı  zaman %30 düzeyindedir.  Toplam istihdam içinde inşaat sektörünün payı yüzde 7-7,5 civarındadır.

 

İnşaat sektörünün büyüme performansına baktığımızda,  2001 krizinin ardından hızla küçülmüş ancak 2002’de itibaren toparlanma sürecine girmiştir. 2004-2006 yılları arasında yükselişe geçmiş, ve 2006’da yüzde 25,96 ile rekor kırmıştır. 2007’de yüzde 10,58 ile düşen performans 2008 yılında Amerika’da başlayan finans krizinin etkisiyle küçülmüş ve bu yıl inşaat sektöründe büyüme oranı yüzde 4,23’le sınırlı kalmıştır. 2009’da ise yüzde 15,39’luk küçülmenin ardında tekrar büyüme trendine geçmiş ve 2010’da yüzde 14,17’lik performans yakalamıştır.

İnşaat sektörü 2011 yılında ise yüzde 24,74’lik büyüme ile yeni bir zirve yapmıştır. Tablo dada görüldüğü üzere diğer yıllarda da sürekli dalgalı bir seyir izleyen sektör 2015’te yüzde 4,9 ve 2016’da ortalama yüzde 7 civarında büyüme ile düşük bir profil izlemiştir.

Sonuç itibariyle tablodan ortaya çıkan büyüme oranlarına baktığımızda dengeli bir büyümenin söz konusu olmadığını gözlemliyoruz. Büyüme trendi büyük M şeklinde bir görüntü çiziyor. Kriz dönemlerinde en çok iflaslar, piyasadan çekilmeler bu sektörde yaşanmaktadır. Sektörün yapısı gereği girişlerde bu kadar kolay olmaktadır.

 

Yıllar

Endeks Değişim oranı Endeks Değişim oranı
2011 146,11 24,74 120,54 11,11
2012 158,21 8,28 126,32 4,79
2013 180,41 14,03 137,04 8,49
2014 189,44 5 144,12 5,17
2015 198,73 4,9 152,86 6,06
2016 213 7,2 157,3 2,9
 

Kaynak: Türkiye istatistik Kurumu , Türkiye İnşaat İşverenler Sendikası, Nisan 2017

 

Rakamlar ve tarihsel seyir dikkate alındığında inşaat sektörünün ülkedeki temel sektörlerden biri olduğu görülmektedir. Haliyle sektörün gelişiminin, kalkınma ve büyüme  ile uyumlu ve sürdürülebilir olması beklenir. Ancak inşaat sektörü temelli büyümenin sürdürülebilir olmayacağını hükümetin en kıdemli bakanlarından Ali Babacan, 10 yıl sonra itiraf etmek zorunda kalmıştı. Elbet bu büyük tepki toplamıştı (3). Ama Babacan dışında benzer açıklamalar yapan kuruluşlar da vardı. İstanbul Sanayi Odası (İSO) gibi önemli kuruluşların başkanların ve üyelerin de aynı vurguyu yapmaktaydılar. Hatta onlar daha tehlikeli bir duruma işaret etmektedirler. İnşaat sektöründeki devasa rant ve yüksek karlar genç sanayicileri cezb ediyor, bu alana yönelmelerini teşvik ediyor. Bu ise uzun vadede teknolojik gelişme ve sanayileşmenin gelişimi ve sürdürülmesi açısından büyük riskler barındırmaktadır. İSO tarafından açıklanan 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2016 Raporu da bu riski gözler önüne sermektedir. Rapora göre İstanbul merkezli sanayi kuruluşlarının sayılarında düşüş tespit edilmiş, buna karşılık sanayiden çıkan firmaların inşaat sektöründe faaliyete geçtiği görülmüştür.

Related Articles